SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
Çanakkaleden İsraile Giden Yol
17 Mart 2008 Pazartesi 22:33
Kınalı kuzuların gül bahçesine girercesine şahadete atıldığı bir destandır Çanakkale Metrekareye 6000 merminin ve 50 cesedin düştüğü bir destan.



Eğer biz 2 Kasım 1917'de Balfour Deklerasyonu ile Filistin'de yurt edinme konusunda söz aldıysak, buna ulaşan yol Gelibolu'dan geçmiştir.."
                                                            
                                                                        Wladimir Jabontinsky 
Enes İlhan POST
 
            Çanakkale Deniz Zaferi’nin 93. yıldönümünde şehitlerimizi şükranla yad ediyoruz. Son yıllarda toplumumuzda bu konuda ciddi bir bilincin oluşması, devlet yetkililerince resmi programların tertiplenmesi, konu ile ilgili bir çok eserin yazılması bizleri sevindirmektedir.
 Tarih boyunca hiçbir millete nasip olmayan ve yüce Türk milletinin kahraman evlatlarınca verilen bir büyük mücadelenin, şairin ifadesiyle, Bedr’in  aslanlarının kükrediği ateşten bir imtihandır Çanakkale…
 
                Kınalı kuzuların gül bahçesine girercesine şahadete atıldığı bir destandır Çanakkale… Metrekareye 6000 merminin ve 50 cesedin düştüğü bir destan. Adını cephede “Muallimler Tümeni” olarak duyuran okumuş aydınların milletimizin düşünen beyin kadromuzun toprağa gömüldüğü bir destan. Sultan Abdülhamit’ in yetiştirdiği neslin iman ile kükrediği, Milli mücadelenin ileri gelen kumandanlarının savaş laboratuarıdır Çanakkale…Asırlardır yorgun düşmüş bir milletin, milli mücadelesinin önemli bir girişidir Çanakkale…
            Çanakkale’de binlerce destandan birkaç örnek ile Çanakkale şahitlerimizi yad edelim.
           
Nusret Mayın Gemisi
 
            Müstahkem Mevki Komutanı Cevat (Çobanlı) Paşa, bir gece Resulullah (S.A.V) Efendimiz’i görür rüyasında. Rüyasında kulağında yankılanan ses şöyle demektedir: “... Deniz üzerine bak! Denize doğru nazar eden Cevat Paşa dalgalar arasında çiçeklerle bezenmiş pırıl pırıl “Kef” ve “Vav” harflerini görür. Bu rüyada nur, zafere işaretti, Kef ve Vav harfi ise ebced hesabına göre 26 rakamını işaret ediyordu.Almanların işe yaramaz dedikleri Türk yapımı elimizde kalan son 26 mayın Anadolu yakasına yakın kıyıya paralel döşenecekti.
            Cevat Paşa, daha sonra Nusret Mayın Gemisi Komutanı Yüzbaşı Hakkı Bey ile Yüzbaşı Hafız Nazmi Bey’i makamına çağırır ve mayınları nereye dökecekleri konusunda plan yaparlar. Ve plan gereği bu sırlı 26 mayın Kumbağı Burnu ile Soğanlıdere arasına iki sıra halinde Boğaz’a paralel olarak tekbir ve dualarla dökülür. 17 Mart gecesi görevini başarıyla tamamlayan Nusret, geri dönerken İtilaf donanmasına yakalanmak üzeredir. O da ne! Gaybden gelen bir nurlu ışık İtilaf zırhlısının projeksiyonu ile kesişince Nusret kendini fark ettirmeden Marmara’ya doğru süzülür. Ve ertesi gün 18 Mart 1915 sabahı İngilizlerin en büyük zırhlılarından Irresistible ve Ocean zırhlıları, Nusret’in sabaha karşı döktükleri mayınlara çarparak herkesin şaşkın bakışları arasında Boğaz’ın dibini boylarlar. İşte bu olay bizim denizdeki ilk taarruzumuz olur. Aynı gün Seyit Onbaşı destan yazar.
 
           Ezineli Yahya Çavuş
 
Bir kahraman takım ve de Yahya Çavuş'tular.
Tam üç alayla burada gönülden vuruştular.
Düşman, tümen sanırdı bu şahane erleri...
Allah'ı arzu ettiler, akşama kavuştular…
            Denizden geçemeyen düşman 25 Nisan Sabahı Gelibolu’nun en uç noktası olan Arıburnu’n dan Ertuğrul Koyu üzerinden çıkartma yapar. Fakat Yahya Çavuş ve arkadaşlarından inanılmaz bir cesaret öyküsü…Tabur komutanı şehit düşünce, komutayı 21 yaşındaki Yahya Çavuş alır ve sadece 67 kişilik kuvvetiyle İngilizlere kök söktürür. Tam 12 saat boyunca 3000 kişilik İngiliz tümenini oyalar ki Çanakkale işte bu destanla kazanılır.
 
Şehitler Alayı 57. Alay
DSC01225
 
            Yine aynı gün düşman taarruzuna karşı 19.Tümen’e bağlı 57. Alay destanı yazılır. Alay komutanı Manastırlı Yarbay Hüseyin Avni Bey araziye yayılmış beyazlıklar görür ve takım komutanına bu beyazların ne olduğunu sorar. Takım komutanı, sabahleyin düşmana hücum emrini almış 57. Alay'ın, Rablerinin huzuruna temiz çıkmak için çamaşırlarını yıkadıklarını söyler; “Bu beyazlıklar, onların ak niyetleridir.” der. Şehit adaylarımız Rablerinin huzuruna tertemiz varmak üzere son hazırlıklarını tamamlamışlardır. 25 – 28 Nisan tarihlerinde 628 kişilik alayın tamamı rablerine kavuşurlar. Ve savaş sonrası. Her biri destanlar yazan Alaylara madalyonları verilecektir. Her alaydan madalyonu almaya bir Mehmetçik gelir, ancak 57.Alay’dan kimsecikler gelmez. Çünkü komutanları da dahil tamamı şehit olmuştur. Bu alayın sancağı bir başka Mehmetçik tarafından bulunmuştur. Sancak meydana çıkarılır ve madalyon 57.Alay’ın sancağına takılır.
 
Ve Efendimiz (S.A.V) Çanakkale’de!
       
            Çanakkale’de başta Efendimiz (s.a.v) olmak üzere büyük zatların manevi tasarruf ve yardımları olmuştur.
Hindistan ulemasından bir zat Ravza – i Mutahhara’da.  Her geldiğinde Efendimiz ile manevi anlamda görüşen bu zat Efendimiz (s.a.v)’i göremeyince üzülür. “Acaba bir kusurumuz mu oldu da Efendimiz bizimle görüşmek istemez” diye içinden geçirir. Efendimiz’in türbedarı bu zatın durumunu fark eder, ancak bir şey söylemez. Gece Efendimiz (s.a.v)’in türbedarı rüyasında peygamberimizi görür: “ Evet! Hissedilen doğrudur. Şu an makamımda değilim. Çok zor durumda olan Çanakkale’deki evlatlarıma yardıma geldim.”
 
Kaşıkçı Dede ve Ladikli Ahmet Ağa
           
               Tabi yıllardır Konya’nın ekmeğini yiyoruz. Şehrimizin manevi şahsiyetlerinden Ladikli Ahmet Ağa’dan  bir Çanakkale hatırasını nakletmeden geçmeyelim. Kaşıkçı Dede de esrârlı zâtlardan biridir. Kilitbahirli Kaşıkçı Dede’nin himmetine şahit olan sonraki yılların büyük velisi Konya Ladik’ten Ahmed Ağa hadiseyi şu şekilde anlatıyor: “15 Temmuz 1915 sıcak bir yaz günü. Bir taraftan düşmanın ateşi, öte yandan güneşin harı kavurur yarımadayı. Mehmetçiğin en büyük ihtiyacı su olur o günler. Cepheye yeni sevk edilen bir bölük asker, Bigalı köyüne doğru yola çıkarılır. Askerlerimize susuzluğun harareti tam çökmek üzeredir ki yolun sol tarafında çeşme başında sakallı bir dede seslenir onlara: “Gelin evlatlarım soğuk su vereyim, gelin doldurun mataralarınızı.” Koşarlar o tarafa doğru. Geri kalıp susuz kalmamak için gizli bir yarış başlar içlerinde. Bir de bakarlar ki çeşme akmıyor. (Bu çeşme halen mevcut olup kışın aktığı halde haziran gelince suyu kesilir.) Dedenin elinde bir toprak testi vardır; ama o da taş çatlasa 10-15 litre su alır. Hiç 300-400 kişiye ufacık testinin suyu yeter mi? Kaşıkçı Dede; “Acele etmeyin yavrularım, için kana kana, doldurun mataralarınızı.” der. Lâdikli Ahmed Efendi hiç acele etmez ve hep en sonu bekler. Anlaşılan haberdardır bazı şeylerden. Nihayet herkes matarasını doldurur; ama testide hâlâ su bitmez! O da uzatır matarasını, içer kana kana suyunu. Hâlâ toprak testide su vardır. Ahmedcik dayanamaz sorar, “Dede senin adın ne?” diye. “Kaşıkçı Dede derler evladım bana. Kilitbahir köyünde otururum. Evladım cephede yaralanırsan matarandaki bu sudan döküver yarana. Biiznillah şifa bulursun.” der. Ahmed, bu sözü unutmaz ve matarasındaki suyu da bitirmez, saklar. Bir müddet sonra arkadaşları ile beraber yaralanır ve aklına su gelir. Döker kendi ve arkadaşlarının yaralarına. Şifa bulurlar. Çok geçmez bir daha yaralanır; ama bu defaki hem daha ağır ve hem de su bitmiştir. Eceabat’taki vapur hastaneye getirilir. Biraz iyileşince hava değişimine gönderilmek istenir. O, cepheye gitmek ister. Soğanlıdere’deki asker ağabeyini ziyaret etmek üzere bir günlük izin alır. Ağabeyinin şehit olduğunu öğrenir. İçinde fırtınalar kopar ve o duygularla dönerken Kilitbahir köyüne uğrar. Kaşıkçı Dede’yi sorar birkaç kişiye. ‘Burada öyle biri yok’ derler. Bir başkası ise; “Yüzlerce yıl önce yaşamış bir evliyanın kabri var. Biz ona Kaşıkçı Dede deriz.” der. O mübarek Allah dostunun kabrini gösterirler. Hep beraber dua ederler. Bu arada Ladikli Ahmed meseleyi gönlünde çözer. Artık testiyi de anlar, suyu da.
 
            Çanakkale Boğaz Komutanlığı tarafından yayınlanan ve resmî bilgi ve belgelere göre cephede şehit olanların sayısı, 589’u subay olmak üzere 57 bin civarındadır. Şehit, yaralı, kayıp ve esir olarak yitirilen,hastahanelere gönderilen subaylarımız ve askerlerimizin toplam sayısı 252 bin civarıdır. Çanakkale Savaşları’nda en çok şehit veren ilimiz Bursa’dır. Bursa’dan 3274 şehit verilmesine karşılık, Balıkesir’den 3003, Konya’dan 2683, Kastamonu’dan 2527 ve Denizli’den 2258 şehit verilmiştir. Diğer taraftan en fazla şehit veren köy ise Kastamonu’ nun Güzlük Köyü olup, bu köyden 25 şehit verilmiştir. Çanakkale Türküsü olarak bilinen ve “Çanakkale İçinde Vurdular Beni” diye başlayan türkünün Kastamonu kaynaklı olması Kastamonulu şehit sayısının fazlalığını belirten diğer bir göstergedir.
 
                Çanakkale’de  düşman geçmişin acı izlerini silmek için gelmiştir aslında. 18 Mart günü mayınlara çarparak yara alan Agamemnon, asırlar önce Anadolu’yu işgale gelen Yunan Kralını semboller. 13 Mayıs gecesi saat tam gece 01.15. Yüzbaşı Ahmet Saffet komutasındaki Muavenet i Milliye tarafından batırılan Golyat, Kur’an ve Tevrat’ta geçen Talut – Calut mücadelesini semboller.
 
Çanakkale’den İsrail’e Giden Yol
 
            Peki bütün bunlar neden? Neden I.Dünya Savaşı? Neden Çanakkale Cephesi? Şimdiye kadar pek fazla tartışılmayan bir konuya yoğunlaşmak gerektiğini düşünüyorum.
 
            Siyonizm’in fikir babası olan Teodor Herzl, Yahudi Milli Devleti için II.Abdülhamit’i, hatta Osmanlı Devleti’nin varlığını büyük bir engel olarak görüyordu. İçerideki işbirlikçi İttihatçılar düzmece 31 Mart Vak’ası   ile Abdülhamit’i tahttan uzaklaştırmıştı, ancak bu yeterli değildi.
 
        Siyonizm’in Yahudi Milli Devleti olan İsrail için Osmanlı’nın yıkılması gerekiyordu. Çanakkale Cephesi’nde adını “Zion Katır Alayı” olarak gördüğümüz Yahudiler’in yaptıklarına baktığımızda bu oyunu daha iyi anlayabiliriz.
 
        Parçalanması kaçınılmaz olan Osmanlı Devleti’ne karşı Filistin'de savaşıp Yahudi Devleti'ni kurmak düşüncesini ortaya atan ilk kişi Wladimir Jabontinsky'dir.

            Osmanlı Devleti'nin I. Dunya Savaşı'na girişinden sonra Filistin'de bulunan Yahudilerin gizliden gizliye silah biriktirmeye başlaması ve İngilizler lehine casusluk yapmaları üzerine Osmanlı Devleti birçok Yahudi'yi Mısır'a göçe zorlamıştır. İngiltere de, Mısır'da bulunan bu Yahudiler için çadır kamplar oluşturmuştur. Jabotinsky bu kamplardaki Yahudilerden Siyon Birliği'ni oluşturmak için çalışmaya başlamış ve yaklaşık bin kişilik bir liste ile İngiliz komutanı General Maxwell'den Osmanlı Devleti'ne karşı İngiltere hesabına Filistin'de savaşmak için bir cephe açılmasını istemiştir. General Maxwell konuyu inceledikten sonra yanıtında, Filistin'de yeni bir cephe açılmasına şimdilik gerek duyulmadığını, ancak kendilerinden, katırlı bir alay oluşturarak cephane ve malzeme taşımak amacıyla Çanakkale Cephesi'nde yararlanabileceklerini belirtmiş, bu yönde örgütlenmelerini teşvik etmiştir.

            Jabotinsky bu öneriyi reddetmiştir; çükü ona göre Siyonizm davası için bir çaba harcanacaksa, Osmanlı'ya karşı yapılacak savaş Filistin'de olmalıdır. Ayrıca kurulacak gönüllü Siyon Alayı'nın adı da onur kırıcıdır. Bunun üzerine Jabotinsky, Avrupa'da bulunan Siyonistlerle görüşüp destek almak için Londra'ya gitmiştir. Jabotinsky'ye, "Türkleri Filistin'den atmak için onları ezmek zorundayız. Buna kuzeyden ya da güneyden başlamak fark etmez. Bu yalnızca taktik sorunudur. Nasıl olsa her yol Siyon'a cıkar" diyerek karşı cıkan Trumpeldor, General Maxwell'e, gönüllü Siyonistlerden oluşacak bir katır alayının kurulması teklifini kabul ettiklerini bildirir ve bu düşünceyi tek başına uygulamaya koyar.
 
            Gönüllü Siyonistler ve katırlardan kurulacak alayı hemen toparlamaya başlar Trumpeldor. 500 kadar gönüllü, 20 subay ve 750 katırdan oluşan alayı, Çanakkale'ye göndermek üzere hazırlar. 25 Nisan 1915 günü de yarımadaya ayak basar. Hepsinin yakasında da “sarı renkli Davut yıldızı motifli birlik arması” işlidir. Birlik ikiye bölünmüştü; yarısı ünlü 29. Tümen'le birlikte Seddülbahir'e, diğer yarısı da Anzac Kolordusu'yla birlikte Arıburnu'na çıkarılmıştı. Ancak, bu ikinci grup, görünürde nedensiz, Mısır'a geri gönderildi. Hamilton'un bir mektubunda belirttiğine göre, bu tasarrufun nedeni, Anzac askerlerinin, Katır Birliği mensuplarını "Türk zannederek" vurmalarıydı.
 
            Diğer grup ise, savaş boyunca Seddülbahir'deki tek ulaştırma birliği oldu ve yoğun ateş ve inanılmaz güç şartlar altında, ön cephelere su, cephane, yiyecek ve diğer ihtiyaçların ulaştırılması görevi yaptı. 6 Ocak 1916'da, yani Gelibolu Yarımadası'nın bütünüyle boşaltılmasına kadar orada kalan Yahudiler, 8 er ve 47 katırını kaybetmişlerdir.

            General Hamilton'a gore: "Yahudileri kendi çıkarlarımız için istismar edip, Yahudi gazetecilerin ve bankerlerin çabalarını sağlardık; Yahudi gazeteciler, bizim davamıza renk katar, Yahudi bankerler de kesemize para yağdırırdı." Hamilton'un düşüncesi gerçekleşmiş, Avrupa kamuoyu İngilizleri desteklemiş ve Yahudi bankerler de paralarını esirgememişlerdir. Ancak Yahudiler de Çanakkale Savaşı'ndan sonra Filistin topraklarını kazanmışlardır. Yahudilerin Çanakkale'de, İngilizlerin yanında savaşmaları Siyonizm davalarına farklı bir yön çizmiş ve Avrupa, Siyonizm'e ılımlı bakmaya başlamıştır. Bunun sonucu olarak, 2 Kasım 1917'de İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Balfour tarafından yayınlanan meşhur Balfour Deklarasyonu ile; İngiltere Hükumeti’nin, Yahudi Siyonist ilgisiyle karşılanması düşüncesini onayladığı, Filistin'deki Yahudi olmayan toplumların medeni ve dinsel haklarına, başka herhangi bir ülkedeki Yahudilerin yararlandıkları haklara ve siyasal statüye zarar verecek hiçbir şey yapılmaması koşuluyla, Yahudi halkı için Filistin'de ulusal bir yurt kurulması için her türlü kolaylığın sağlanacağı bildirildi. Balfour Deklarasyonu olarak tanınan bu bildirge, 1918 yılı içinde sırayla Fransa, İtalya ve Birleşik Amerika tarafından kabul edilmiş ve desteklenmiştir. Bundan sonra ise 1948'de İsrail'in kurulmasına kadar olaylar birbirini izleyecektir.
 
            Ve sözümüzü Yahudi Milli Devleti’nin mimarlarından Jabotinsky'nin satırları ile noktalayalım.
 
            “Savaşmak amacıyla Gelibolu'ya giden 600 katırcı, Siyonizm'e yepyeni ufuklar açmıştır... Eğer biz 2 Kasım 1917'de Balfour Deklerasyonu ile Filistin'de yurt edinme konusunda söz aldıysak, buna ulaşan yol Gelibolu'dan geçmiştir.."
 
        Bu vesileyle başta Çanakkale’de destanlar yazan şehitlerimiz olmak üzere bütün şehitlerimizi rahmetle yad ediyoruz.
 
Fi emanillah…

 
 
Bu haber toplam 1781 defa okunmuştur
Diğer Başlıklar

    » Piyasalar
$ USD
1.6810
€ Euro
2.1240
IMKB
21.929
Altın
39.79
Mehmet Ali ÖZTÜRK
ozturk158@hotmail.com
Nevzat LALELİ
Behçet BÜYÜKGÖKMEN
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Tüm Yazarlar
    ANKARA 19.11.2008
İmsak
-
5:01
Güneş
-
6:30
Öğle
-
11:41
İkindi
-
14:15
Akşam
-
16:39
Yatsı
-
18:01
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008