SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
Ergenekon'da tahliye kararı!
19 Kasım 2008 Çarşamba 09:24
''Ergenekon'' davasına bakan 13. Ağır Ceza Mahkemesi duruşmada ilk tahliye kararını tutuklu sanıklarından Mahmut Öztürk için verdi.



Ergenekon davasının 15. duruşmasında gergin anlar yaşandı. Ergenekon davasının önemli sanıkları arasında bulunan Muzaffer Tekin ve Mahmut Öztürk avukatlar tarafından çapraz sorguya alındı. Çapraz sorgu sonunda Mahmut Öztürk hakkında Ergenekon davasına bakan İstanbul 13 Ağır Ceza Mahkemesi ilk tahliyesini verdi.

"KELİME-İ ŞAHADET GETİRİP, BIÇAĞI KALBİME SAPLADIM"
Davanın tutuklu sanıklarından emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, bugünkü duruşmada avukatlar ve diğer sanıklar tarafından çapraz sorguya tutuldu. Muzaffer Tekin çapraz sorguda verdiği yanıtlarla davanın kendilerine suç isnadı verilmek için kurulduğunu ileri sürdü. Tekin ''Hiçbir şey yoktan var edilemez. Ne kadar gayret ederlerse etsinler, 'yok' olan bu örgütü var edemeyecekler'' dedi.  2 saat süreyle çapraz sorguya alınan Tekin, savunmasını dikkatle ve sabırla dinleyen mahkeme heyetine şükranlarını sunduğunu belirterek, ''Sığınacağım liman Türk adaletidir, burada olmaktan büyük huzur duydum'' şeklinde konuştu.
 
İddia makamının taraflı davrandığını ileri süren Tekin, ''Hiçbir şey yoktan var edilemez. Ne kadar gayret ederlerse etsinler, 'yok' olan bu örgütü var edemeyecekler'' görüşünü dile getirdi. Daha önce ifadesi alınan sanıklardan Ali Yiğit'e kırgın olmadığını anlatarak, Fransızların ''Aslanın sırtından geçinen aslana yem olur'' şeklinde bir sözleri bulunduğunu anımsatan Tekin, Yiğit'e hitaben ''Yol yakınken doğruyu bulsun'' dedi.
 
Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'ün, 21 Ocak 2008'de Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde komiser olarak çalışan bir polisin tanık olarak ifadesini aldığını belirten Tekin, söz konusu tanığın, bombaların bulunduğu gün Ümraniye'ye gittiğini ve ifadesinde Ali Yiğit'in bazı anlatımlarına yer verdiğini söyledi. Tekin, ''Muzaffer Tekin'in aklanmaması için emniyet ve savcılık kol kola o kadar güzel çalışıyorlar ki'' dedi.

ALPARSLAN ARSLAN İLE İLİŞKİSİ
Tekin, savcı Mehmet Ali Pekgüzel'in, ''Danıştay saldırısı davası sanıklarından Alparslan Arslan ile ilişkilerini'' sorması üzerine Arslan ile 3-4 kez görüştüğünü, ancak olay tarihinden 1,5 yıl öncesine kadar hiç görüşmesi olmadığını söyledi.
 
Pekgüzel'in, ''Yanlış anlamadıysam 3-4 kere yüz yüze görüştünüz, ayrıca telefon görüşmeleriniz var'' sözlerine Tekin, ''Doğrudur, görüşmüşümdür. Kandil ve bayramlarda mesaj atmışızdır'' yanıtını verdi. Savcı Pekgüzel'in, kayıtlara göre 31 adet telefon görüşmeleri bulunduğunu, son görüşmeyi 16 Kasım 2005'te, olaylardan 6 ay kadar önce yaptıklarını belirtmesi üzerine de Tekin, ''Kesinlikle irtibatım yok, niye gizleyeyim'' dedi.
 
Engin Bağbars'ı da kesinlikle tanımadığını ifade eden Tekin, bu kişinin tanık ifadesini ''yalan söylediği'' gerekçesiyle kabul etmediğini söyledi. Tekin, Kuddusi Okkır ile ilişkisinin boyutuna ilişkin bir soruyu yanıtlarken, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi'ni Mayıs 2005 sonlarına kadar izleyip ayrıldığını, Okkır ve diğer bazı kişileri o hareketten tanıdığını söyledi.
 
Okkır'ın bir gün kendisini ziyaret ederek, ''Devletin yeniden yapılanması için öneriler'' dokümanını verdiğini anlatan Tekin, Okkır ile o tarihten sonra görüşmediğini ve dokümanın bürosunda olduğunun bile farkında olmadığını kaydetti. Savcı Pekgüzel, ''Beyanlarınızda, hiçbir sivil toplum örgütü içinde yer almadığınızı söylediniz, ama Kemal Kerinçsiz'in iş yerinde yapılan aramada bulunan Büyük Hukukçular Birliği'nin basın açıklamasında imzanız var. Bu ne anlama geliyor?'' sorusuna Tekin, ''Hatırlamıyorum, ama imzam varsa benimdir. Hiçbir sivil toplum örgütünde yoktum. Tek başıma inandığım doğruların peşinden gittim'' cevabını verdi.

''(MECZUPTUR) DEDİK''
Muzaffer Tekin, savcı Pekgüzel'in, Danıştay saldırısının gerçekleştiği 17 Mayıs 2006'da ve sonrasında ne yaptığını sorması üzerine de Danıştay olayına ilişkin alınan ifadesinin dosyaya konulmadığını ileri sürdü. Olayın olduğu gün, Zekeriya Öztürk ve diğer bazı kişilerle bürosunda olduğunu anlatan Tekin, aralarında söz konusu saldırgan için ''meczuptur'' diye konuştuklarını söyledi.

TEKİN'İN İNTİHAR GİRİŞİMİ
Akşam saatlerinde ise eşinin aradığını ve polislerin evi bastığını söylediğini belirten Tekin, o zaman da çevresindekilere ''Beni bu olayın içine, Türkiye Cumhuriyeti'nde kimse sokamaz. Bir cümle basında ismim çıksın, bunu taşımam canıma kıyarım'' dediğini aktardı.
 
Ertesi gün bir televizyon kanalında, olayda adının geçtiğini gördüğünü ifade eden Tekin, ''(Bu çok büyük bir çuval hadisesi. Ben bu çuvalı başıma geçirmeyeceğim) dedim. Bu intihar olayı öyle gerçekleşti. Sustalı bıçağımı Kelime-i Şehadet getirerek iki kez kalbime sokup çıkardım'' dedi.
 
Bir soru üzerine Tekin, kendisine kimsenin ''Albay'' diye hitap etmediğini, bazı arkadaşlarının ''Paşam'' dediğini, ancak bunun bir emir-komuta ilişkisi olmadığını anlattı. Tekin, bir başka soruyu yanıtlarken de Sedat Peker ile ilişkilerinin sosyal bir ilişki olduğunu ve Peker ile Fikri Karadağ'ı kendisinin tanıştırmadığını belirterek, 2002'de düzenlenen ''Öztürkler Gecesi''ne eşi ile katıldığını dile getirdi.
 
Şile'de yapıldığı söylenen toplantıya ilişkin soru üzerine Tekin, o köyün ismini, dayısının ismi ile aynı olduğu için hatırladığını, dayısının da şu anda izleyici olarak duruşma salonunda olduğunu ifade etti. Tekin, Karadağ'ı en son 2005'in Haziran ya da Temmuz ayında orduevinde gördüğünü kaydetti.
 
Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, bu sırada, bir başka sanığın söz istemesi üzerine, ahengin bozulmaması için kendisine sıra gelinceye kadar beklemesi gerektiğini söyledi. Tekin, diğer savcı Nihat Taşkın'ın sorusu üzerine de Hüseyin Görüm'ün yanında Alparslan Arslan'ı hiç görmediğini, Görüm'ün yanında devamlı dolaşan kişinin İbrahim Özcan olduğunu anlattı.
 
Tekin, Semih Tufan Gülaltay ile ilişki derecesini soran Taşkın'a, ''Gülaltay, Metin Yalazangil'e ulaşamayınca, ben Yalazangil'den Gülaltay'ın yanına gitmesini istedim. Nasıl bir örgüt ki güya ben örgüt yöneticisiyim, (git) diyorum, ama gitmiyor'' diye konuştu. İddianameyi 4 kez okuduğunu söyleyen Tekin, ''Bu iddianame psikolojik savaş. Beyniniz zayıf olsa 'Acaba ben suçlu muyum?' psikozuna girersiniz'' dedi.

''HATIRA OLARAK MI VERDİLER?''
Bu arada söz alan Cumhuriyet Gazetesi avukatı Bülent Utku, Ankara'daki davada Alpaslan Arslan'ın bombaları kimden aldığı yönünde netleşme olmadığını ifade ederek, bu davaya 1 Mart 2007'de soruşturmanın genişletilmesi için dilekçe verdiklerini anımsattı.
 
Utku, Muzaffer Tekin'in tutuklu iken 21 Temmuz 2008'de Cumhuriyet Gazetesi'ne bir açıklama gönderdiğini ve iş yerinde bulunan bombalara ilişkin, ''Tuzla Piyade Okulu'nda eğitime yardımcı malzeme olarak verilen, patlayıcı özelliği olmayan'' ifadesini kullandığını belirtti. Bunun üzerine Tekin, bombanın, öğretilmesi riskli bir patlayıcı madde olduğunu ve eğitim alanında her zaman gerçek bomba kullanılmadığını söyledi.
 
Utku da internetten edindiği bilgilere göre, eğitim bombalarının renk ve tapa numaralarının farklı olduğunu dile getirerek, Tekin'den iş yerinde elde edilen bombaların renklerini sordu. Tekin de bu iki bombanın renklerinin yeşil veya siyah olduğunu söyledi. Avukat Utku bunun üzerine, ''Bunu size hatıra olarak mı verdiler, siz mi aldınız?'' diye sordu. Tekin de bunları kendisinden sonra bölüğünde görev yapan bir üsteğmenin bürosuna getirdiğini anlattı.
 
Avukat Utku'nun, ''Daha sonra üzerinde fünye bulunmadığı ifade edilen bu bombalara fünye yerleştirilmesi ne kadar zaman alır?'' sorusu üzerine Tekin, ''Fünye konulsa dahi bunlar etkin olmaz. Tahrip maddesi bulunması gerekir'' dedi. Tekin, elde hazır malzeme olması halinde bunun fünye ve tahrip maddesinin 10 dakikada bombaya yerleştirilebileceğini anlattı.
 
''23 SENEDİR SİVİL OLAMADIM''
Tutuklu sanıklardan Veli Küçük'ün kızı ve avukatı Zeynep Küçük, Tekin'e, Veli Küçük ile tanışıklığının boyutunu sordu. Tekin, ''23 senedir ben sivil olamadım, kopamadım o ortamdan'' diyerek, Küçük'ün elini öptüğünü anlattı. Tekin, Danıştay olayından sonra bir Paskalya Günü, Patrikhane'de de Küçük'ü gördüğünü, fakat ayrı yerlerde oturduklarını ve 5 dakika dahi konuşmadıklarını söyledi.
 
Bu arada, tutuklu sanıklardan Hüseyin Görüm'ün söz alarak ''Yalnız soru soracağım ve bütün olayların hepsini çözeceğim'' demesi üzerine, Mahkeme Heyeti Başkanı Şengün, ''Ne soracaksan bana sor'' dedi. Bu olaylarda Muzaffer Tekin ve Görüm ailesinin mağdur olduğunu savunan Görüm'ün sorusu üzerine Tekin, Görüm'ü Alpaslan Arslan ile bir arada görmediğini bildirdi.
 
Tutuklu sanıklardan Kemal Kerinçsiz de Tekin'e bazı sorular yöneltti. Bu sırada söz alan müdahil Şebnem Korur Fincancı'nın avukatı, bu soruların muhatabının Tekin değil, Ali Yiğit olduğu gerekçesiyle itiraz etti. Mahkeme Heyeti'nin, sanığa direkt bilebileceği sorular sorulması yönündeki kararı üzerine Kerinçsiz, ''Kendisine avukatlığını yaptığım müddetçe yasa dışı bir usul, yöntem önermiş miyim?'' diye sordu. Tekin de gayri yasal hiçbir çalışma içinde olmadığını dile getirdi.
 
Bazı sivil toplum kuruluşlarının düzenlediği miting ve etkinliklere katılma nedeninin sorulması üzerine Tekin, milli mücadele kahramanı emekli Piyade Albay Mustafa Şekip Birgöl'ün birkaç gün önce devlet töreniyle defnedildiğini, ama daha önce bazı gazilerin ayakkabı boyayıp, simit sattıklarını ifade ederek, bu itibarların zamanında verilmesi gerektiğini söyledi.
 
Tekin, ''Bizde geline kocasına, koça Allah'a, vatan hizmetine giden yiğide de vatana kurban olsun diye kına yakılır'' diyerek, orduyu dinsiz göstermek isteyenler olduğunu ileri sürdü. Başkan Şengün de Tekin'den konunun dışına çıkmamasını istedi. Bu arada söz alan tutuklu sanıklardan Oktay Yıldırım'ın, ''Hayatınızda hiç yeşil renkli küçük soda şişesi gördünüz mü, bu soda şişesinin üzerine fünye takılıp, içine patlayıcı koyduğunuzda el bombası gibi patlar mı?'' sorusu üzerine Tekin, ''Patlar'' dedi.
 
Tutuklu sanık Muzaffer Tekin, üye Hakim Hasan Hüseyin Özese'nin sorusu üzerine de Beykoz Çayırbaşı'nda evi olmadığını, ancak Mahmut Öztürk'ün olduğunu söyledi. Duruşmaya, Muzaffer Tekin'in çapraz sorgusunun ardından bir süre ara verildi. Bu arada, tutuksuz sanıklardan İbrahim Benli ve Ali Yasak'ın başladıktan sonra katıldığı duruşmada, tutuklu sanıklardan Aydın Yüksek rahatsızlığı nedeniyle salondan götürüldü.
 
İNTERNET ORTAMINDA YAYIMLANAN DOSYADAKİ GİZLİ BELGELERDEN DOLAYI SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULMASINI İSTEDİ
''Ergenekon'' davasının tutuklu sanıklarından emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin'in avukatı Engin Çelik Kadıgil, iddianameyi hazırlayan savcılar hakkında, internet ortamında yayımlanan dosyadaki gizli belgelerden dolayı mahkemenin suç duyurusunda bulunmasını istedi.
 
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki salonda görülen duruşmada savunma yapan Tekin'in avukatı Kadıgil, iddianame başlangıcının, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'ndeki olaya dayandığını savunarak, burada güçlerini test edip başarılı olanların Şemdinli'de bunu devam ettirdiğini öne sürdü.
 
Şemdinli olaylarında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) hedef alındığını ve burada geri adım atılarak iddianameyi hazırlayan savcının meslekten ihraç edildiğini öne süren Kadıgil, ''Danıştay olayında da emekli olan subaylar üzerinden TSK'nın vurulmasına karar verildi'' dedi.
 
Danıştay saldırısından sonra Tekin'in kaçtığı yönünde söylentiler çıktığını belirten Avukat Kadıgil, bu saldırının ardından müvekkilinin tüm yaşantısının didik didik edildiğini ve hiçbir şey bulunamadığını öne sürerek, Tekin'in hiçbir şeyin tarafı olmadığı ve cinayetle ilgisinin bulunmadığının Ankara'daki savcılarca da belirlendiğini ileri sürdü.
 
Kadıgil, Ümraniye'de ele geçirilen el bombalarının ardından Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'nin, Danıştay dosyası ile Ergenekon dosyası arasında bir bağlantı olmadığına karar verdiğini anlatarak, Ergenekon iddianamesini de iddianameyi hazırlayan savcıların düzenlediğini düşünmediğini söyledi.
 
DİNK CİNAYETİNİN ARKASINDAKİ İSİMLER
Avukat Kadıgil, gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından Ogün Samast ve Yasin Hayal gibi insanların arkasında kimlerin olduğunun da araştırılmadığını savundu.
 
''Ergenekon Lobi Belgesi''nin Tekin'de olmadığını, bu belgeyi 18 aydan beri müvekkilinin bilgisayarlarına el koyan kişilerin koyduğunu iddia eden Kadıgil, MİT'in de bu belgenin 2006 yılından beri internet sitesinde yayımlandığını bildirdiğini söyledi.
 
Kadıgil, Yargıtay'ın da ''internette yayımlanan belgelerden dolayı gizlilik nedeniyle ceza verilemeyeceğine dair bir kararı olduğunu'' ifade ederek, iddianameden ve dosya eklerinden aldıkları bu tür belgeleri değerlendirerek ''iddianamenin yokluğunu'' kanıtladıklarını öne sürdü.
 
OKKIR'IN CEZAEVİNDE ÖLDÜRÜLDÜĞÜ İDDİASI
''Ergenekon örgütünün kasası'' denilen Kuddusi Okkır'ın da cezaevinde öldürüldüğünü iddia eden Kadıgil, Okkır'ın cenazesinin parası olmadığı için toplanan parayla kaldırıldığını belirtti.
 
Avukat Kadıgil, müvekkiliyle ilgili olduğu ve dosyada yer aldığı belirtilen bir CD'den de söz edildiğini anlatarak, Tekin'in internette yayımlanan belge ve CD'den dolayı gizlilik nedeniyle cezalandırılmasının istendiğini söyledi.
 
Kadıgil, savunmasına şöyle devam etti:
 
''Sayın savcılar müvekkilden özür dileyip iddialarını geri çekmelidirler. Aksi taktirde savcılar hakkında devletin gizli belgesinin internette yayımlanmasından dolayı mahkemenin huzurunda suç duyurusunda bulunuyoruz. Benim sicilim savcı Mehmet Ali Pekgüzel'in sicilinden daha eski. Ben de savcı idim. Pekgüzel kadar ben de bu belgeleri biliyorum. Bunları internette yayımlamak suçtur. Mahkemenin soruşturma savcıları hakkında suç duyurusunda bulunmasını istiyorum.''
 
9 NO'LU GİZLİ TANIK
Danıştay saldırısı davasının sanıklarından Osman Yıldırım'ın, 4 kez ''açık'', bir kez de ''gizli'' olmak üzere ''9 No'lu gizli tanık'' olarak dosyada ifadesinin bulunduğunu ileri süren Kadıgil, iddianamenin, devşirilmiş tanıklar, deliller ve iftiralardan oluşturulduğunu ileri sürdü.
 
Yaptıkları hesaplara göre, iddianamede 21 tabanca ve 21 tüfek olduğunu ifade eden Kadıgil, ''21 tabanca ve 21 tüfekle AK Parti hükümetini yıkacaklar. Kendi hükümetlerini kuracaklar'' şeklinde konuştu.
 
Dosyada, eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür'ün de beyanlarına başvurulduğunu, bunun dosyada ifade olarak değil de ''bilgi alınma'' şeklinde yer aldığını dile getiren Kadıgil, ''Eymür, ABD'de yaşıyor, CIA bağlantısı olduğu yazılıyor. CIA bağlantısı olanlara dokunulmuyor. Diğer CIA bağlantısı olan Tuncay Güney'den bilgi bile alınmıyor. Savcılar, CIA bağlantılı hiç kimseden bilgi almıyorlar'' dedi.
 
TEKİN'İN KOD ADI
Soruşturma savcılarının, devletin gizli belgelerini internet üzerinde yayımlattırdıklarını ileri süren avukat Engin Çelik Kadıgil, müvekkilinin kullandığı ''Zafer'' adının da kod isim olmayıp, ailesinin kendisine söylediği ad olduğunu öne sürdü.
 
Kadıgil, bu konuyla ilgili 4 Aralık 1975 tarihine ait üzerinde eşi ve kendisinin ismi olan ''Müge ve Zafer'' yazılı düğün davetiyesini de daha önceden mahkemeye sunduklarını anımsattı.
 
Muzaffer Tekin'in 2008 yılında yurt dışına çıktığına dair dosyada belgelerin bulunduğunu da anlatan Kadıgil, müvekkilinin Haziran 2007'den itibaren cezaevinde olduğunu hatırlattı.
 
Kadıgil, Tekin'in 18 aydan beri uydurma gerekçelerle tutuklu olduğunu ifade ederek, şunları savundu:
 
''Din taciri olmak, kutsal değerleri kullanmak suç değil; vatansever, kahraman olmak bu ülkede suç haline geldi. Yanlış anlamayın Hüseyin Üzmez'in tahliyesinde anormallik görmüyorum. İnsanların tutuklanmaları benim ülkemde ceza olarak uygulanıyor. Bu, insan haklarına, doğal hukuka, Anayasa'ya, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'ne zıt bir olaydır.
 
İddianame, kamuoyunun yanıltılması ve mahkemenin anlamasının önlenmesi için bu kadar sayfa yazıldı. Biz asla mahkemeden merhamet istemiyoruz. Mahkeme adalet makamıdır. Müvekkilim masumdur. Sunduğumuz deliller iddia makamının sunduklarıdır. Muzaffer Tekin'in tutuksuz yargılanmak üzere tahliyesini istiyoruz.''
 
HABLEMİTOĞLU CİNAYETİ
Tekin'in avukatı Kadıgil, ''Necip Hablemitoğlu'nun da yazdığı kitaplar nedeniyle katledildiğini'' ileri sürerek, ''Yaşasaydı şimdi huzurda sanık olurdu, çünkü ulusalcıydı'' dedi.
 
Kadıgil'in konuşması sırasında, davanın tutuksuz sanığı olan eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Yalçın Alemdaroğlu da duruşmaya geldi.

ERGENEKON SANIĞI ÖZTÜRK: “HAKKIMDA BİR İDDİA YOK, 18 AYDIR TUTUKLUYUM” 
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden Ergenekon Davasında savunma sırası iddianamenin 5. sırasındaki tutuklu sanık Mahmut Öztürk’e geldi. Ergenekon’un tutuklu sanıklarından Mahmut Öztürk, sözlü savunmasında, iddianamede kendisine 1 sayfalık yer ayrıldığını herhangi bir iddiada bulunulmadığını ve kendisiyle ilgili bir delil sunulmadığını belirterek, “buna rağmen 18 aydır tutuklum” dedi.

Öztürk savunmasında, Mehmet Demirtaş’a ait LPG istasyonundan gaz aldığını, Demirtaş’ın yeğenine ait manavdan alışveriş yaptığını ve bunun örgüt olarak değerlendirildiğini belirterek, “Tek suçum asker olmak” diye konuştu.

Örgüt üyesi olduğu iddia edilen tutuklu sanıklardan Oktay Yıldırım ile 1994 yılında aynı kışlada görev yaptığını ve lojman komşusu olduğunu belirten Öztürk, savunmasına şöyle devam etti:
“1997’de Oktay Yıldırım’ın tayini Şemdinli’ye çıktı. 1998’de İstanbul’a geldi. Onunla gezerken karşılaştığımız Muzaffer Tekin beni ismen çağırdı. Tekin, 1982 yılında ben kıta eri olarak görev yaptığım yerde astsubay olmamı sağlamıştır. Bizi bürosuna davet etti. Tekin fuel-oil işi yapıyordu. Ben emekli olduğum için çalışmıyordum. Araba ile gezecek benzin paramız olmadığı için arabayı park edip otobüsle geziyorduk. Ben de fuel-oil işi yapıp yapamayacağımı düşündükten sonra bu işe başladım. Muzaffer Tekin işi bırakmıştı, müşteri portföyünden yaralanmak için görüşmelerimiz sürdü. Onunla ortak olmadık onun yaptığı işi ben yapmaya başladım”
TEKİN, ÖZTÜRK’ÜN EVİNDE İNTİHARA KALKIŞTI
Danıştay saldırısında da adı geçen Muzaffer Tekin’in kendisine ait Çavuşoğlu’nda bulunan ve kreş olarak işlettiği villaya gittiğini ve oradan kendisini eve davet ettiğini belirten Öztürk, eve gittiğinde Tekin’i kanlar içinde yerde otururken bulduğunu belirtti. Öztürk, Tekin’in kendisine, “Başıma çuval geçirmeye çalışıyorlar” dediğini belirterek masada bulunan notları gösterdiğini kaydetti. Tekin’i hastaneye götürmeyi teklif ettiğini belirten Öztürk, Tekin’in ise buna karşı çıktığını söyledi.

Zekeriya Öztürk’ün Tekin’i hastaneye götürdüğünü ve kendisinin Tekin’in intihara kalkıştığı bıçağı Zekeriya Öztürk’e teslim ettiğini belirten Öztürk şunları anlattı:

“Ben de evin pencerelerini kapattıktan sonra hastaneye gittim. Bizi gözaltına alıp Ankara’ya götürdüler. Bana gözaltında, Ergenekon ile ilgili sorular yöneltilmedi. İddianamede bana 1 sayfalık yer ayrılmış. Arkadaşlarımın örgüt üyesi olduğuna inanmıyorum. Savcıların yalan söylediğine de inanmıyorum. Gözlerinden kaçmıştır. Bir örgüt toplantısına katılmadım. Herhangi bir gösteri ve yürüyüşe de katılmadım varsa katıldığımın delili, ispatlasınlar”
SEKRETER PINAR KOD ADI OLDU
Yanında Pınar adlı bir bayanın 9 yıldır görev yaptığını belirten Öztürk, telefon görüşmelerinde kardeşine, Ali Yiğit’e ve Pınar’a “gidin ifade versinler benim yaptığım işi anlatsınlar” dediğini Emniyette kendisine “Pınar kim? Pınar şifre mi?” diye sorulduğunu söyledi. Oktay Yıldırım’ın okumayı ve yazmayı çok sevdiğini kendisinin ise ticareti sevdiğini belirten Öztürk, “Sosyal arkadaşlık suç oldu” dedi.

Öztürk sözlü savunmasının ardından emniyette ve savcılıkta verdiği ifadeleri kabul ettiğini belirtti. Mahkeme başkanı Köksal Şengül, “Kitap okumanın dışında hepsinde varsın” dedi. Öztürk de bunun üzerine ona da alıştım burada, alıştım” yanıtını verdi.

Öztürk’ün avukatı Nuri Cengiz Albayrak müvekkilinin astsubay olarak görev yaptığı dönemde ders notu olarak tuttuğu ajandanın iddianameye delil olarak konulmasındaki amacın ne olduğunu sorarak, “Müvekkilim hakkında bırakın kuvvetli suç şüphesini basit suç şüphesi bile yoktur” diye konuştu. Albayrak bu soruşturmayla müvekkilinin ticari hayatının bitirildiğini, sahibi olduğu petrol ofisi bayiliğinin dondurulduğunu oto galerisini kapatmak zorunda kaldığını söyledi.
“ARANDIĞINI BİLSEYDİM DE EVİME ALIRDIM”
Mahmut Öztürk’ün sözlü savunmasının ardından çapraz sorgusu başladı. Duruşma savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, Danıştay saldırısından kaçak durumundaki bir zanlının neden Öztürk’ün evine geldiğini sordu. Öztürk bu soruya, “Sizin evinize biri gelse ne yaparsınız? Arandığını bilmiyordum. Arandığın bilseydim de alırdım. Komutanım bize terörü ve yalanı öğretmedi” yanıtını verdi. Savcı Pekgüzel, Muzaffer Tekin’in ofisinde neler konuşulduğunu, büroya kimlerin gelip gittiğini de Öztürk’e zordu. Öztürk, Tekin’in handa küçük bir ofisi olduğunu, akşam saatlerinde ofisin kapandığını genellikle emekli askerlerin geldiğini söyledi. Emekli askerlerin çoğunun apartman yöneticisi olduğunu belirten Öztürk, fuel-oil satış işi yaptığı için ofise gelenlerle tanıştığını ve kartını verdiğini belirtti.
 
“SOL DENİNCE ÜLKEYİ SATAN KOMÜNİST SANARDIM, YANILDIM”
Öztürk, Tekin’in ofisinde “Türk Solu” dergisini görünce şaşırdığını ve Muzaffer Tekin’e sorduğunu söyledi. Tekin’in de kendisi gibi milliyetçi biri olduğunu bildiğini ve yıllarca “sol” denince kendisinin “ülkeyi satan komünist” diye düşündüğünü belirterek, “Yanıldığımı bugün anladım. Meğer kullanılıyormuşuz” diye konuştu. Öztürk, Tekin’in Türk Solu dergisine ilişkin olarak da “Bildiğin gibi değiller” yanıtını verdiğini kaydetti.
 
ÖZTÜRK, TEKİN’İN İNTİHAR OLAYINI ÖNCE BASINA MI VERDİ?
Duruşma savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, intihara kalkışan Muzaffer Tekin ile ilgili olarak ilk önce jandarmayı mı yoksa Uğur Dündar’ın yanında çalışan birini mi aradığını sordu. Öztürk, Muzaffer Tekin’i kanlar içinde görünce “Önce konuşsun ve konuştukları çekilsin diye tanıdığım bir kameraman çocuğu aradım. Hastaneye giderken de jandarmayı aradım” yanıtını verdi.
 
MÜDAHİL VEKİLLER İÇİN KRİTİK KARAR
Ergenekon davasının müdahillerinden Şebnem Korur Fincancı’nın avukatı Ali Koç, Mahmut Öztürk’e emekli bir astsubayın sermaye gerektiren bir işe nasıl başladığı sorusunu yöneltti. Mahmut Öztürk’ün avukatı Albayrak, bu soruya itiraz ederek müdahil vekillerini sadece müdahil oldukları konuya ilişkin soru sormalarını, başka konularda soru sormalarının yasaya aykırı olduğunu belirtti. Mahkeme başkanı Şengün de soruyu kabul etmedi. Fincancı’nın avukatlarından Ayşe Batumlu da benzer bir soru yöneltince duruşma salonunda tartışma yaşandı. Sanık avukatlarından Vural Ergül, müdahil vekillerinin sadece asker sanıklara yüzlerce soru hazırlayıp savunmanın uzamasına neden olduklarını ve müdahil avukatların sadece müdahil oldukları konuda soru sormalarının karar altına alınması talebinde bulundu.

Mahkeme heyeti daha sonra müdahil vekillerinin sanıklara her türlü konuda soru sormalarına izin verildi

SEDAT PEKER "TÜM TÜRKİYE KANDIRA CEZAEVİNDE OLDUĞUMU BİLİYOR" 
 Ergenekon tutuklu sanıklarından Sedat Peker ikinci kez katıldığı Ergenekon duruşmasında ilk kez konuştu. Peker, sanıkların telefon konuşmalarında adından söz ettikleri için sanık olduğunu belirterek “Türkiye, Kandıra Cezaevinde olduğumu biliyor, adımdan söz edenler bilmiyor” dedi.
Tutuklu sanıklardan Mahmut Öztürk’ün çapraz sorgusunun ardından Sedat Peker söz aldı. Peker, sanıkların telefon konuşmalarında “Sedat Peker” adı geçiyor diye hakim karşısına çıktıklarını belirterek, “Orhan Pamuk’a sözde suikast için telefon konuşmalarında, suikastı gerçekleştirecek kişilerin suikasttan sonra koğuşuma gelecekleri söyleniyor. Ben bundan dolayı sanık oldum” diye konuştu. Peker şunları söyledi:

“O telefon konuşmalarında il emniyet müdürü ve il başsavcısının da adı geçiyor. İl emniyet müdürü ve il başsavcısının da huzura getirilmesini istiyorum. Eğer mahkemeniz ‘saçma sapan bir telefon konuşmasından dolayı il emniyet müdürü ve il başsavcısının huzura getiremeyiz’ derse ben neden sanık oluyorum. Ben bu insanları tanımıyorum. Telefon konuşmalarında benim Kütahya Cezaevinde olduğumu söylüyorlar, koğuşuma geleceklerini söylüyorlar. Ben Kandıra Cezaevindeyim. Tüm Türkiye bunu biliyor. Ama telefonda konuşanlar bilmiyor.”
GİZLİ TANIK 9’UN BÜTÜN İFADELERİ İSTENDİ
Tutuklu sanıklardan Kemal Kerinçsiz gizli tanık 9 olarak geçen kişinin ifadelerinin celbine karar verilmesini mahkeme heyetinden talep etti. Veli Küçük’ün kızı avukat Zeynep Küçük de gizli tanık 9’un ifadelerin bir kısmının kendilerine geldiğini belirterek, “Bu gizli tanığın güvenilirliğini veya ne derece güvenilmez biri olduğunu ifşa edebilmemiz için gizli tanığın tüm ifadelerini celbini talep ediyorum. İddia makamının bunu bize vermeyerek savunma hakkımızı elimizden alıyor. Bu nedenle gizli tanığın tüm ifadelerinin celbini talep ediyorum” dedi.

Tutuklu sanıklardan Aykut Ersoy, Emniyet Genel Müdürlüğü’nde elektronik dinleme ve hassas dinleme aletinin alınıp alınmadığının sorulmasını ve bunun tarafına bildirilmesini istedi. Tutuklu sanıklardan Selim Akkurt, savunmaların uzun süre aldığını, Kadıköy Ceza Mahkemesi’nde duruşması olduğunu ve duruşmaya gidip gidemeyeceğini öğrenmek istediğini söyledi. Mahkeme Başkanı Köksal Şengül de “Gideceksin” yanıtını verdi.
HOŞTAN: EĞİTİMLİ KIZLARIM BANA HESAP SORUYOR”
Tutuklu sanıklardan Sami Hoştan, medyada İbrahim Çiftçi’yi ve Dr. Necip Hablemitoğlu’nu öldürtmeyi azmettirdiği şeklinde yazılar yazıldığını Koç Üniversitesi’nde okuyan iki eğitimli kızının kendisine bu durumu sorduğunu, aynı zamanda basında uyuşturucu işi yaptığın da iddia edildiğini, ama iddianamede bu iddialara yer verilmediğini kaydederek, “Bunun bedeli bu mu? Bunlar ne zaman açıklanacak” diye sordu. Mahkeme Başkanı Şengül, tazminat davasını her zaman açabilirsiniz” dedi.
TUTANAK KRİZİ
Sanık avukatlarından Gazi Güder, Ergenekon davasının 15. duruşmasının yapıldığını ancak kendilerine şu ana kadar sadece 8 oturumun tutanağının verildiğini belirterek, “Bu yasaya aykırıdır. Süre uzadıkça yanlış yazılıyor” diye konuştu. Mahkeme Başkanı Şengül de “Biz de kısa sürede yazılmasını istiyoruz” dedi.
 
TUNCAY GÜNEY’İN 10 TANE SAHTE KİMLİĞİ VAR İDDİASI
Tutuklu sanıklardan Vedat Yenerer’in avukatı Vural Ergül, Tuncay Güney’in emekli sandığından aylık alıp almadığına ilişkin Emekli Sandığı’na yazı yazılmasını talep etti. Ergül, Tuncay Güney’in kullandığı 10’a yakın sahte kimlik kartı olduğunu ve bundan dolayı yargılandığını belirterek, “Bu sahte kimliklere ilişkin MİT’e tekrar yazı yazılmasını talep ediyorum” dedi.

Rahatsızlığı nedeniyle tutuksuz olarak yargılanmasına karar verilen Ayşe Asuman Özdemir’in vekili, müvekkilinin hasta olduğu için görüşmeye gelemediğini ve iyileşmesi için kendilerine 27 Kasım’a kadar süre tanınmasını talep etti.
AVUKAT’TAN TUHAF TALEP
Tutuklu sanıklardan Serhan Bolluk’un vekili Sait Türer, Ergenekon davasının yarısının dışarıda olduğunu ve ucu açık bir soruşturma yürütüldüğünü belirterek, "Bu geminin kaptanı sizsiniz. Bu davanın uzatılması hakkın suiistimali konumunda savcılar bizden yukarda oturuyor. Bu yüksekliğin gereğinin yerine getirilmesini istiyoruz. Soruşturmanın uzatılmaması için Adalet Bakanlığı’nda telkinde bulunması yönünde yazı yazılmasını talep edilmesini istiyorum” diye konuştu.

DURUŞMA, 20 KASIM PERŞEMBE GÜNÜNE ERTELENDİ
Silivri Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi'ndeki duruşmada, talepler ile Cumhuriyet savcısının bu taleplere ilişkin görüşünün ardından verilen ara sonrası, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Köksal Şengün, mahkemece alınan kararları açıkladı.
 
Başkan Şengün, bu oturumda gerek sözlü, gerekse yazılı olarak bulunulan talepler konusunda önümüzdeki oturumda karar verilmesine hükmedildiğini belirterek, bir sonraki oturumda, iddianamedeki sıraya göre öncelikle tutuklu sanıkların sorgularının alınmasına, bunların tamamlanması sonrası da tutuksuz sanıkların yine iddianamedeki sıraya göre sorgu ve savunmalarının tespitinin yapılmasına karar verildiğini bildirdi.
 
''Dosya kapsamı, delil durumu, sevk maddeleri, cezaevinde kaldığı süre ve savunmasının tespit edilmiş olması'' dikkate alınarak, tutuklu sanık Mahmut Öztürk'ün bihakkın tahliyesine ve başka suçtan hükümlü veya tutuklu değilse tahliyesi için yazı yazılmasına karar verildiğini belirten Başkan Şengün, diğer tutuklu sanıkların mevcut hallerinin sürdürülmesinin hükme bağlandığını kaydetti.
 
Cevapları gelmeyen yazıların yanıtlarının beklenmesini de kararlaştıran mahkeme heyeti, duruşmayı, 20 Kasım Perşembe günü saat 09.30'a erteledi.

İRANLI ASGHAR SEMATGOU'NUN OĞLU, BU DAVAYA MÜDAHİL OLMAK İÇİN BAŞVURDU
İstanbul'da 1995'te öldürüldüğü ve Ergenekon davası iddianamesinde de adı geçtiği bildirilen İranlı Asghar Sematgou'nun oğlu, bu davaya müdahil olma talebinde bulundu.
 
Asghar Sematgo'nun oğlu Ferşad Sematgou'nun avukatı Dinçel Aslan, gazetecilere yaptığı açıklamada, ticaretle uğraşan İranlı Asghar Sematgou ile bir arkadaşının, 1995 yılında İstanbul'a geldiğini, beraberlerinde yüklü miktarda para bulunan bu kişilerin, konakladıkları otelden alınarak öldürüldüklerini iddia etti.
 
Bu kişilerin kafalarına kurşun sıkılarak öldürüldüğünü belirten Aslan, Silivri Cumhuriyet Savcılığının konuyla ilgili başlattığı tahkikatın da sonuçsuz kaldığını bildirdi.
 
Aslan, Ergenekon davası iddianamesinin 1099'uncu sayfasında maktül Asghar Sematgou'nun adının açık şekilde yer aldığını ifade ederek, davanın sanıklarından Emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün evinde yapılan aramalarda ele geçirilen ses kasetlerinde, Sematgou'nun ölümüne ilişkin bilgilerin yer aldığını öne sürdü.
 
Ergenekon sanıklarından Zekeriya Öztürk'ün şifreli çantasında da Asghar Sematgou'nun ölümüne ilişkin bilgilerin yer aldığını öne süren Aslan, bu nedenle Sematgou'nun oğlu Ferşad Sematgou'nun bu davaya  müdahil olmak istediğini belirtti.
 
Aslan, Ferşad Sematgou'nun müdahil olma talebine ilişkin dilekçeyi, Van Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi aracılığıyla İstanbul 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına göndereceklerini ifade etti.
 
gazeteport
.117
Bu haber toplam 1121 defa okunmuştur
Diğer Başlıklar

    » Piyasalar
$ USD
1.5340
€ Euro
2.0870
IMKB
27.892
Altın
41.32
Mehmet Ali ÖZTÜRK
ozturk158@hotmail.com
Adem KAHRİMAN
Araştırmacı/Sosyolog-Yazar
Behçet BÜYÜKGÖKMEN
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Tüm Yazarlar
    Anket
    Yerel seçimler de hangi partiye oy vereceksiniz?
    AK PARTİ
    BBP
    CHP
    DP
    DSP
    DTP
    MHP
    SP
    ANKARA 07.01.2009
İmsak
-
5:32
Güneş
-
7:03
Öğle
-
12:02
İkindi
-
14:25
Akşam
-
16:48
Yatsı
-
18:12
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008