|
|
|
2002 yılında henüz 55 yaşında bir tümgeneralken Sezer ve Ecevit’in imzalarıyla emekliye ayrılan Osman Pamukoğlu Paşa’nın, “ABD’nin Vietnam’da bozguna uğramasına yol açan gayrinizami harp taktiklerini kullanıyoruz. Bütün kitaplar Amerikan tercümesidir. Silah ondan (ABD’den) gelince, nasıl savaşılacağını da 1952’den beri gene Amerika’dan öğreniyoruz!.. ABD’den önce de Almanlar, daha önce de Fransızların savaş taktikleri öğretilirdi!” şeklindeki ifşaatına gazetemizde yer vermiştik…
Dindarları “irticayla” yani “gericilikle” suçlayan zihniyetin, ABD’nin köhne “taktik kitaplarına” itibar etmekle “irtica”nın merkezi haline geldiği, terörle mücadeleye ömrünü vermiş bir emekli generalin ifşaatıyla ortaya çıkarken, bir başka “acı tablo”da yine aynı isim tarafından ortaya konuluyor. “Aktütün hezimetine” ilişkin sorularımıza, “Sıkıntının sebebini anlamak isteyen kitabıma baksın” diyerek cevap veren Pamukoğlu Paşa’nın işaret ettiği bölümlerden birinde, “Din Subayı” talebinin karşılıksız bırakılmasına tepki yer alıyor. ŞEHİTLER İÇİN DİN SUBAYI İSTEMİŞ AMA!.. İşte Paşa’nın “Sosyal ve kültürel ihtiyaçları” görmezden gelen zihniyeti gözler önüne serdiği satırları: “Önemli bir idari mesele vardı. Şehitlere imam veya hocanın yapması gereken ilk dini işlemleri askerlerin arasından seçilen erler yapıyordu. Bu çocuklar işlerini yetiştikleri bölgelerde gördükleri gibi ve içtenlikle yürütüyorlardı ama bu işlerin başına dini eğitim almış din işleri subayları gerekiyordu. Bu sosyal ve kültürel bir ihtiyaçtı. Tugay 23 bin kişilik bir muharebe gücünü sevk ve idare ediyordu. İhtiyaç bu kadar büyük güç için elzemdi. Ve mücadelenin en doruk bölümündeydik. Kara Kuvvetleri Komutanlığına, kadrodaki yerini de belirterek, (Din İşleri Subaylığı için) atanma yapılmasını yazılı olarak arz ettik. Maalesef olmadı!..(Sayfa 130) “BİZİ DAĞ BAŞLARINDA BÖYLE YAPAYALNIZ KOYDULAR!..” “Din subayı talebini” bile karşılıksız bırakan zihniyeti bu ifadeleriyle gözler önüne seren Pamukoğlu Paşa hemen devamında “sitem”ini ortaya koyuyor: “Aslında teklife ne gerek vardı ki? Herkesin yağdığını gördüğü yağmur için yağmur altında kalanların bize şemsiye lazım demesi mi gerekir? Bizi dağ başlarında böyle yapayalnız kodular, Rüzgarlara, kuşlara, bulutlara yakın!..” (Sayfa 130) vakit |



