SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
Kıbrıs Gerçeği
31 Temmuz 2008 Perşembe 08:43
''İngiltere Başbakanı Benjamin Disraeli, 1840lı yıllarda hazırladığı raporunda,Ortadoğuya hâkim olmak isteyen devlet, Kıbrıs adasına da hâkim olmalıdır.''



KIBRIS GERÇEĞİ

I. BÖLÜM (31.07.2008)

Ortadoğu’ya hâkim olmak isteyen, Kıbrıs’a hâkim olmalıdır

Kıbrıs’tayız. 

Asırlardır, küresel güçlerin nüfuz mücadelelerine sahne olan, uluslararası çatışma alanı içerisinde yer alan, her gün ayrı bir diplomatik manevraya maruz kalan adada…

21. yüzyılın en stratejik enerji kavşaklarından biri olan, dolayısıyla ABD ile AB arasında hegemonya savaşına maruz kalan, hatta Rusya, İsrail, Çin ve bölge ülkelerinin de etkinlik kurmaya çalıştığı dünyanın en hareketli bölgesinin merkezinde…  

Maskeleri düşüren, gerçek yüzleri ortaya çıkaran, insanlığı felakete sürükleyecek plan ve projelerin uygulama ve kontrol edilmesi noktasında jeopolitik ve jeostratejik önemi olan Kıbrıs’ta…

Emperyalistlerin istikrarsızlaştırma ve nüfuz alanlarını kendi çıkarları doğrultusunda yeniden düzenleme politikasını güttüğü Akdeniz’in kavşak noktasında yer alan Kıbrıs, hiçbir dönemde istikrara kavuşmadı. Hatırlayacak olursak;  1950’lerde ABD, Lübnan ve Ürdün’e; İngiltere de Mısır’a Kıbrıs’taki üslerden saldırmıştı. Yine ABD, bu toprak parçasında yarım asırdan bu yana Ortadoğu, Orta Asya ve Kafkasları izleyen büyük bir dinleme üssüne sahip.

 İngilizler, bu adaya gözlerini yüzyıllar öncesinden dikmişlerdi. İngiltere Başbakanı Benjamin Disraeli, 1840’lı yıllarda hazırladığı raporunda,“Ortadoğu’ya hâkim olmak isteyen devlet, Kıbrıs adasına da hâkim olmalıdır. Dolayısıyla İngiltere, Akdeniz içinde hâkimiyet kurmak için Kıbrıs’a egemen olmalıdır” diyerek adayı hedef gösteriyordu. 1957-1963 yılları arasında İngiltere’de başbakanlık yapan Maurice Harold Macmillan ise, “ Kıbrıs adasını elinde tutan, Türkiye’nin arka kapısını ve İskenderun limanını kontrol altında tutar” diyordu.

 İngilizlerin asırlar öncesinden adaya ilişkin görüşleri bu şekildeyken, Türkiye’de bugün kimi çevreler Kıbrıs’ın stratejik öneminin abartıldığını iddia ediyor.

KKTC kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş ise farklı düşünüyor, Kıbrıs’ın büyük bir stratejik öneme sahip olduğunu söylüyordu.

Denktaş ile randevu

Öğleden önce KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile randevumuz var. Denktaş’ın eski yaveri Albay Naci Erçal, yüzünde bir tebessümle bizi kapıda karşıladı. Rauf Denktaş görevden ayrılmasına rağmen çok yoğundu. Bir heyet gidiyor, diğer bir heyet görüşmeye geliyordu. Randevu saatimiz biraz geçmişti. Çünkü Kıbrıslı gençlik temsilcilerinin Denktaş ile görüşmesi devam ediyordu. Bu nedenle bizi yan odaya aldılar. Önceden de tanıdığım Naci bey ile bu arada sohbete dalıyor, Kıbrıs hakkında kısaca bilgiler almaya çalışıyoruz. Gençlerin yoğun ilgisi dikkatimizi çekiyor. Naci bey bu durumu “gençlerin çoğunluğu artık gerçekleri görmeye başladı” şeklinde yorumluyor.

Haber Müdürümüz Mehmet Terzi, Kanal 24 spikerlerinden Buse Biçer ve Bulgaristan Ulusal Televizyonu muhabirlerinden Nihal Özergan’dan oluşan biz gazeteci grubunu içeri davet ettiler. KKTC’nin deneyimli lideri karşımızda duruyordu. Tebessümüne rağmen ciddiyetini muhafaza ediyordu. Kısa bir tanışmanın ardından zamanımızı iyi kullanmak için söyleşiye geçtik. Çünkü sorulacak çok sorumuz vardı…

Söyleşi sırasında konu Kıbrıs’ın stratejik önemine geldi.

Denktaş, “Strateji anlamında alfabetik bir gerçek vardır, o da şu ki bir ülkenin savunması kendi sınırından değil, dış hatlardan başlar... Yani Türkiye, Kıbrıssız kalırsa dış hattından olur” diyordu.

“Türkiye’yi de kontrol edeceğiz.”

Yugoslavya, Çekoslavakya, Endonezya gibi ülkelerde ayrılık isteyen güçlerin Kıbrıs’ta birleşme yönündeki çabasını sorduğumuzda, “AB üyelerine makamdayken gelip beni gördüklerinde, ‘Nedir bu Kıbrıs’a olan düşkünlüğünüz,’ diye soruyordum. ‘Stratejik ihtiyacımız var diyorsunuz, bunu anlamıyorum, nedir bu mesele?’ dediğimde şöyle cevap veriyorlar: Petrol kuyuları var. Bunların etrafında köktendinci(!) hükümetler var. Bunlar buradan aldıkları paraları terörizme harcıyorlar. Dolayısıyla biz bunları kontrol etmek zorundayız. Diyorum ki, ‘Peki Türkiye sizin NATO müttefikiniz ve Kıbrıs üzerinde 1960 antlaşmalarıyla stratejik haklarını elde etmiş, korumuş bir ülke Türkiye’yi niye adadan çıkarıyorsunuz? Niçin bunun için uğraşıyorsunuz?’ Cevapları çok ürkütücü: “Gün gelir Türkiye de köktendinci bir idareye dönüşebilir. Türkiye’yi de kontrol edeceğiz.” Demek ki Kıbrıs’ı bir Hıristiyan gözetleme kulesi haline getirmek istiyorlar. Türkiye dahil bütün İslam alemine karşı yapılan plan bu” cevabını verdi.

 “Kıbrıs konusunda yürütülen diplomatik girişimler, görüşme maratonu…”

“ Klerides 1974 öncesinde şöyle diyordu: Bizim içimizde artık Türk cumhurbaşkanı yardımcısı yok, Türk makamları yok, bakanlar yok, Türk kursları yok... Tüm bunlara rağmen dünya bizi meşru Kıbrıs hükümeti olarak tanıyor. Neden biz Türklere taviz verecekmişiz? Ya istediklerimize gelecekler, ya çekip gidecekler!” 1974 öncesiydi bu. Daha sonra 2001 yılında Lion Konferansı’ndan çıkarken bir gazeteci ‘Denktaş’a taviz mi verdiniz?’ diye sormuştu Klerides’e. O da yalnızca gülümseyerek toplantı salonundan çıkmıştı. Herhalde gazetecinin bunu yazacağını düşünmedi. “Ne tavizi,” diyor, “bilmiyor musunuz, biz masaya taktik icabı geliriz. Taktiğimiz bunca yıl gayet başarılı olmuştur. Taktiğimiz Türk tarafını uzlaşmaz göstermektir ve başarıyoruz da.” Ve o dönemde bizi uzlaşmaz göstermek gayet kolaydı, çünkü bütün dünyanın tanıdığı Rum idaresini biz tanımıyorduk” dedi.

“Denktaş’ın vizyonu ayrılık, benimki ise birleşme üzerine kurulu”

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a soruyorum: "İlk seçildiğinizde Denktaş ile aranızda büyük bir vizyon farkı olduğu gözleniyordu. Zaman geçtikçe, AB ve Rumların tutumu nedeniyle söylemelerinizde bir yakınlaşma olduğu gözlemleniyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?"

“Vizyon farkımız devam ediyor. Sayın Denktaş, Kıbrıs sorununun çözümünde iki kesimli iki toplumlu siyasi ilişkilere dayalı federal bir çözüm istemiyor. Denktaş beyin vizyonu ayrılık üzerine kurulmuştur. Benim ise birleşme üzerine kurulmuştur.” 

"Referandumdan evet çıksaydı gerçekten çözüme ulaşılabilinecek miydi?"

"Ulaşılacaktı tabii” Bunun ne kadar yaşayabilir olduğu da sorgulanır olacaktı ama eğer referandumdan olumlu sonuç çıksaydı bugün Türkiye’nin AB müzakere başlıklarının sekizi askıya alınmayacaktı. Hatta tam tersine Türkiye’nin AB üyesi ülkelerle ve birleşik Kıbrıs devletiyle de çok yönlü ilişkileri olacaktı. Birleşik Kıbrıs devleti de anayasa gereği Türkiye’nin AB üyeliğini desteklemek zorunda olacaktı. O nedenle Türkiye AB’ye doğru hızlı bir şekilde ilerlerken, Kıbrıs da doğal olarak iyi bir noktada olacağından, iki halk arasında çok daha iyi bir sonuç elde edilecekti. Bir de duraksamaksızın bir AB sürecini hem Türkiye hem de biz barış sürecini yaşayacaktık."

Yarın: Kıbrıs, bizim hiç de yabancı olmadığımız bir ada

Bu haber toplam 835 defa okunmuştur
Diğer Başlıklar

    » Piyasalar
$ USD
1.6860
€ Euro
2.1170
IMKB
21.116
Altın
39.90
Mehmet Ali ÖZTÜRK
ozturk158@hotmail.com
Nevzat LALELİ
Behçet BÜYÜKGÖKMEN
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Tüm Yazarlar
    ANKARA 20.11.2008
İmsak
-
5:02
Güneş
-
6:31
Öğle
-
11:41
İkindi
-
14:14
Akşam
-
16:39
Yatsı
-
18:01
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008