|
|
|
Dünyayı saran finansal kriz Türkiye’ye nasıl yansır diye tartışılırken önce Altınova’daki Kürt-Türk kavgası ile etnik çatışma mı geliyor soruları gündeme geldi. Hemen ardından Aktütün Karakolu’na yapılan hain saldırı hem yapılış tarzı hem de zamanlaması açısından pek çok soruyu beraberinde getirdi. Birbiri ile bağlantısız gibi görünen üç konu. Ama Erhan Göksel’e göre aslında değil. Çünkü Göksel’e göre ekonomik kriz etnik savaşa açılan kapı. Ve bu kapı sadece kendiliğinden de açılmıyor. Birileri bu kapıdan girecek etkileri zorlarken kapıyı tutması gerekenler gaflet ve delalet içinde. Ve sonuç… Talat Atilla ve Ersin Tokgöz sordu, Erhan Göksel Turktime için açıkladı…
TURKTİME: Milli Gazete’de çıkan bir söyleşinizin Manşeti; “Yeni Bir Kriz; Etnik Savaş Çıkarır” şeklindeydi. Bu röportajınızın üstünden bir hafta geçmeden Aktütün Karakolu’na yapılan saldırıda 15 askerimizin şehit olduğu haberi geldi. Yetkililer düne kadar sürekli PKK’ya ağır darbe indirdiklerini söylüyorlardı, ne oldu?
ERHAN GÖKSEL: Görünen köy kılavuz istemez diye bir Osmanlı atasözümüz vardır. Bence bu hain saldırı göz göre göre geldi. Olay henüz çok sıcak, duygular çok fazla ve bana gelen bilgiler de çok net olmadığı için sadece fotoğrafa bakarak değerlendirebilirim.
Askeri açıdan bakarsak; Bir kere bu saldırı bir ilk. İlk defa gece yerine, öğle ortasında saldırıldı. İkincisi, saldıranlar 400-500 kişi ve bunların görünmeden sınırı geçmesi, hem de ağır silahlarla, imkansız. Arka arkaya dizilseler 1 km. eder ki, uzaydan bile görünürler. Demek ki, ABD’den istihbarat kesilmiş, İsrail’den alınan Heron’lar teröristleri görmemişler… Büyükanıt, "PKK'lı teröristleri BBG evinde gibi izliyoruz" şeklinde yaptığı açıklaması zihinlerde tazeliğini korurken hainler nasıl oldu da sınırdan içeriye 40 km sızabildi? Yoksa biz mi yanlış anladık, Sayın Büyükanıt televizyondaki BBG evini mi izlemekten bahsediyordu?
TURKTİME: Demek ki; PKK’ya darbe filan vurulmamış.
ERHAN GÖKSEL: Tabi… Çatışmanın 5 saat sürdüğü halde yardım gelmediğine göre, haberleşme de bir devlet tarafından bölgesel olarak bloke edilmiş olabilir. Anlaşılıyor ki TSK’nın kendi teknik imkanları da; çok yetersiz. En önemlisi de aylardır aralıksız Kandil’i ve Kuzey Irak’ı bombalamamızın hiçbir etkisi olmamış demek ki. Bence asıl bu sorgulanmalıdır. TSK Türk halkının gözünü boyamış ve hamaset yapmış anlaşılan. Nereleri bombaladılar, boş kampları, boş dağları mı? Askeri ihale açmak için mi, aylar boyunca, hem de yüzlerce kez hava saldırısı ile milyonlarca dolar değerinde bomba atıldı dağa taşa diye sorar birileri bir gün. Açıkça görülüyor ki, PKK bitmemiş; hatta gündüz ağır silahlarla saldırabiliyorsa, bu PKK’nın bu süreçte daha da güçlendiğini ve düzenli orduya doğru geçtiğini de işaret eder. Ayrıca maalesef ilk imaj, PKK’nın daha başarılı olduğu şeklinde algılanabilir. Bunu değiştirmek de hamasetle olamaz. Bir de; “teröristler 23 biz 15 kayıp verdik” türü açıklamalar akıllara ziyan.
TURKTİME: Saldırının zamanlaması da tartışılıyor… Sizce bu saldırı stratejik bir saldırı mıydı?
ERHAN GÖKSEL: Bu saldırının zamanlaması bana rastlantı gibi gelmedi. Büyük hesapta hem gelen ekonomik kriz hem de yerel seçimler öncesi olması anlamlı. PKK, ayrıca DTP’nin kapatılmasını da istiyor gibi. Bu süreçte sıkışan DTP kapanırsa, yerel seçimlerde radikalleşme artar ve bölge belediyelerini, bağımsız adaylarla PKK silme kazanabilir. Bu durum ise Müesses Nizam ve AKP için büyük bir yenilgi olur. Ayrıca başka bir hesapla; Altınova’daki etnik gerginliği “etnik bir çatışmaya taşımak” ve bunu tüm Ege bölgesine yaymak PKK’nın ekmeğine yağ sürebilir. Özellikle Batı’daki Kürt vatandaşlarımız baskı altına girerse, PKK için bulunmaz bir fırsat doğabilir. Bunu da bölgedeki Türk vatandaşlarımıza yapılacak provokatif saldırılar izleyebilir. Bu ülkeyi yönetenlerin, başta Başbakan’ın tüm bunları iyi değerlendirmesi lazım. Türk halkına da artık gerçeklerin açıkça anlatılması lazım. Bu halk, yemez içmez, uyumaz ve bütün kalbiyle yine de ordusunu destekler. Bu kadar büyük bir halk desteği olan TSK’nın halka açıklama yaparken artık daha iyi düşünmesi gerekir. Son bir söz söylemek gerekirse bu hain saldırının asıl amacı; “TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ’Nİ ZAAFA UĞRATMAK DEĞİL; TÜRK TOPLUMUNUN ÇİMENTOSUNU ÇÖZMEKTİR” “ABD, 850 MİLYARLIK PAKETİ FİNANSE ETMEK İÇİN BİZİM BÖLGEMİZDE YENİ SAVAŞ ÇIKARACAK!”
TURKTIME: Aktütün saldırısı ile unuttuk ama günlerdir dünyanın tek bir konusu var: Finansal kriz. ABD bu krizi aşmak için 850 milyar dolarlık yardım paketini devreye soktu. Bu paketin somut getirileri ne olur?
ERHAN GÖKSEL: Kısa vadede sorunları bir kaç ay ötelemekten başka faydası olamaz. Bir kere sorun trilyonlarca dolar sermayenin sorunu ve bu paket yeterli olmaz. Sorun yapısaldır; sadece finans sorunu değildir. Artı; yakında “Hedge Fon”lar da krize girecektir. Peki, mali desteği ABD nereden karşılayacak? Bu sorunun kısa vade için çözümü tek: üretimi artırmak; hatta katlamak… Bu ise bugünkü ABD tüketici taleplerindeki daralma nedeniyle imkansız. Geriye tek bir şey kalıyor; o da beni en çok endişelendiren husus: “Yeni Savaşlar Ufukta”. ABD bu paketi finanse etmek için bizim bölgemizde yeni savaş çıkaracaktır. “ABD Irak’ta savaştığı için ekonomisi battı” diyenler cahil ve cühela. Eğer bu savaşa girmese idi 2001 Nasdaq krizini atlatamazdı. Savaşlar ABD ekonomisini finanse eder. Tıpkı 1929 krizinde olduğu gibi.
TURKTIME: Yani ABD Irak ve Afganistan savaşlarına bir yenisini mi ekleyecek?
ERHAN GÖKSEL: Evet. Hem de bizim bölgemizde; İran ve Kafkasya’da. Özetle, Ortadoğu ve Kafkasya muhtemel hedef alanı. Bunu anlamak için Neo-Conlar’ ın akıl hocası Chicago Okulu’ndan Prof. Leo Strauss’a bakın. Adamın teorisinin adı “Disaster Theory” (Felaket Teorisi); kitabının adı ise “The Shock Doctrine, The Rise of Disaster Capitalism”. Yani özetle Strauss’un söylediği şu; “ABD dünyayı ancak kaos ortamında (ya da kaos çıkararak) yönetebilir.”
![]()
“İSRAİL’İN EN BÜYÜK GÜVENLİK KARTI KÜRT DEVLETİ’NİN KURULMASIDIR!” TURKTIME: Türkiye krize karşı nasıl bir pozisyon belirledi? Alınan önlemlerin, YTL’nin TL’ye dönmesinin psikolojik bir etkisi olur mu?
ERHAN GÖKSEL: Artık TL’ye dönmek doğru bir karar. Ama bir yanlışı da var Türkiye’nin. Piyasada bırakın 1 YTL’yi 5 YTL bulunmuyor. Amerika’yı, Amerika yapan 1 dolarlık kağıt paradır. Demir 1 dolar da tedavülde vardır, ama ortada pek yoktur. ABD’ de kağıt 1 doları bahşiş olarak verdiğinizde Amerikalı alır, çünkü imajı güçlüdür, kağıt paradır. Ama Türkiye’de 5 tane demir 1 lirayı bahşiş olarak verin, yüzünüze bakmazlar. Bu çağda ekonomik beklenti ve konseptler imajla akından ilgilidir. Türkiye’nin 1 liralık kağıt para basması lazım. Para değiştirmek doğru olsa bile bu işler bu tür yöntemlerle önlenmez. Hükümet kamuoyunda gösteri yapıyor, ama aslında kendini kandırıyor.
Türkiye’nin sorunlarının tek ve olmazsa olmaz bir çözümü var: “Bu ülkenin üretmesi lazım”. Bakın; AKP, 2003 başında iktidara geldiğinde, Türkiye 38 milyar dolar ihracat yapıyordu. 38 milyarın yüzde 21’i dışarıdan ithal ediliyordu; yüzde 79’unu biz üretiyorduk. Bugün 132 milyar dolar ihracat yapıyoruz. Bu denge tam tersine çevrildi. Yüzde 24’ü Türkiye üretimi, yüzde 76’sı ithalat. Yani 2003’ den bu güne son altı yılda Türkiye’nin üretim artışı reel olarak 6-8 milyar dolar. Ekonomik olarak ne kadar fakir ve “geri” bir ülke durumuna düştüğümüz buradan açıkça belli. Dışarıdan gelen yatırımcılar ise, Türkiye’ye direkt yatırıma gelmiyorlar. Gelen herkes hazır sektöre, hizmet sektörüne, konut ve bankacılığa geliyor. Altı yıldır Türkiye’den büyük bir servet transferi yapılıyor. Bugün; bankaların yüzde 44’ü yabancıların elinde. Sigorta şirketlerinin yüzde 84’ ü; Borsanın yüzde 82’si yabancıların elinde. Bankaların yüzde 44’ ünü elinde tutan yabancılar; ülke içindeki toplam kredilerin yüzde 76’sını veriyor. Türk halkının gelecek 20 yılı ipotek altında. Ekonomisi milli olmayan bir ülkenin siyasi bağımsızlığı olabilir mi? Eğer Türkiye ciddi bir ekonomik kriz yaşarsa; bunun siyasal sonucunda “dışarısı” Türkiye Devleti’ ne her istediğini dikte ettirme hakkını sağlar.
TURKTIME: Neler isterler mesela?
ERHAN GÖKSEL: Bence en önemlisi; Kuzey Irak’ta kurulan Kürt Devleti’ni böyle bir krizde Türkiye’ye kabul ettirirler. Beni tanıyan ve izleyenler gayet iyi bilir, yıllardır devletin her katında ve kamuoyu önünde söylüyorum; “İsrail’in en büyük güvenlik kartı Kürt Devleti’nin kurulmasıdır” diye. Ama dinleyen kim. Artık hep haklı çıkmaktan yoruldum. Şunun bilinmesi lazım; İsrail ile Kürtler, bu dönemde en büyük müttefiktir. Bugün Bölge’de 400 bin kadar Yahudi Kürt var. İsrail’in eski genelkurmay başkanı Moshe Yalom, Kürt’tür. Askerliğini yapmadığı için Türk vatandaşlığından atıldı. İsrail’e gitti genelkurmay başkanı oldu. Eski dışişleri bakanı Kürt olmakla övünen biriydi. Artı; Barzan aşiretinin genetiğinde Yahudilik var. Bizim tarafta Yahudi Kürt yoktur, ama Kuzey Irak’ta çoktur. Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti’nin kurulması İran ile İsrail arasına bir tampon olacaktır, Şiileri’i de ayrıca ikiye bölecektir. Kürt Devleti, bölgede İsrail’in çok ciddi bir müttefikidir. Ayrıca İsrail, Kürt Devleti aracılığı ile bu bölgede sadece petrolü değil, suyu da kontrol edecektir. Coğrafi olarak bakarsanız, Ortadoğu’nun en büyük iki su kaynağı olan Fırat ve Dicle’nin kontrolü Kürt Devleti’nin eline geçer.
“KÜRTLER TÜRKİYE’DEN KOPUYOR… BUNUN GÜNAHI BİZİM!”
TURKTIME: Bu süreç bize nasıl yansır?
ERHAN GÖKSEL: Ben bunu yıllardır Müesses Nizam’a anlatıyorum. Uzun zaman kabul görmedi, ama 2007’den itibaren dinlemeye başladılar. Üzülerek söylüyorum ki; bu öngörüsüzlük devam ederse; maalesef dilim varmıyor ama, Güneydoğu’nun Türkiye’den kopacağına inanıyorum. Şayet siz bir devlet olarak bu sürecin farkında değilseniz, bunu önleyemezsiniz. Türkiye’de bunu anlayabilecek, Müesses Nizam içinden bir tane adam çıkmadı yakın zamana kadar. Tek umudum şimdiki genelkurmay başkanı. İlker Başbuğ’dan umutluyum. En azından Kerkük meselesinin PKK’dan daha önemli bir mesele olduğunu biliyor. Kerkük sorunu PKK’dan daha önemlidir. Zira, Kerkük Kuzey Irak Kürt Yönetimi’ne bağlanırsa, akabinde önce Kürt Devleti kurulur. Ardından da Türkiye-İran ve Suriye’den de toprak alarak bir büyük Kürdistan kurulur endişesindeyim. Bu durum sadece Türkler için değil, bu coğrafyada yaşayan tüm Kürtler için de çok kötü sonuçlar doğurur. Kürt vatandaşlarımızın da benim bu konuda ne demek istediğimi ilerde iyi anlayacaklarına eminim.
TURKTIME: Ayrı bir Kürt Devleti’nin kurulması Türkiye’deki Kürt vatandaşlarını nasıl etkiler?
ERHAN GÖKSEL: Biz Türkler açısından da, bizdeki Kürtler açısından felaket olacaktır. Çünkü şu ana kadar, Türkiye’de bir Türk’le bir Kürt’ün kardeşliğini hiçbir şey bozamamaktaydı. Ortadaki sorunlar, ayrılmayı ve savaş yapmayı gerektirecek şeyler değildi yakın zamana kadar. Hatta hala da büyük kitleler açısından durum aynı. Ama artık üzücü yanı, Kürtler Türkiye’den kopuyorlar, Türkler’den kopuyorlar. Bu günahın büyük kısmı da maalesef biz Türklere aittir. Kürtlerin sistemden kopmasına göz yumuyor Türkler. Ben bir Türk olarak bunu affedemiyorum. Başta aydınlar ve siyasetçiler olmak üzere, Türk vatandaşlarımızın büyük kısmı cehalet, diğerleri de Atatürk’ün tabiriyle “gaflet ve delalet” içindeler. Siyasette geçmişte bu sorunu MHP lideri Alparslan Türkeş fark etmişti.
TURKTIME: Bugünkü siyasetçilerden kimse ne olup bittiğini anlamıyor mu sizce?
ERHAN GÖKSEL: Yine MHP lideri Devlet Bahçeli farkında. Bu işin çözümü Kürtler’ e bırakılamaz. Çünkü, sorunu etnik temele dayandıran bir siyaset, çözümünü de etnik olarak arar ki, bu Türkiye’yi parçalar. Bu sorunu Türkler çözmek zorundadır. Benim bu konuda Ekim 2005’de Tempo Dergisinde “Türkler Kürtlere sahip çıkmalı” diye yayınlanan söyleşimi takdir eden tek siyasi o tarihte Devlet Bahçeli idi. O tarihte; “Türkeş'in Türkler ile Kürtler arasında asla ayrımcılık gütmediğini ve bugün bunun Bahçeli ekibi tarafından örnek alınması gerektiğini” söylüyordum. Bugün Bahçeli’ye her zamankinden ve herkesten daha fazla görev düşüyor.
“AK PARTİ YAHUDİ LOBİSİNİN DESTEĞİNİ ALIP KAPATMAYI ÖNLEMEK İÇİN GAP’I TEKRAR BAŞLATTI!”
TURKTIME: Türkler ne yapıyor da Kürtler aidiyet duygusunu kaybediyor? Kürtçe yayınlar yapılıyor, en büyük yatırım güneydoğuya…
ERHAN GÖKSEL: Kürtçe yayın nerede hani? Geçen yıl Başbakan TRT Kürtçe yayın yapacak demişti, nerede? Siyaset; “ileri sürülmüş ve kabul edilmemiş tezlerden oluşmadığı” gibi, “yapılacağı addedilen şeylerin yerine getirilmese de olur” denilebilen durumların sonucu da değildir. Güneydoğu’ya yatırım yapıldığı ise gerçekte tam bir palavra. Hükümet hamaset yaparak bu konuyu iç politika malzemesi yapıyorlar.
TURKTIME: GAP bir yatırım değil mi?
ERHAN GÖKSEL: AKP iktidara geldiği zaman durdurduğu ilk proje GAP sulamasıdır. GAP’ın bütün sulaması bir Yahudi şirketine aittir. Altı yıldır ödenek vermiyorlardı, Yahudiler’e para gitmesin, GAP yapılmasın diye. AKP’ye işler sarpa sarınca, “GAP’a yeni yatırım” adı altında tekrar ödenek verdiler. Özetle bütün paralar yine İsrail şirketine akıyor. Halka bir şey aktığı yok. İlerde sulanacak araziler de zaten halka ait değil.
TURKTIME: Nasıl sarpa sarınca? Ne değişti de Yahudi şirketinin ödeneği serbest bırakıldı?
ERHAN GÖKSEL: AKP, kapatma davasında parti kapatılmasın diye Yahudi dünyasını yana almak için GAP yatırımını yeniden başlattı. GAP’a giden 4,5 milyar doların hemen hemen hepsi Yahudi sermayesinin şirketlerine gidiyor. Yeni bir yatırım değil, eskiye takviye söz konusu olan.
“KİM, KÜRT SORUNUNU HAMASETLE İÇ POLİTİKA MALZEMESİ YAPIYORSA, ASIL AYRIMCI VE BÖLÜCÜ ONLARDIR.”
TURKTIME: Devlet Güneydoğu’da maddi ve manevi anlamda yetersiz mi kalıyor? Özellikle bunun tam tersi bilinir…
ERHAN GÖKSEL: Bu söylem de bir çeşit devlet propagandası. Ben Turgut Özal’ın danışmanı olduğum dönemden beri Türkiye’nin en hassas meselesinin “Kürt Sorunu” olduğunu söyledim. O dönemin genelkurmay başkanı Doğan Güreş, genelkurmay başkanı iken benim bu düşüncelerime çok şiddetle tepki vermişti. 2000 yılında Doğan Güreş benim o tarihte haklı olduğumu anladığını bizzat bana açıkça söylemiş ve “biz yanlış yaptık” demiştir. Zaten Kürt meselesinde yanlış yaptığımızı çok yakın bir zamanda Fikret Bila’ya önce darbeci general Kenan Evren, sonra da bir yığın omzu kalabalık general peş peşe konuşmadı mı?
TURKTIME: Diyelim ki Güneydoğu’ya sağlıklı bir yatırım yapılmıyor. Ama bu sadece Güneydoğu için değil de tüm Türkiye için söylenemez mi? Neden sadece Güneydoğu?
ERHAN GÖKSEL: İş artık yatırım meselesini çok aşmıştır. Kemal Yazıcı, 2000’lerde dönemin Ordu valisiydi, Veli Küçük Giresun İl Jandarma Komutanı idi; bu zatlar fındık toplamaya gelen gariban Kürt işçilerinin kamyonlarını “Kürt oldukları için” geri çevirdiler. Kimse de hesap sormadı. Daha bu yaz sonu aynı rezalet benzer bir şekilde tekrar yaşanmadı mı? Fındık toplamaya gelen gariban Kürt vatandaşlarımızın, şehirde otellerde konaklamalarına izin verilmedi. Ne yapsınlar, çadır kurdular. Aynı anlayış, PKK bahanesiyle çadır kurmalarına da izin vermedi. TV’lerde o küçücük Kürt çocuklarının sokaklarda, kaldırımlarda yatmalarını izledik hep beraber ses çıkarmadan ve rahatsız olmadan. Maalesef bu ülkenin gerçeği budur. Bunu kimse örtemez. Bunu görmeyenler kim; biz Türkler. Türkiye’deki asıl bölücülük bu politikalardır. Bölücülüğe hizmet eden politikalar bu politikalardır. Türkiye’de 15 yıldır Kürt meselesini çözmek istemeyen, çözmek için adım atmayan herkes, bilerek veya bilmeyerek bölücülere hizmet etmektedir. Kim, Kürt sorununu hamasetle iç politika malzemesi yapıyorsa, asıl ayrımcı ve bölücü bence onlardır.
TURKTIME: Ama mesela Güneydoğu’ya giden Türklerin de sen Türksün diye ötelendiğini biliyoruz…
ERHAN GÖKSEL: Evet ama bu durum daha çok yeni. Çünkü artık ayrım başladı. Egemen devlet “kendi ideolojisini yaşatabilmek için kendi etnik kimliğinin militanlığını” yapmaz. İngiltere’de etnik anlamda en ağır ceza, İngiliz milliyetçiliği yapmaktır. İngiltere bu nedenle bugün 27 ülkeyi yönetiyor. Avustralya, Yeni Zelanda, Yeni-Gine pasaportuyla İngiltere’de oy kullanırsınız. Ama İngiliz pasaportuyla Avustralya’da oy kullanamazsınız. İngiltere’nin adı İngiltere’de “Büyük Britanya” ya da “Birleşik Krallık” tır. İngiliz adı sadece futbol takımları için kullanılır ki; İskoçlar, Galler ve Kuzey İrlanda’nın da kendi milli takımları vardır. Yani serbesttir. Türkiye’de ise karnını doyurmak için seyahat etmek bile Kürtler için yasak olmaktadır.
“DEVLET GÜNEYDOĞU’YA GİDEN TÜRKLERİN RÜŞVET ALMASINA MAHRUMİYET ZAMMI DİYEREK GÖZ YUMDU!”
TURKTIME: O zaman Türk milleti değil de Türkiye vatandaşlığı kavramı mı olmalı?
ERHAN GÖKSEL: Bu konuyu aslında en doğrun biçimde Atatürk tanımlamış; “Ne mUtlu Türküm Diyene” demiş, Türk olana dememiş. Ama ondan sonra gelenler onun adına bunu anlatamamış ve yerleştirememişler. Mesele artık vatandaşlık olmanın da ötesine geçti. Öte yandan Kürtler uluslaşma sürecini de tamamlıyorlar. Olaylar ve toplum hızla değişiyor. Geride kalan yalnızca Türk siyaseti. Türk siyaseti, hatta Müesses Nizam da ne olup bittiğini anlamakta zorlanıyor. Tartışılan yeni olgular, aslında “bir önceki dönemin eskileri”nden öte bir şey değil. Sorunuzda, Güneydoğu’ya insanlar gidiyor dediniz. Güneydoğu’ya giden insanların rüşvet almasına bu devlet 50 senedir göz yumdu. Çünkü bu rüşveti oraya giden memurlara “mahrumiyet zammı” olarak telakki etti. Bu büyük gerçeği Devlet, Batıda yaşayan kendi halkından hep sakladı. Türkiye’nin en büyük barajlarının bu bölgede olduğunu biliyoruz. Peki ama, Türk halkı Keban Barajı’nın dibindeki köylerin Türkiye’de en son elektrik alan köyler olduğunu biliyor mu? Anayasamız’ da “angarya” yasak denmesine rağmen Doğu’da angarya olduğunu kaç kişi biliyor. Türkiye’nin 2007 itibariyle, “en yoksul yirmibir il”inin -ki, bunların bir kaçı hariç, hemen hepsi doğu ve güneydoğu illeri- ekonomik durumunun göstergesi olan resmi istatistiklerin 1980 öncesi dönemle aynı olduğunu neden kimse telaffuz etmiyor.
TURKTIME: Diyelim ki devletin bazı unsurları yanlış yaptı. Bunlar terör için mazeret mi yani?
ERHAN GÖKSEL: Elbette hayır. Ama mesele de bu zaten. Konu hemen bu noktaya getiriliyor ve tartışma imkanı da ortadan kaldırılıyor. Kürt meselesini konuşmak ve sorunu anlamak için sorulan her soru hemen “teröre destek mi olalım” noktasına getiriliyor. Hele bugün Aktütün karakoluna yapılan hain saldırıda 15 şehit verdiğimiz bir dönemde, bu tür yaklaşımlar sorunu da adeta deve kuşu misali kafamızı kuma sokmamıza yol açmamalı. Yine tekrar altını çizmek isterim. Bu soru Kürtlere bırakılmayacak kadar ciddi bir sorundur. Türkiye bu sorunu masaya yatırmaktan asla imtina etmemeli.
Bu halkın yüzde 99’u terörü desteklemiyor. Kürtlerin yüzde 99’u Türkiye’den ayrılmak istemiyor. Şunu iyi bilinmesi lazım, eğer bugün Kürt halkının Yüzde 25’i terörü destekliyor olsaydı, Türkiye çoktan iç savaşa girmişti. Burada şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Geçmişte Devlet ile Halkın Kürt vatandaşlara bakışı aynı olmadı. Devlet, kendi içinde bir kısım görevlinin, açıkça olmasa bile zımni olarak Kürtler’e yıllarca ikinci sınıf muamelesi yapılmasına seyirci kaldı. Türk halkı ise bu konuda hiçbir ayrıcalık göstermedi. Kürt vatandaşlarımızı kendileri gibi gördüler. Son günlere kadar bu yanlış tavrı halkımız hiç sergilemedi. Her zaman halk arasında bir birlik oldu. İşte beni tek umutlandıran da bu.
Devlet katında bu sorunun düzeltilmesi ancak büyük bir kavrayışla olabilirdi, ama böyle bir anlayış hiç ortaya çıkmadı. Bu süreçte Güneydoğu’daki Kürt vatandaşlarımız; devlet ile PKK’nın arasına sıkıştılar. Ve bugün AKP’ye oy vermelerinin en büyük nedeni “cemaat mantığı içinde” olduğu için AKP’yi fırtına çıktığında sığınılacak bir “liman” olarak görmeleridir.
“TESLİMİYET BAYRAĞI ÇEKEN BÜYÜKANIT DİVAN-I HARP’TE YARGILANMALI!” TURKTIME: O zaman başta söylediğiniz Kürtlerin Türkiye’den ayrılması konusunda endişelenmemeliyiz. Öyle bir sorunları yok…
ERHAN GÖKSEL: Hatırlayın, 1990’da duvar yıkılınca 5 tane Türk devleti kuruldu. Hepimiz büyük bir heyecanla izlemedik mi? Bugün Kuzey Irak’ da bir Kürt Devleti kuruluyor. Bana göre kuruldu bile. Türkiye’nin en “Türk-Kürtleri”nin bile ilgilenmemesi mümkün mü bununla? Herkes ilgileniyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde yaptığı en büyük devlet hatası; geçen hafta bir mahkemenin verdiği karardır. Bolu’da bir gazete, her şehit için 5 DTP’li öldürün diye yazıyor ve mahkeme de bunu yazanı beraat ettirerek, “fikir özgürlüğü” olarak değerlendiriyor. Bu kararın, “Kürtler öldürülebilir” demekten farkı nedir? Bugün çevremizdeki komşularımız, hatta AB ülkeleri Türkiye’nin düşmanı olabilir. Bizim bu coğrafyada gerçek dostumuz zaten yok. Ama asıl sorun iç düşmanlarımızda; bu ülkeyi iç çatışmaya götüren, iç unsurlarımızda. Önemli olan sizin kendi dirayetinizle bu ülkenin bölünmesini engelleyecek yapıyı ortaya koymaktır. Bu ülkenin halkını kucaklamak zorundasınız. Geçen sene olduğu gibi cenaze kaldırılan Şemdinli’de, alçaktan uçuşla beş kez üstlerinden jet uçurulan halk bu ülkenin halkıdır. Bu halk bu ülkenin düşmanı değildir.
Sen eğer Şemdinli’nin üzerinden uçak uçururken onları bu ülkenin halkı olarak görmek istemiyorsan, onlar da bu ülkeden giderler. Giderken de savaşarak giderler. Onun içi eski genelkurmay başkanı Yaşar Büyükanıt’ı tarih önünde asla affetmiyorum. Geçen sene Dağlıca baskını sonrasında TSK, kamuoyu önünde baskı altına girince, 11 Aralık 2007’de Yaşar Büyükanıt, televoleci gazeteci gibi ayaküstü demeçler verdi; “Terör siyasallaştı ve legalleşti, psikolojik harekatı onlara kaptırdık" gibi sözler, "artık yapılacak bir şey kalmadı" anlamında cümleler sarfetmek, havlu atmak anlamına gelir. Bu "kaptırma" sözcüğü, sadece TSK bünyesinde değil tüm dünya ordularında "savaşta bayrağı kaptırma" anlamını çağrıştırır ki "bunu düşündürmek bir orduyu tamamen berhava etmek"le eş anlamlıdır. Yani Büyükanıt özetle; “Biz demokrasi ve özgürlük bayrağını PKK’ya kaptırdık” dedi. PKK siyasallaştı dedi. Masaya oturmaya hazır bir genelkurmay başkanı portresi çizdi. Devletin en yüksek katı bunu diyorsa seni masaya oturturlar. Sen insan hakları bayrağını kaptırdık diyorsan, biz bu güne kadar işkence yaptık demek anlamına gelir. Bir genelkurmay başkanı bunları söylemekten dolayı divan-ı harp’ de yargılanması gerekir. Bu gaflet ve delaletten dolayı mı söyleniyor; yoksa, birileri Türkiye’yi masaya mı oturtuyor? Ben bunun için bas bas bağırıyorum. Hayatımın en sert röportajımı da bu nedenle, 17 Aralık 2007’ de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Müesses Nizam Dağıldı” diye yaptım.
TURKTIME: Sizce, Türkiye masaya mı oturtulmaya sürükleniyor?
ERHAN GÖKSEL: Eski Genelkurmay başkanı Yaşar Büyükanıt, Cumhuriyet tarihi boyunca benzeri görülmemiş bir şekilde Türkiye’nin elini bağlayacak demeçlerle teslimiyet tohumları ekmiştir o konuşmasıyla. Onu da daha sonra başkaları takip etti. Bana göre bu sözleri, gaflet ve delalet içinde söylemedi. Uluslararası güçler direttiler, Türkiye masaya oturtulmaya çalışılıyor. Öcalan’a Ankara’da politikanın önünü açmaya çalışıyorlar. Ve kimileri cahilliğinden, kimileri vurdum duymazlığından, kimileri de işbirlikçi olduğu için buna gizli veya açık hizmet ediyorlar.
![]() “KAPATILMA DAVASI KÜRESEL BİR TEZGAHTI… BU DAVAYLA AKP KENDİNİ KÜRSEL SERMAYEYE TESLİM ETTİ!”
TURKTIME: Öngörülerinizin isabetleriyle tanınıyorsunuz. Tüm bu sorunların çözümünün ana hatları nelerdir? Devlet ne yapmalı?
ERHAN GÖKSEL: Krizlerin, sorunların, kaosların önlenmesi için bir ülkenin yönetiminin bilgili olması lazım. Bu ülke iyi yetişmemiş insanları yönetici seçmiştir. Hem yönetim hem zihniyet değişmedikçe, Türkiye bu coğrafyada devam edemez. Geçmişte bu ülke Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz gibi iki tane iyi yetişmiş başbakan çıkardı. Ancak onlardanda Halkın ağzı yandı. Ardından da yağmurdan kaçalım derken, bu sefer de da iyi yetişmemiş ve ehliyetsiz kişileri seçtiler. Dünyanın hiçbir yerinde ehliyetsiz insanlara ülke yönetimi teslim edilmez. Ülkenin başbakanı çıkıp Mortgage’ı TOKİ ile benzeterek açıklıyorsa, Avrupa’da el koyulan bankaların Türkiye’deki mudilerini Avrupalı sanıyorsa, onu bir kasabaya belediye başkanı bile yapmazlar dünyada. Bu süreçlerin hepsi iç içedir; hiç birisini birbirinden ayıramazsınız. Zira; “Bilgi; bir bütündür”.Hatırlatayım, Türkiye 2001 krizine durup dururken girmedi. 1999 yılında Türkiye’nin IMF’ye gitmeye ihtiyacı yoktu. Ama birden bire Ecevit’i IMF’ye götürdüler. Kasım 2000’de; önce küçük bir kriz, dört ay sonra, Şubat 2001’de de; büyük kriz çıktı. Altını çizeyim, Ecevit Hükümeti ve Türkiye, IMF politikalarına uymadığı için kriz çıkmadı. Tam tersine Türkiye, IMF’ in bütün politikalarına tam uyduğu için krize girdi. Ecevit ve Türkiye Irak’ın bütünlüğünden yanaydı. Krizle, Ecevit’i tasfiye ettiler. Amerika’nın Irak operasyonlarının önü açıldı.
TURKTIME: Şimdi neler oluyor? Durumun bir benzerliği var mı?
ERHAN GÖKSEL: Daha da kötü. Şimdi Türkiye yeni bir krize sürükleniyor. AKP, kapatılma davasıyla kendisini “küresel sermayeye” teslim etti. Bu da bence bir tezgahtı. Biz AKP’ nin kapatılmayacağını davadan tam üç gün önce kimden öğrendik? Hatta 6-5 oy oranını Türk Halkı kimlerden öğrendi? Küresel Sermaye’ den öğrendik. Oylamayı bile söylediler. Siz bütün stratejik kurumlarınızı, bankalarınızı, yabancılara kaptırdıysanız; ekonominizi yabancılar elinde tutuyorsa; sizin siyasi bağımsızlığınız yoktur. Ekonomisini elinde tutmayan hiçbir ülkenin bağımsızlığı yoktur. Tarih böyle der.
timeturk
.117 |



