SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
2 ayda 7 milyar$ harcandı
07 Ekim 2008 Salı 13:51
İşte Erhan Gökselin Talat Atilla ve Ersin Tokgöze yaptığı çarpıcı değerlendirmelerin ikinci bölümü



TURKTIME: Dün sabah doğrudan Yaşar Büyükanıt’a yönelik olarak sizin çarpıcı üç sorunuz daha gündeme düştü. “Aktütün Karakolu’nu parasızlıktan taşıyamadık derken; giderayak Almanya’dan 4 gemi almak için 2,5 milyar Euro’yu, şahsınıza 1 milyonluk emeklilik makam aracı alırken parayı, giderayak 3 milyar dolarlık ATAK helikopter ihalesine parayı nereden buldunuz?” dediniz. Bu soruları biraz açar mısınız?

ERHAN GÖKSEL: Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt döneminde; 40-50 milyon dolar  tutarında “teröre karşı elektronik takip için gereken” donanım alınması için üç yıldır alım ihalelerinin imzalanmadan bekletilmesi, benim için bardağı taşıran son damla oldu. Sayın Büyükanıt; tüm bunların hesabını kamuoyu önünde vermelidir. Emekliliğine iki ay kala üç ayrı ihaleye alelacele imza atarak, tam 7 milyar dolar harcamıştır. Kendisine Cumhurbaşkanlığı örtülü ödeneğinden 1 milyon YTL tutarında emeklilik makam aracı aldırmayı becerebilmiştir. Ayrıca silah bulunmayan askeri helikopter ihalesi için 3 milyar dolara imza atmış ve hazine bunun 1 milyar dolarını peşin ödemiştir. Helikopterler 36 ay sonra test edilecek, tam 5 yıl sonra teslim edilecektir. Yanlış duymadınız; tam 1 milyar dolar peşin ödenmiştir. Bu da yetmemiş, sanki deniz savaşına gireceğiz; Irak’ta teröristlere savaş gemisiyle saldıracağız, 7 yıl sonra teslim edilecek gemiler için Almanya’ya tam 2,5 milyar Euro (3,5 milyar dolar)’yu hem de peşin olarak ödemiştir.
 
TURKTIME: Buradan ne çıkar?
ERHAN GÖKSEL: Anlaşılan savunma Sanayi ihalelerinin terör için açılması bekleyen 40-50 milyon dolarlık ihalelerin Büyükanıt için önemi yoktur. Onun önceliği milyar dolarlık ihalelerdir. Sayın Büyükanıt, “Aktütün Karakolu’nu parasızlıktan taşıyamadık” diyebiliyorsa, aynı zamanda “Karakollara harcanacak paraların önceliği yok” da demiş olur. O zaman şehitlerimizin de önemi yoktur anlamını mı çıkarmalıyız!
 
TURKTIME: Bu sadece Büyükanıt’ı bağlayan bir konu mu? Genelkurmay bu kararları Milli Savunma Bakanlığı ile birlikte hayata geçiriyor… Bir günah varsa sadece Büyükanıt’ın mı?
ERHAN GÖKSEL: Elbette hayır. Burada yeri gelmişken Başbakan ve Milli Savunma Bakanı için de iki satır söz söylemem gerekiyor. Gemi ihalesinin imza töreninde Başbakan ve Bakanı “işte Türkiye’nin ne kadar güçlü olduğunu görüyorsunuz”, “Bütün dünyaya gücümüzü gösterdik” diyen Erdoğan, Askerlerin “Aktütün Karakolu’nu parasızlıktan taşıyamadık” sözlerine ne diyecek? Sayın Başbakan’a da o zaman, “gücünüz; milyon dolarlık işlere gelince değil de, milyar dolarlık işlere gelince mi ortaya çıkıyor” diye sormak lazım.

 

“KAMUOYU YARATMAYA ÇALIŞMIYORUM, YETKİLİLERİ UYARIYORUM!”

 
TURKTIME: İlginç bir mesaj trafiğiniz var. Bu mesajlarla ne amaçlıyorsunuz? Bir kamuoyu yönlendirme çabası mı?
ERHAN GÖKSEL: Bu mesajlar yargı ve bürokrasinin önemli isimlerine, bakanların yarısına, Müesses Nizam’ın bazı temsilcilerine ve kendilerine çok değer verdiğim az sayıda gazeteciye gidiyor. Şayet bu mesajlarla kamuoyunu yönlendirmek amacım olsaydı, www.versohaber.com  sitemize koyardım; ya da çok geniş bir kesime yayacak şekilde atardım. Verso olarak geniş kesimlere yayacak teknolojik donanıma sahip bir kurumuz. Ancak öyle yapmıyorum. Bu mesajları “kamuoyu yaratmak” amacıyla değil, sadece devleti ve etkili kişileri uyarmak ve bilgilendirmek amacıyla gönderiyorum.
 
TURKTIME: Ankara ile ilgili mesajlarınızda sık sık imar konusundaki usulsüzlüklerde bir başkandan bahsediyorsunuz. Adı geçen başkan Melih Gökçek mi?
ERHAN GÖKSEL: Ankara’da imar ile ilgili Cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar büyük rantlar var. Ankara’da imar ile ilgili her şeyde nihai sorumlu elbette Melih Gökçek’tir. Gökçek, kendisinin haberi olmadığını söylüyorsa onu bana değil, önümüzdeki seçimlerde kamuoyunu inandırmak zorundadır. Ben bunların hepsini araştırıyorum ve ciddi belgeler topluyorum. Sanırım 2-3 ay sonra tüm olayı belgelendirmiş olacağım ve tek tek açıklayacağım.

 

“AK PARTİ’YE AVANS VERİYORUM… İMAR RANTINA GÖZ YUMARLARSA…”

 
TURKTIME: Neden şimdi değil?
ERHAN GÖKSEL: Birincisi tüm belge bilgileri tamamlayamadım. Erken açıklarsam delil karartırlar. Bu nedenle incelememi tamamlamayı bekliyorum. Ayrıca, bu özel mesajlar şimdilik AKP’nin de bunları görmesi için uyarı niteliği taşıyor. Çünkü bendeki bilgilere göre Ankara’daki, imar rantında AKP’nin direkt bağı yok. Bu nedenle AKP’ ye saldırarak CHP’nin de değirmenine su taşımak istemiyorum. Ben hiçbir partiden yana değilim. Ben sadece halktan yanayım. AKP yönetimi Ankara’ya gözünü kapar ve bu imar rantını görmez ise, yani şimdi ellerinde imkan varken kendileri idari soruşturma açmazsa; bütün bunları zaten birkaç ay içinde, seçimlerden önce ben açıklayacağım. Yani AKP’ye bu konuda bir anlamda avans veriyorum. Aksi takdirde Ankara’da, İkinci bir Deniz Feneri ve Zahit Akman olayı ile karşı karşıya kalırlar.
 
TURKTIME: Karayalçın ve Gökçek’e danışmanlık yaptınız mı? Bu iki isimle parasal ilişkiniz oldu mu?
ERHAN GÖKSEL: Her iki siyasetçiyle de parasal ilişkim olmadı. Gökçek’i 1994 ve 1999 seçimlerinde açıkça destekledim. Çünkü ezilen yoksul halktan yanaydı. Karayalçın konusunda ise; siyasi hayatımın 20 yılında Karayalçın’ın hep karşısında oldum. Ancak kendisiyle medeni bir diyalogumuz vardır. Bunu da tüm sol siyasetçiler bilir.
 
TURKTIME: Melih Gökçek’i nasıl desteklediniz? Programlarını mı hazırladınız yoksa dışarıdan bir destek mi?
ERHAN GÖKSEL: Sorduğu konularda dışarıdan fikir verdim. Zaten, bana düşmanım bile soru sorsa, ona doğru cevap veririm. Belirli makamlarda oturanlar aslında ülkenin direksiyonunu elinde tutanlardır. Onlar hata yaparsa ülke kaybeder. Verso’ya gelen herkes, bizi tanıyan herkes şunu bilir: “Rakibimiz bile olsa hata yaptırmayız”. Bana ait olan bu söz, Verso’nun kapısından içeri girildiğinde duvarda göze çarpan ilk şeydir; hem de neredeyse 20 yıldır.
 
TURKTIME: Bir televizyon kanalında Gökçek ile ilgili bazı iddialarda bulunmuş, daha sonra Gökçek’ten özür dilediğiniz söyleniyor. Şu anda da bazı iddialarınız var. Yine özür dileyecek misiniz?
ERHAN GÖKSEL: Size kim aktardıysa, bu tamamen yanlış bir değerlendirme. TV 8’de 22 Temmuz seçimlerinden önce Gökçek’le birlikte bir tartışma programına çıktık. Orada ben Gökçek’i ciddi şekilde hırpaladım. Orada benimle bir iddiaya girdi. AKP’nin Ankara’da yüzde 50’yi geçeceğini söyledi, ben geçemeyecek dedim. Elbisesine iddiaya girdik. Daha sonra gazeteciler bana iddiayı kimin kazandığını sordular; Ankara’da yüzde 47’den fazla oy aldığı için; “47 ile 50 arasında 3 puan var, ben Gökçek’in kazandığını varsayıyorum” dedim. Bana yakışan, bu oranda oy alan birisi için iddiayı kaybettiğimi söylemekti. Bu özür dilemek değildir. Kaldı ki ben hata yaptığım zaman her zaman özür dilerim, hem de kamuoyu önünde. Kimsenin kuşkusu olmasın. Bir kez de Şubat 2008’di sanırım; bir televizyon programında Gökçek’i 8-9 ayrı konuda ciddi bir salvo atışına tuttum. Melih Gökçek avukatlarıyla birlikte kendini savundu; iki konuda beni ikna etti. Melih bey, iddialarımın ikisinin kendisinin değil Karayalçın dönemiyle ilgili imar değişikliğine dayandığını, eskiye ait olduğunu söyledi. Onun üzerine ikna olduğum iki konuda birkaç hafta sonra televizyonda düzeltme yaptım. Ancak, aynı programda devamla, diğer iddialarımın hala peşinde olduğunu da belirttim.
 
 
“GAZETECİ DE DEĞİLİM SAVCI DA… SADECE SAVCILARA YOL GÖSTERİYORUM!”
 

 TURKTIME: “Bir şey bildiği halde açıklamamak ya da savcılığa vermeyerek var olan suçu örtmek” TCK’nın 107, 267, 271, 278, 284 nolu maddelerini ihlal anlamına gelmiyor mu? Siz de mesajlarınızda isim belirtmiyor, sadece soruyorsunuz. Sayet Melih Gökçek ya da bir başka yönetici hakkında bilgi ya da belgeniz varsa, bunları savcılığa teslim etmeniz gerekmez mi? Belge var da savcılığa vermiyorsanız, bu suça ortak olmuyor musunuz?

ERHAN GÖKSEL: Birincisi; ben devlet görevlisi değilim. Benim bildiklerim benim önümden geçen idari işlemler değil, bana yapılan ihbarlarla öğrendiklerimdir. İkincisi, ben bunları sms’le arkadaşlarıma ve bizzat güvendiğim devlet adamlarına gönderiyorum. Özel olarak kamuoyuna açıklamıyorum. Üçüncü olarak; bu şekilde yorum yapanlar açıkça “provokatörlük yapanlardır”. Onlar genel kamuoyunu yansıtmamaktadırlar. Bu sözleri edenler eğer bir hesapları yoksa, kendi korkaklıklarına gerekçe arayan birkaç kişidir. Gerçekte, kamuoyu beni bu konuları gündeme taşıma cesareti gösterdiğim için destekliyor. TV programlarımın akıl almaz oranda izlenmesini neden sanıyorsunuz? Eğer bazen bu sorular kamuoyuna yansıyorsa -ki siz de zaman zaman yansıtıyorsunuz- bu durumda isterse devletin savcıları benim bilgime başvurur. Ben savcı değilim. Kendim soruşturma açamam. Savcının işidir bunlar. Savcı eğer ciddiye alıyorsa, benden bunları sormak zorundadır. Geçmişte zaman zaman Türkiye’yi sarsan bazı davalarda en önemli bilgi kaynağı ben olmuşumdur. Bunu kamuoyu bilmez. Ben istemediğim halde iddialarımın muhatapları tarafından adım medyaya açıklandığı için, sadece “Beyaz Enerji” ve “Mavi Akım” davaları kamuya malolmuştur. Unutmuşsunuz; “düğmeye basan adam” diye o dönemde medyayı kaplamıştı ismim. Eski bir başbakan düğmeye benim bastığımı iddia etmişti. Ben reklam amacıyla bu tür davaları hiçbir zaman kullanmadım. Ben gazeteci de değilim, savcı da; iyi bir Türk vatandaşı olmaya çalışıyorum. Cesaretimi de kimseye gebe olmamamdan alıyorum.

TURKTIME: Savcılar size soruyor mu?
ERHAN GÖKSEL: Televizyonda da birçok kez birçok dosya açıkladım. Bunların bir kısmı soruldu, bir kısmı sorulmadı. Sordukları zaman her şeyi söylüyorum. Üstelik iddialarıma muhatap olanlar, yani sorumlular tarafından neredeyse yüze yakın dava açıldı eskiden. Ben tek bir ufak dava dışında hiç dava kaybetmemiş biriyim. O davayı kazanan BOTAŞ genel müdürü de, daha sonra “yolsuzluktan” mahkum oldu. Yani benim iddiam kanıtlandı ayrı bir davanın sonucunda. Ben de bunun üzerine devlete dava açmaya kalktım; madem haklı çıktım, ödediğim tazminatı devlet bana geri versin diye. Araya o dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek girdi ve bunun şık olmayacağını, devleti yıpratacağını söyledi. Ben de hak vererek vazgeçtim. Geçmişte de şimdi de her zaman çok emin olduğum ve bildiğim şeyleri konuşurum. Bu bilgiler zaten devlette vardır. Ben savcılara sadece “bilgi ve belgenin yerini” yani “bulunacak yolu” gösteririm. Bu yüzden açılan karşı davaları da daima kazanırım. O yüzden de artık bana karşı pek dava açılamaz hale geldi. Şu anda Kartel’in adamlarının açtığın kadar dava ile Başbakan’ın ve tercümanının bana açtığı iki dava dışında davam yok. Bana karşı açılan davalar hep tersine dönüyor, açanları suçlu duruma düşürüyorum genellikle.
 
 
“BAŞBAKAN KRİZİN EV YAPMAKTAN ÇIKTIĞINI SANIYOR… BÖYLE BİLGİSLİK OLMAZ!”
 
 
TURKTIME: Siz Başbakan Erdoğan’ın “rejimi değiştirmekten değil gelen ekonomik krizi öngöremediği için” yargılanacağını söylemiştiniz. Gerçekten de Erdoğan, yaşananların farkında değil mi?
ERHAN GÖKSEL: Başbakan, Mayıs ayında bir kez “bizim mortgage’e karşı bağışıklığımız var; çünkü bizde TOKİ var” demişti. Maalesef ben bu sözleri o dönemde tv ekranlarında açıkça eleştirmeme rağmen, daha geçen cuma günü, ekonomik krizle ilgili basın toplantısında yine aynı cümlelerle yineledi. Başbakan’ın ekonomi konusunda yaptığı açıklama, üzülerek söylüyorum ki; bir Başbakan için yeryüzünde gördüğüm ekonomik bilgisizliğin en büyük göstergesi. Düşünün, mortgage’ın ne olduğunu bilmeyen bir başbakan yönetiyor bu ülkeyi. Adı mortgage diye, krizin binayla, konut yapmakla ilgisi mi var? Bu kapitalizmin bir finans problemi. Daha da ötesi ABD’nin mali sisteminin getirdiği bir sorun. Yani ABD’nin ve küresel sermayenin yapısal bir sorunu. Başbakan bu cümleyi ilk söylediğinde dili sürçtü sandım. Ama tekrarladı ısrarla.
 
TURKTIME: Peki etrafında onca kurmay var. Kimse de uyarmıyor mu Başbakan’ı?
ERHAN GÖKSEL: Tabii. Başbakan’ın etrafında çok ciddi bir iki ekonomi kurmayı var. Ama vahamet şurada: Ya onları dinlemiyor, ya da onlar Başbakan’dan çekinip söyleyemiyorlar. Ya da Başbakan, ekonomiden hiç anlamayan “ekonomi kurmayları”nı dinliyor. Zaten Başbakan’a kimse kolay kolay bir şey söyleyemiyor. Son iki-üç yıldır Başbakan adeta tek başına bir fanusta yaşamaya başladı. Bu yeni bir durumdur ve Türkiye’yi felakete götürüyor. Ne yazık ki; kimse de bunun farkında değil. Bugün mortgage ile ilgili söylediği şeyleri dünyanın herhangi bir yerinde bir lise öğrencisi söylese, onu sınıfta bırakırlar. Bir lise öğrencisinin yapmayacağı hatayı koskoca başbakan yapıyor. Son toplantıda; “biz mortgage borçlanmasına gitmedik, o yüzden TOKİ’yle götürüyoruz” diyor. Başbakan krizin ev yapmaktan çıktığını zannediyor. Hatta; aynı toplantıda bir gazetecinin kendisine; Avrupa’da batan ve el koyulan, Türkiye’de de faaliyet gösteren Fortis Bank ve Dexia Bank (Denizbank) için sorduğu soruya; “bu bankaların dışarıdaki mudileri merak etmesin…Paraları güvence altında…” dedi. Düşünebiliyor musunuz; bir Başbakan, bu ülkede faaliyet gösteren iki bankaya bu ülkede para yatıranların Türk değil yabancı mudiler olduğunu sanıyor”. Yine aynı toplantıda sayın Başbakan; “Bankamatikler, çekler, kredi kartları ve tüketici kredilerinde zaaf istemiyoruz” demiş. Hepsini anladık da; bankamatik zafiyetinin ne olduğunu bir anlayabilsek, biz de öğrenirdik.
 
“MEHMET ŞİMŞEK EKONOMİ BİLİYORSA BEN ŞİMENDİFERİM!”
 
TURKTIME: O zaman dinlediği kurmaylar iş bilmeyenler herhalde…
ERHAN GÖKSEL: Muhtemelen… Böyle bir ekonomik bilgisizlik olabilir mi? Başbakan’ın etrafında bir sürü yeteneksiz ve bilgisiz adam var. Ama en azından ekonomi bakanı olan Prof. Nazım Ekren çok ciddi bir iktisatçı. Demek ki onu dinlemiyor, onun yerine Mehmet Şimşek’i, Ali Babacan’ı, belki de imam hatiplileri iktisatçı diye dinliyor. Haddini aşanları dinliyor.
 
TURKTIME: Mehmet Şimşek de ekonomiyle ilgili bir bakan ama…
ERHAN GÖKSEL: Mehmet Şimşek ekonomi mezunu. Ancak bir Osmanlı atasözü vardır; “bu kadar cehalet ancak tahsil ile mümkündür” diye. Eğer Mehmet Şimşek bu işi biliyorsa ben şimendiferim. Mehmet Şimşek bu işlerden anlamaz. Kendisi, Merrill Lynch’ te çalıştı; ama ekonomist olarak değil; Türkiye’yi izleyen araştırma bölümünde. Zaten adaylığı da Ali Babacan’la arkadaşlığı veSayın Abdullah Gül’ün büyük oğlunu adaylık nedeniyle kendi ayrıldığı o bölüme işe alması nedeniyle olsa gerek. Böyle bir olay Batı’da olabilir mi?
 
 
“DOĞAN GRUBU AYTAÇ DURAK’A AK PARTİ İSTEDİ DİYE VURUYOR!”
 
 
TURKTIME: Doğan Grubu’nda Aytaç Durak haberleri çıkmaya başlayınca siz Ak Parti’nin başka bir aday düşündüğünü ve bağımsız aday olmasını önlemek için bu haberlerin yaptırıldığını iddia ettiniz. Bununla ilgili hala aynı görüşte misiniz?
ERHAN GÖKSEL: Ben kartel yeniden hizmete girdi, AKP ile örtülü olarak arka planda anlaştılar dedim. Benim bu mesajımdan iki gün sonra Aydın Doğan da Yavuz Donat’a; “Erdoğan’a husumetim yok, bu iş bitti” dedi. Ben de hizmete giren kartel, AKP’nin yerel seçimlerdeki muhaliflerini yiyecek dedim. Ve bu amaçla Aytaç Durak’a vurmaya başladılar. Bu haberler kartele direkt iletildiği için oluyor. Başbakan Aytaç Durak'tan haz etmiyor. AKP belediye başkanı Aytaç Durak yeniden aday yapılmak istenmiyor. Durak AKP’nin karşısında bağımsız aday olursa bana göre AKP, Adana’da kazanamaz.
  
“KRİZ GELİYOR AMA HÜKÜMET İŞİ ALLAH’A BIRAKMIŞ DURUMDA!”
 
TURKTIME: Son günlerde herkesin gözü kulağı ekonomiye ve krize kitlendi. Bu kriz nereye gidiyor? Mortgage krizinin geleceğini yurt dışında ilk söyleyen kişi olduğunuz söyleniyor? Daha 2005’te söylemişsiniz.
ERHAN GÖKSEL: Evet, 2005’de, 2007’de “Mortgage ABD’de şişmiş bir balon gibi patlayacak” demiştim. Aynı yazımda; 2009 da ise ABD bankaları çökecek demiştim. Ben bunları neredeyse dört yıllardır söylüyorum; “2009’da kriz gelecek” diye. Dışarıda 2007 krizi gelince; 2009 için ortaya attığım öngörüler çok ciddiye alındı. En azından bu konuda dışarıda dinlendiğim ve ciddiye alındığım ortada. Ama Türkiye’de beni dinleyen sanırım yok. 2007’de mortgage çökecek, 2009’da ABD bankaları batacak demiştim. Aynı yazı röportaj olarak Türkçe’de yine 2005’te Tempo’da çıktı. On gün önce ise Milli Gazete’de “Kriz daha da derinleşecek” ve “etnik savaşlar çıkacak” başlıklı röportajım yayınlandı. Neden mi; bu kadar üzücü bir yorum yaptım? Çünkü; tarih göstermiştir ki, ekonomik krizler etnik savaşları tetikler.
 
TURKTIME: Hükümet kanadından kriz ile ilgili hep iyimser açıklamalar geliyor ama…
ERHAN GÖKSEL: Hükümet, ekonomiyle ilgili olup bitenden zerre kader haberdar değil. Bu vizyonsuzluk, ilerde Türkiye’yi çok daha vahim bir duruma düşürecek. Türkiye’nin acı gerçekleri var. Türkiye iç ve dış borcu 500 milyar doları aşmış durumda. Yıl sonunda ticaret açığımız 80 milyar doları aşacak. Cari açık 50-55 milyar dolar olacak. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir ekonomi yok. Bu durumdaki bir ekonomi sürdürülemez. Yaşanan küresel krizde, Avrupa, ABD’den daha fazla çöküyor olduğu için; gelecek yıl turizm geliri de düşecek. Turizm geliri düşünce, gelecek yaz cari açık daha da büyüyecek. Ticari açığın 20-25 milyar dolarlık kısmını turizm geliri kapatıyor. Biz, dünyadaki dolar faizinin iki katını ödeyerek cari açığı kapatıyoruz. Yani Türkiye dışarıdan yüksek faizle borç buluyor ve bununla cari açık kapatılarak ekonomi devam ediyor. Türkiye deki kriz ağır ağır gelmeyecek, bir anda tsunaminin dev dalgaları gibi gelecek. Aniden ortaya çıkacak. AKP, iktidara geldiğinde 2003 başında Türkiye’de 6 dolar milyarderi vardı; şimdi 36 dolar milyarderi var. Türkiye’nin bugün en büyük sosyal sorunu, gelir dağılımının bozukluğudur. Türkiye AKP döneminde 49 milyar dolar özelleştirme yaptı. Bunların 1 lirası bile yeni yatırım için kullanılmadı. Hepsi cari açığı kapatmak için kullanıldı. Bu ülkenin topladığı bütün para faiz ödemeye gidiyor. Ama ana para asla ödenemiyor. Bu nedenle de dış ve iç borç yükü hızla artıyor.
 
TURKTIME: Peki küresel bir ölçekte kriz çıktığı zaman bu borçlanma devam ettirilebilecek mi?
ERHAN GÖKSEL: İşte bu söyleşinin can alıcı sorusunu şimdi sordunuz. Kısaca ve özetle tek cevap “Hayır” olacaktır. Türkiye’nin bu yüksek faiz oranlarıyla bile borçlanma imkanı kalmayacak. Ayrıca, belki de en önemlisi borçlanmanın maliyeti daha da büyüyecek. Artı; risk arttığı için borç bulamayacak duruma gelecek Türkiye. Kısacası; “Türkiye’nin bu krize karşı hiç bir bağışıklığı yok”. Bunun sinyalleri gelmeye başladı bile. İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince; “hayatımda gördüğüm en büyük krizi yaşıyoruz” dedi, ama kartel medyası bunu yazmaya cesaret edemedi. Mayıs ayında Merkez Bankası başkanı, TOBB Başkanı da aynı şeyi söyledi; “dolarla borçlanmayın” dediler. BBDK Başkanı, özel sektörün 120 milyar dolar dış borcu olduğunu ve bunun özel sektör için büyük risk taşıdığını söyledi. Aslında özel sektörün dış borcu 170 milyar dolar. Şayet bir devalüasyon olursa, 24 saatte tüm Türk şirketleri anahtarlarını yabancılara devrederler. Özel sektörün durumu devlete benzemez. Anında haczedilirler. “Kur riski”, özel sektörü tamamen teslim almış durumda; bunu gayet iyi biliyorlar ama konuşamıyorlar; zira bu yayılırsa kendi çöküşleri hızlanır. Ben bunları defalarca uyardım. Yılbaşında 2 tv programı ve 3 gazetede uzun uzun konuştum. Hepsi sitemizde var. Geçtiğimiz Ocak ayında dolar-euro arasındaki parite 1,60 iken 2009 başında bunun 1,30-1,35’e ineceğini söyledim. Bugün 1,38 civarında. Bu dönemde Euro borçlanan, alacağını dolar ile aldıysa, bu süreçte hiçbir şey yapmadıysa bile; sadece pariteden yüzde 20 kazanç sağladı. Tabii ki, bu işlemi yapmayı becerenler Türk Burjuvazisi olmadı. Bu ülkede kazanan, oyunu oynayan yabancılar oldu. Bizim Burjuvazi olayları adeta tiyatro seyreder gibi seyrediyor. Uyarı görevi yapması gereken Hükümet de işini Allah’a bırakmış durumda.
 
BAŞBAKAN, POLİTİKASINI KİMSENİN TANIMADIĞI İKİNCİ HALKAYLA BELİRLER…
 
TURKTİME: Ak Parti’ye tekrar kapatma davası açılabileceği söyleniyor. Sizce de açılır mı?
ERHAN GÖKSEL: Niye açsınlar küresel sermaye AKP’ den çok memnun. Türkiye’de yürüyen bir “operasyon” ve “büyük bir dava” var. Bu operasyon bütün kesimleri ürkütmüştür. Türkiye’nin bundan sonraki süreçte kapatmaya ihtiyacı da yok artık. Küresel sermaye “gittiği yere kadar” AKP ile devam edecek, yeni alternatif bulduğunda da AKP’ yi de tasfiye edecektir. Bunu için zaman da hızlanmıştır. Yerel seçimlerden hemen sonrasını dikkatle izlemenizi öneririm. Çünkü uluslararası sermaye ve Yahudi Lobisi AKP ile uzun süre işbirliği yapamayacağını “Meşal Olayı” ile gayet net görmüştür. 1 Mart Tezkeresi’nin faturasını da AKP’ye değil, Ordu’ya çıkarttıkları için, siyaseten AKP alternatifi de olmadığı için yerine yenisini oluşturana kadar AKP ile devam kararında oldular.
 
TURKTİME: Başbakan bunun farkında değil mi?
ERHAN GÖKSEL: Hayır. Çok fazla kendi derdine düştü ve bunu algılayamıyor. Bir şeylerin kaydığını hissediyor. Sinirliliği, herkese saldırması ondan. Aksini düşünmek zaten akıl almaz; şayet Başbakan, çevresindeki adamların “bir yerlerin ajanı” olduğunu algılıyorsa ve bir şey yapmıyorsa ,o zaman zaten bu ülkenin Başbakan’ı değil demektir. Ama burada Başbakan’a haksızlık yapmayalım. Sayın Başbakan için bunu asla söyleyemem. Yalnız şu var; Başbakan iyi eğitimli biri değil. Dünyayı görmemiş bir adam. Kolay etkileniyor.
 
TURKTİME: Ama her şeyi bilmek zorunda da değil…
ERHAN GÖKSEL: Tam aksine. Bir Başbakan her şeyi bilmek zorundadır. Şahsen bilmiyorsa, doğru adama sormalıdır. Sorumluluk onundur. İyi adam seçemeyen birisi iyi Başbakanlık da yapamaz. Eskiden iyi adamlarla çalışıyordu ve bu açığını kapatıyordu. Ama bu gün yanındaki 1994’ den beri bulunan çok iyi adamlar ya dışlandı ya küstürüldü.
Başbakan’ın çevresinde bir “birinci halkası” vardır, bir de “ikinci halkası”. Birinci halka sizin ve kamuoyunun tanıdığı kişiler değildir. Kimse tanımaz. Başbakan onlarla istişare eder, onlarla politika belirler. İçlerinden sadece bir tanesi bugün milletvekili. Siyasetçi olan da var, iş adamı olan da. Bunlar sekiz dokuz kişi. Başbakanın kabinesi birinci halka değil ikinci halkadır. Yani bildiğiniz siyasiler ikinci halkaya girerler.
 
TURKTİME: Bir şeyler söylüyorsunuz ve bu söyledikleriniz şu ya da bu şekilde çıkıyor. Söyledikleri bu kadar isabetli olan bir kişiye hükümet üyeleri ya da Başbakanı “ne yapalım biz” diye hiç soruyorlar mı?
ERHAN GÖKSEL: İlk üç sene Sayın Başbakan zaman zaman sorardı. Şu anda hala fikrimi soran birkaç bakan var. Sayın Başbakan 2005’e kadar bilgisiz olduğu konuları öğrenmek için çevresindeki akil adamlara, ara sıra da bana danışıyordu. Hep söylerim Başbakan “iyi adamı dinlerse, iyi yapar; kötü adamı dinlerse, kötü yapar” diye. Başbakanın yanındaki kendisinin iyi adamlarını yine kendisinin kötü adamları, iyileri kötüleyerek “ekarte” ettiler. Eskiden yanında iyi kadrolar vardı. Ama şu an iyi adamlar Başbakanın yanından kovuldu. Ayrıca Başbakanın çevresi bazı dış mihrakların köstebekleri tarafından çevrildi. Başbakanın en önemli danışmanlarından biri 2005 yılında yanına monte edilmiştir. Amerika’da özel eğitimden geçerek gelmiştir. Bu adam Başbakan siyasete girdiğinde de iktidar olduğunda da yanında değildi.

 

Erghan Göksel'in ilk açıklamasını okumak için TIKLAYINIZ
 
turktime
.117
Bu haber toplam 1554 defa okunmuştur
Diğer Başlıklar

    » Piyasalar
$ USD
1.5440
€ Euro
2.0950
IMKB
27.341
Altın
41.59
Mehmet Ali ÖZTÜRK
ozturk158@hotmail.com
Adem KAHRİMAN
Araştırmacı/Sosyolog-Yazar
Behçet BÜYÜKGÖKMEN
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Tüm Yazarlar
    Anket
    Yerel seçimler de hangi partiye oy vereceksiniz?
    AK PARTİ
    BBP
    CHP
    DP
    DSP
    DTP
    MHP
    SP
    ANKARA 08.01.2009
İmsak
-
5:32
Güneş
-
7:03
Öğle
-
12:02
İkindi
-
14:26
Akşam
-
16:49
Yatsı
-
18:13
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008