|
|
|
Muhterem GİK üyelerim, İl Başkanlarım, İl Müfettişlerim, Dava Kardeşlerim…
Basınımızın değerli temsilcileri…
Hepinizi muhabbetle selamlıyorum.
Toplantımıza hoş geldiniz.. Bu toplantının; ülkemizin ve mazlum İslam coğrafyasının kurtuluşuna vesile olmasını diliyorum. Ülkemize, İslam âlemine ve tüm insanlığa barış, huzur ve saadet getirmesini niyaz ediyorum.
DEĞERLİ KARDEŞLERİM.
Teröre verdiğimiz şehitler yüreğimizi dağlamaya devam ediyor. Son olarak Şemdinli’de verdiğimiz şehitler bir kez daha bayramlarımıza gölge, sevinçlerimize hüzün düşürdü. Ardından Diyarbakır’ımızda yüreğimizi dağlayan bir olay daha meydana geldi. Bu hain saldırılarda hayatını kaybeden güvenlik güçlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Kederli ailelerine ve milletimize sabır niyaz ediyorum.
AZİZ KARDEŞLERİM.
Sevr emellerinden hiçbir zaman vazgeçmemiş Dış güçler, ülkemiz üzerindeki karanlık emellerini gerçekleştirmek için her türlü alçaklığa başvurmaktadır. Bunların başında da terör belası gelmektedir. Bazı karanlık mihraklar taşeron PKK terör örgütü eliyle ülkemizi bölüp parçalamaya, milletimiz arasında düşmanlık tohumları ekmeye çalışmaktadır. Nitekim son günlerde bazı bölgelerde Türk-Kürt kardeşliğini bozmaya, milletimiz arasında etnik çatışma ortamı oluşturmaya yönelik girişimler dikkat çekmektedir. Önce Sakarya’da, ardından geçtiğimiz hafta Balıkesir ve Adana’da yaşanan olaylar bu alçak planın göstergesidir. 17 Askerimizin şahadetinin Balıkesir Altınova’da meydana gelen olayın hemen akabinde yaşanması dikkat çekicidir.
Bu alçakça oyunlara karşı Türküyle, Kürdüyle, millet olarak hepimiz uyanık olmak zorundayız. Çünkü görünen odur ki 30 bin cana, milyarlarca doların üzerinde ekonomik kaybımıza neden olan bu oyun sık sık sahnelenmek istenmektedir.
Ancak inanıyorum ki, bundan önce olduğu gibi bundan sonra da bu kardeşliği bozmaya kimsenin ama kimsenin gücü yetmeyecektir. Bir kez daha üzerine basa basa vurguluyorum. Irkı, dili, milliyeti nedeniyle kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur.
Biz aynı şerefli milletin çocuklarıyız. Bu topraklar üzerinde yaşayan herkes kardeştir. Malazgirt’te beraber at koşturduk. Anadolu’ya birlikte taşıdık İslam’ın kurtuluş muştularını. Beraberce yürüdük Bizans’ın üzerine. Çağ açıp çağ kapayan kutlu orduda omuz omuza savaştı atalarımız. Çanakkale’yi geçilmez yaptık, canımızı vererek, kanımızı dökerek bu mübarek topraklarda.
Aziziye tabyalarında Moskof’a dar ettik dünyayı. Şanlıurfa’da, Gaziantep’te Kahramanmaraş’ta bir tek yumruk olup indik müstevi orduların tepesine. İzmir’de hep beraber döktük Yunan Palikaryasını denize. Daha dün aştık el ele Beşparmak dağlarını. Emperyalistler ülkemizi işgal ederken sormadılar ırkımızı. Etnik kökenimize bakmadan hunharca katlettiler bu ülkenin çilekeş insanlarını. Çünkü onlar biliyorlardı ki biz bir tek milletiz. Çünkü onlar biliyorlardı ki biz kardeşiz.
Çünkü onlar biliyorlardı ki, bizi Allah kardeş kılmış Kur’anı ile. Kanımızı sülük gibi emen, Coğrafyamızı bir kan gölü haline getiren, terör örgütünü bir taşeron gibi üzerimize salan, Türk Kürt çatışması çıkarmayı planlayan küresel emperyalizmin planlarını birlikte boşa çıkaracağız. Ey Kılıçaslan’ın torunları. Ey Selahaddin-i Eyyubi’nin torunları. Kardeşliğinizi muhafaza edin. Dik durun. Asla sarsılmayın. Çağdaş Haçlı sürülerine tıpkı ecdadınız gibi ders vermeye hazırlanın. Unutmayın ki müminler ancak kardeştir.
Bütün Türk ve Kürt kardeşlerimize bir kez daha çağrıda bulunuyorum; gün her zamankinden fazla birlik olma günüdür. El ele, omuz omuza verme günüdür. Bu tür gerginlik ve çatışmaların milletimize, ülkemize değil, ancak ve ancak Büyük Ortadoğu Projesi sahiplerine hizmet edeceğini unutmamalıyız.
DEĞERLİ İL BAŞKANLARIM İL MÜFETTİŞLERİM..
PKK bir kukladır. İpi dış güçlerin elindedir. Bu terör vahşetinin arkasındaki gücü, yani kuklacıyı dürüstçe teşhis ve ifşa etmeden terörle mücadele yapılamaz.
Peki kim var bu saldırıların arkasında?
Açık söylüyorum; Bu saldırıların arkasında coğrafyamızı kendi menfaatleri doğrultusunda şekillendirmeye çalışan küresel güçler vardır. Türkiye’nin müttefikiymiş gibi görünüp, teröristlere her türlü silah ve mühimmatı sağlayan devletler vardır. PKK’yı besleyip, büyüten yabancı istihbarat örgütleri vardır. Yüzümüze gülüp arkamızdan hançerleyenler vardır. Şu bir gerçektir ki; bu devletlere karşı dış politikamızı milli ve şahsiyetli bir çizgide yeniden belirlemeden, sadece PKK’yı hedef alan bir mücadelede başarı elde edemeyiz.
Peki Niye bunu söylüyoruz?
Aziz kardeşlerim soruyorum size;
Yakalanan PKK’lıların üzerinden Amerikan ve Avrupa menşeli silahlar çıkmadı mı!
PKK kamplarında Amerikan menşeli tanklar bulunmadı mı!
Binlerce kayıp Amerikan silahı, PKK kamplarında ele geçmedi mi!
Onlarca askerimizin şahadetine neden olan mayınlar NATO menşeli değil miydi!
17 askerimizi şehit verdiğimiz son Aktütün karakolu saldırısında teröristlerin uçak savar dahil en son ve en modern silahları kullandığı görülmedi mi!
Artık bu bölgede, karşımızda PKK’nın dışında bir güç olduğunu anlamalıyız. Dünyanın en güçlü ülkelerinin askeri ve istihbarat desteğine sahip bir örgüt olduğunu bilmeliyiz.
Hani Türkiye ile Amerika arasında terörle mücadele için koordinasyon kurulmuştu? Hani Amerika bize PKK kampları konusunda istihbarat verecekti? Hani bu istihbarat sayesinde PKK’nın beli kırılacaktı? Ne oldu? Nasıl oldu da bu teröristler Amerika’nın işgali altında bulunan bir ülkeden ellerini kollarını sallayarak Türkiye’ye gelip karakol basabiliyor? Onlarca yavrumuzun canına kıyabiliyor? Biz o zamanda uyarmıştık; Amerika’ya, AB’e, İsrail’e güvenilmez, Onların ipiyle kuyuya inilmez. DOMUZDAN POST, BUNLARDAN DA DOST OLMAZ.
Peki o zaman bu ne aymazlıktır? Bu ne vurdumduymazlıktır. Bizi arkamızdan hançerleyenlerle, biz nasıl müttefik olabiliriz. Onları nasıl Stratejik ortağımız olarak görebiliriz.
O YÜZDEN KARDEŞLERİM.
Bir kez daha söylüyorum; ABD ile stratejik müttefik olma sevdası devam ettikçe, AB’ye girme uğruna milli çıkarlarımızı bir kenara bıraktıkça Siyonizm’in Türkiye üzerindeki emellerini göz ardı ettikçe terörle mücadelede başarıya ulaşılamaz. Çünkü PKK sözde müttefiklerimizin kucağında büyüyen ve onlara hizmet eden taşeron bir terör örgütüdür. Bu nedenle Türkiye derhal dost ve stratejik diye tanımladığı ülkeleri gözden geçirmelidir. İsrail, Amerikan ve AB politikalarına teslim olmak yerine, kendi milli duruşunu ortaya koymalıdır. Milli Görüş partileri iktidarda da muhalefette de hep aynı görüşü savunmuş, aynı duruşu sergilemiştir. Bu anlayışla D-8 projesini gerçekleşmiştir. Yalancı dostlarla, ikiyüzlü müttefiklerle oyalanmak yerine bu haklı ve samimi uyarılara kulak verilmelidir. Aksi takdirde yüreklerimizden ateş, gözlerimizden yaş eksik olmaz.
DEĞERLİ DAVA ARKADAŞLARIM
Önemli bir hatıramla bu bölüme son noktayı koymak istiyorum. Genç bir mühendis olarak tam 9 yıl boyunca Doğu ve Güneydoğu Anadolu da görev yaptım. Bir gün İstanbul’dan yeni atanmış genç bir mühendis arkadaşla içme suyu projeleriyle ilgili olarak Mardin köylerini dolaşırken, yolumuz bir köye düştü. Yöresel kıyafet giymiş genç bir köylüye rast geldik. Gezi sırasında, Türkçe, Kürtçe, Arapça konuşulduğunu gören, bu genç arkadaş, merakla şöyle bir soru sordu: “Hemşerim!” dedi, “Sen hangi millettensin?” Bu genç köylü vatandaşımız soruyu çok anlamsız ve tuhaf buldu. Ve bunu bakışlarıyla belli ettikten sonra şu müthiş cevabı verdi: “Hemşerim” dedi, “BEN MİLLET-İ İBRAHİMDENİM!”
İşte çözüm buradadır aziz kardeşlerim. Çözüm bu cevapta saklıdır.
Çünkü Kürdüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, bu topraklar bir mozaikse, o mozaiği bir arada tutan çimento İSLAM KARDEŞLİĞİDİR. Yüzlerce yıldır bu böyleydi ve bundan sonra da böyle olacaktır. Bu yüzden Milli Görüş, başından beri “İSLAM KARDEŞLİĞİ” diye haykırmaktadır. Bundan sonra da haykırmaya devam edecektir. Çünkü başka çare de, çözüm de yoktur.
DEĞERLİ DAVA ARKADAŞLARIM…
Birbiri ardına gelen şehit haberleri yüreğimizi dağlarken, birbiri ardına gelen zam haberleri de maalesef milletimizin cebini yakmaktadır. Elektrik, doğalgaz gibi Milletimizin en temel ihtiyaç maddelerinde adeta bir zam sağanağı yaşanmaktadır. Son olarak 1 Ekim’den itibaren geçerli olmak üzere elektriğe yüzde 10 zam geldi. Yılbaşından bu yana yapılan zam ise yüzde 65’i buldu.
Peki sadece elektriğe yüzde 65 zam yapan bu Hükümetin, Memura verdiği zam ne? Yüzde 5 bile değil.
Yazıktır günahtır. Memur, işçi, esnaf, çiftçi, milletimiz IMF patentli ekonomik politikalar yüzünden açlık ve yoksulluğun pençesinde kıvranmaktadır. Şu anda ülkemizde yaklaşık 7,5 milyon kişi devletten yardım alarak yaşıyor. 15 milyon insanımız ise tedavi hizmetlerini yeşil kart ile sağlayabiliyor. Maalesef 6 yıldır Hükümetin uyguladığı ekonomi politikası IMF tahsildarlığından öte geçememiştir. Bir avuç rantiyeciyi memnun etmekten başka bir işe yaramamıştır. Milletimizin alınteri, kazancı bir avuç faizciye gitmektedir. 1950 ile 2002 yılları arasında 52 yılda Türkiye’nin cari açığı 48 milyar dolar iken AKP iktidarının 6 yılında, 140 milyar doları aşmıştır. Yani 52 yıldaki cari açığın 3 misli bu iktidar döneminde oluşmuştur. Aynı dönemde dış borç ise 148 milyar dolardan 445 milyar dolara çıkmıştır. Her hafta faize 1 milyar dolar ödenmektedir.
Bu modern soygundur, sömürgeciliktir. Türkiye sömürülüyor. Son 6 yılda zengin daha zengin oldu. Bankalar 10 yılda kazanacakları parayı 2 yılda kazandılar. Peki, soruyorum? çiftçi, emekli, işçi, esnaf ne durumda? Hepsi perişan… Hepsi yoksulluk ve hayat pahalılığı altında inim inim inliyor.
AZİZ KARDEŞLERİM.
Tablo bu kadar açık ve net iken Hükümet hala sanal rakamlar, pembe tablolarla milleti oyalamaya çalışıyor. Sayın Başbakan 22 Eylüldeki bir toplantısında, hükümetin ekonomik başarılarını anlattı.
2002 yılında milli gelirimizin 230 milyar dolar olduğunu, 2007 yılında ise milli gelirin 658 milyar dolara çıkartıldığını söyledi. “Yani milli gelir 6 yılda %186 nisbetinde artmıştır, böylece milli gelirimiz bu dönemde 2,8 kat büyümüştür, böylece kişi başına milli gelir 9300 dolara ulaşmıştır” dedi.
Bu iddianın doğru olmadığı basit bir hesaplamayla hemen anlaşılabilir. Şöyle ki, 2002 yılının sabit fiyatlarla olan 230 milyar doları 100 kabul edelim. Buna 2002 – 2007 yılları arasındaki bu durumda 100, 6 yılda ancak 139 alabiliyor. Yani 6 yıllık milli gelirdeki artış sadece %39 dur. Bu durumda 2007 yılının sabit fiyatlarla gerçek değeri 230 milyar dolar x 1,39 = 319,7 milyar dolardır. Bu durumda kişi başına düşen milli gelir ise 9300 dolar değil 4260 dolar olmaktadır.
Böyle bir iddiayı vatandaşlar acı bir tebessümle karşılamakta, acaba 4 kişilik hangi ailenin evine yılda 37.200 dolar girmektedir diye sormaktadırlar. Bütün dünyayı saran Küresel kriz hepinizin malumu. 200 Yıllık devasa finans kuruluşları, dünya çapında bankalar bir bir çöküyor. Bu finans kapitalizminin sonudur. Ve Milli Görüş’ün faizci finans sistemi konusundaki haklılığını teyit eden bir sonuçtur. Milli Görüş yıllardan beri faizci sistemin bütün dünya, bütün insanlık için büyük bir tehlike olduğunu ısrarla vurgulamıştır. Bu yüzden Adil bir ekonomik düzene geçilmesini savunmuştur. Öncelikle ABD ve AB ülkelerini sarsan bu ekonomik kriz, yeni bir devrin ilk ışıkları durumundadır. Bu kriz kapitalizmin, faizci ekonomik sistemin de çöküşe geçtiğini müjdeliyor.
Vaktiyle dünyanın başına bela olan çeşitli İZM’ler vardı. Nazizm çöktü, faşizm çöktü, komünizm çöktü, şimdi sıra kapitalizme geldi. Bu çöküşün ardından “Yeni Bir Dünya” “Adil Bir Düzen” doğacaktır.
Kuvveti ve menfaati hak sebebi sayan Batı medeniyeti artık iflas etmiştir. Dünyaya, zulüm, gözyaşı ve kandan başka bir getiremeyecekleri de açıkça ortaya çıkmıştır.
İnsanlığın bundan böyle ihtiyacı, hak merkezli bizim medeniyetimizdir.
DEĞERLİ ARKADAŞLARIM;
Maalesef Hükümet bütün dünyayı kasıp kavuran küresel kriz konusunda da yanlış bir tavır içindedir. En yetkili ağızlar “Türkiye’nin bu krizden çok fazla etkilenmeyeceğini” iddia etmektedir. Oysa bu doğru değildir. Dünyanın krizden çalkalandığı bir dönemde, Türkiye’nin bunun etkisinde kalmaması düşünülmez.
Küresel kriz her ülkeyi olduğu gibi, Türkiye’yi de tehdit etmektedir. Kriz kapımızdadır. Daha şimdiden borsa %23 nispetinde düşerken, kredi faizleri %25’i aştı.
Ağustos ayında sanayi üretimi küresel kriz etkisiyle %4 nispetinde düştü. “Kriz bize değmez”, “Bize bir şey olmaz” demek yerine, radikal ve ciddi tedbirler almak zorundayız. Unutulmasın ki krizden önce de ekonomimiz ciddi bir sarsıntı geçirmekte idi.
Şimdi vereceğim rakamlara dikkat edin.
Türkiye’de bankaların yüzde 44’ü, sigorta şirketlerinin yüzde 80’i, Borsa’nın yüzde 70’i yabancıların, Yani uluslararası sermayenin elindedir. Bunun yanı sıra bütün stratejik kuruluşlarımız da yabancıların kontrolüne girmiştir. Dolayısıyla dışarısı ne kadar etkilenirse Türkiye de en az o kadar etkilenir. Aksini iddia etmek Ekonominin E’sinden bile haberdar olmamak demektir. AKP hükümeti bu konuda gerçek dışı beyanlar vermek yerine acil ve ciddi tedbirler almalıdır.
Ama maalesef hükümette bu kararlılığı göremiyoruz. Dünya yeniden şekillendiriliyor. Haritalar yeniden çiziliyor. İslam Coğrafyası kan ağlıyor. Ülkemiz üzerinde en sinsi oyunlar, en hain kuşatmalar bir bir devreye sokuluyor. Kıbrıs üzerindeki pazarlıklar son sürat devam ediyor. Bütün dünya küresel krizin pençesine düşmüş durumda. Ama böylesine tarihi bir süreçte, bunlara önlem almak, yeni stratejiler geliştirmek yerine bir kuru gürültüdür gidiyor. Milletimiz kayıkçı kavgaları, horoz dövüşleriyle meşgul ediliyor.
AZİZ KARDEŞLERİM SORUYORUM SİZE?
Yıllardan beri Sayın Başbakanla, Baykal arasındaki sert tartışmalar, ülkenin hayati önem taşıyan,
· Ekonomik çöküş, yoksulluk, açlık, yolsuzluk,
· Dış politikadaki tehlikeli gelişmeler,
· Sosyal yapımızdaki erozyon,
gibi konularını gündem dışına itti.
Son günlerde bir de Sayın Başbakanla bir medya patronu arasındaki bir tartışma gündemi işgal etti. Günlerce gazeteler, televizyonlar bu polemiğe kilitlendi. Bu tartışmalarda kullanılan üsluba hiç girmek istemiyorum.
Gazeteler çarşaf çarşaf bunları yayınladı. Ama çok acıdır; aynı günlerde müzakere adı altında Kıbrıs üzerinde süren pazarlıklar, İslam coğrafyasındaki zulümler, kan ve gözyaşı, çıldıran terör kibrit kutusu kadar bile yer bulamadı.
AZİZ KARDEŞLERİM
Politikasıyla, medyasıyla, yargısıyla, hükümetiyle, bürokrasisiyle herkesin hak ve hukuktan yana olduğu huzurlu bir Türkiye hepimizin en büyük dileğidir. Bunu kim istemez.
Peki ama soruyorum? Elinizi vicdanınıza koyun? Bu kavgaların Türkiye’ye ne faydası oldu?
El cevap; Koskoca bir hiç. Başladığı gibi birden bire bitti. Zaten Kimsede bu kavgalardan hiçbir şey anlamadı.
DEĞERLİ GİK ÜYELERİM, İL BAŞKANLARIM, İL MÜFETTİŞLERİM…
Bu böyle gitmez. Gitmeyecek. Büyü bozuldu. Yalancı seraplar son buldu. Milletimiz bu iktidara medyanın da propagandasıyla “Milli Görüşü” seçiyoruz zannederek oy vermişti. Ama aradan geçen 6 yılda milletimiz bunların Milli Görüş’le alakaları olmadığını gördü. Saadet Partisi dışındaki tüm partiler gibi, bunlarında IMF’ci, AB’ci, ABD’ci olduğunu fark etti.
O yüzden bütün ümit artık gerçek Milli Görüşçülerdedir. O’da Saadet Partisidir. Milli Görüş politikalarına dönülmedikçe, Saadet Partisi iktidara gelmedikçe ne ekonomi düzelir, ne terör belası sona erer, ne de halkımız huzur ve refaha kavuşur.
İşte bu bilinç ve coşkuyla Partimiz Kongre sürecine girmiştir. Bütün teşkilatlarımızda, bütün tabanımızda bunun heyecanı yaşanmaktadır.
Kongremizle ilgili çalışmalar ve istişareler yoğun bir şekilde devam etmektedir. Bazı medya organlarında zaman zaman, partimizle ilgili bir takım asılsız iddialar gündeme getirilmektedir. Onlar tabii bizi başka partilerle karıştırıyorlar. Bir kez daha söylüyorum. Milli Görüş’te makam değil, hizmet yarışı vardır. Milli görüş’çüler almak için değil vermek için yarışır. Milli Görüşçüler değişmek için değil, adaletsiz bir sistemi değiştirmek için çabalar. Teşkilattaki çaycıdan, genel başkana kadar herkes böyle büyük bir davanın neferi olmanın şerefini ve onurunu taşır. Bu bilinç ve fedakârlıkla çalışır.
Hep söyledim yine söylüyorum;
MAZLUMLAR AYAĞA KALKMADIKÇA ZALİMLER DİZ ÇÖKMEZ.
İnşallah bu kongremiz Milli Görüş’ün yeniden şahlanışının, ayağa kalkışının miladı olacaktır. Bu inanç, heyecan ve kararlılıkla, Mart 2009 yerel seçimlerinde de en büyük başarılar sağlanacaktır.
Çünkü az önce de ifade ettiğim gibi tek çare Milli Görüştür.
Milli Görüş iktidarı olmadan, ne ekonomi düzelir, ne terör belası sona erer, ne de halkımız refah ve huzura kavuşur. *Çünkü Milli Görüşçüler AB kapılarında bekletilenler değil, Sultan Abdülhamit Han’ın Çırağanı’nda D-8’leri kuranlardır.
Rantiyenin değil milletin yüzünü güldürenlerdir.
Milli Görüşçüler makam için eğilen, değişen değil, Hak için direnenlerdir.
Malazgirt’teki Alparslan, Kudüs’teki Selahaddin’lerdir.
Hamdolsun…
40 yıldır yürüdüğümüz bu hak yoldan zerre kadar sapmadık.
Bundan sonra da sapmayacağız.
Allah gayretimizi daim kılsın..
Zafer inananlarındır. Ve Zafer Yakındır.
Hepinizi Saygıyla Selamlıyor Alınlarınızdan Öpüyor, Allah’a Emanet Ediyorum.
haberdem.com (özel)
•117
•117 |



