|
|
|
Ramazan umresinden döndük. Bir özel, çok özel gündemin içinden Türkiye gerçeğine avdet ettik. Orası gerçekten çok özel bir dünya ve çok özel bir gündemi var. Bir steril alan..
Kendi iradenizle girdiğiniz bir küvöz...
Ana gündem: Rahman'ın misafirliğinde Kur'an okumaları, ibadet ve dua... Bu yoğunluk kısa süre içinde sizi kendi ikliminde kavrıyor ve yoğuruyor. Özel bir kalbi neş'e yaşıyorsunuz. Herkes bir ölçüde uçuyor. Dilerim okuyucularımın yolları da bir gün oraya doğru akar. Bir kere o yollarda yürümüş olanlar tekrar yürür, dilerim. Bunu onların da candan dileyeceklerini düşünüyorum, çünkü gidip dönenler, sanırım yüreklerinin bir parçasını orada bırakıyor, yarım yürekle yaşanamayacağı için tekrar gidip alabilmek ümidiyle... Orası çok özel gündemi bulunan bir dünya, dedim. 15 gün içinde Türkiye gündeminden bu özel dünyaya düşen tek gündem "Şehitler haberi" oldu dersem yanlış olmaz. Tabii ki, tek tek dualara giren Türkiye var, tüm İslam dünyası var, insanlık var, şifa dileyişleri var... (Hemen belirteyim Ömer Lütfi Mete kardeşimin de Kabe karşısındaki veya Rasululllah komşuluğundaki birçok duada adının zikredildiğini söylemek isterim.) Ama "şehitler haberi", bütün o dualar gündemi içinde bizim Türkiye umrecilerinin yüreğini bir bütün olarak yaktı diyebilirim. -Kaç şehit? -13, 15, 16 ve 17 şehit... Belki daha çok... 20 küsur yaralı... -Nerede? -Aktütün'de... Şemdinli'de... -Nasıl olmuş? -Birkaç kere bombalanmış bu karakol... Bugüne kadar 43 şehit vermiş... Genelkurmay yerini değiştirmeye niyet etmişmiş. Para yokmuş olmamış! Uzun menzilli ağır silahlarla saldırılmış. -Allah Allaaah! -Nasıl duracak bu iş? -Ergenekon'a ne olmuş? İşte bu diyalog, Türk umre dünyasının yüreğinde dolaştı ve kavurdu geçti. Türkiye'ye döndük, gündeme "Olağanüstü hal" gibi bir heyula, bölge insanı için bir korku odağı çıktığına tanık olduk. Eyvah ki eyvah! Hani, terörle mücadelede en büyük korku, halkı kaybetmek ve dağa çıkışın devam etmesi idi ya, işte, olağanüstü hal, tam da bunları ateşleyen bir hadise bu bölge için... Hani denir ya, PKK'nın doğduğu bataklık, Diyarbakır Cezaevi'ndeki 1980 sonrası uygulamalarıdır, oraya girenler terörle hiçbir bağlantısı yoksa bile terörist olarak veya teröre hak vererek çıktılar, onların yakınları da işkence hikayeleriyle, terör iklimine sevk edildi. İşte olağanüstü hal, bölge insanı için, Diyarbakır Cezaevi'ndeki vahşet uygulamalarının çok daha geniş bir toplumsal alanda icra edilmesi gibi algılanacak. Bakın, çok daha net bir şey söylersem: Böyle bir kararın siyasi yansıması mutlaka olacak ve bu, mahalli seçimler öncesinde Ak Parti için intihar, DTP için de mutlak bir doping niteliği taşıyacaktır. Olağanüstü hal, uzun zamandan sonra AK Parti ile kazanılan bütünlük duygusunu bir kere daha berhava edecektir. Böyle bir karar, AK Parti'nin bölgeye ilişkin tüm yaklaşımlarının "askeri çözüm"e indirgendiği biçiminde algılanacaktır. -AK Parti askeri iradeye ram oldu! Tarzında bir algılayışın, bu sorun açısından gerçekten çok dramatik bir nitelik taşıdığını, en çok askerlerin anlaması gerektiğini düşünüyorum. Yazılara daha sevinç yüklü bir gündemle yeniden başlamayı isterdim, ama ne yapalım ki, steril alan dışındaki dünya gerçeği bu. Belki buradan, umre - hac gibi özel kalbi yüklenmelerin dünyaya iyilikler taşımak gibi bir niyetle bağlantılı olmasını da dilemek lazım. Son olarak bir dilekle yazıyı bağlayalım: Yolunuz, özellikle Ramazan ayının bir döneminde umreye veya hacca düşsün. Bunu gençken düşünün. Fiziki tahammülü düşünmeyecek, o yüzden de yürekleriniz daha bir alıcı olacaktır. _Ahmet Taşgetiren / BUGÜN
•105 |



