|
|
|
haberdem.com / AR-GE
RUSYA ve GÜRCİSTAN SAVAŞI
Ruslar Rusya Çarlık ve Sovyet zamanından beri imparatorluk psikolojisini her zaman korumuş, Slav kültür, dil, ulusal menfaatlerini baskın bir şekilde hissettirmiştir. Bir uç örnek göstermek gerekirse Osmanlı büyüdükçe kozmopolit bir yapıya dönüşürken, kurucu asli unsur olan Türklüğün etkisi azalmış, Rusya’da ise bu hiç bir zaman olmamış, Slav olmak, veya Slav’a benzemek bir yere gelmek için olmaz ise olmaz koşul olmuştur. Rus tarihi incelendiğinde çok sert yöneticiler tarafından yönetildikleri görülmektedir. Esasen bu tarihi kısaca gaddarlık ve katliamlar süreci olarak da adlandırabilirsiniz . Bunun ipuçlarını Rus edebiyatını inceleyen herkes görebilir. Tabii bu uzun despotik yönetim ile katı sınıfsal yapının oluşturduğu devlet mekanizmasının yaşattığı devlet terörü, katliamlar ile getirdiği sefalet dönemlerinin Rus halkının psikolojisi üzerinde iyileşmesi - düzelmesi imkansız ruhsal yaralar açmış olduğu bir gerçekliktir. Ruslar Avrupalı fizyonomileri içinde Moğollar kadar disipline aşık ve itaatkar, tek lidere muhtaç, gaddarlığa meyilli, sefalete sabırlı, romantik derecede milli değerlere önem veren , eğitim seviyesi yüksek bir millettir. Bu yapıları onların farklı milletleri çok kanlı bir şekilde yönetimleri altına alma şekillerinde görülür. Tarihte bunun bir çok örneği olup özellikle biz Türkler bunların bir çoğuna bizzat muhatap olmuşuzdur. Ama Rusların takdir edilen en büyük faziletleri, yönetim altındaki toplumları ve milletleri idare etmekte gösterdikleri becerileridir. Oda böl yönet – tokuştur seyret – işgal et barıştır yöntemidir. Düşünebiliyor musunuz? Dünyanın bile Türk ismiyle adlandırdığı kocaman bir Türkistan coğrafyasında 100 – 150 yüzyıl öncesine kadar herkesin tek dille anlaştığı, ortak kültürleri ve tarihleri olan bir coğrafyadan dilleri ayrı, kültürleri ayrı, tarihleri ayrı 5 yapay millet oluşturmayı başarmışlardır. Ayrıca Kafkasya ve Türkistan içinde öyle küçük sorunlu bölgeler oluşturmuşlardır ki bu ülkelerden birinin Rusya’nın sözünden çıkması imkansızdır. Bunun aksi, ya iç savaş veya Rus müdahalesi olacağı kesindir. Şimdi bununla ilgili bir kaç örnek verelim. Gürcistan’da görüldüğü gibi Acara, Abhazya, Osetler ile Ahıska Türklerinin Stalin tarafından göç ettirilmesi ile boşalan topraklara yerleştirilen ayrılıkçı Ermenilerin durumu, Azerbaycan’da Karabağ Ermenilerinin sorunu, Zengelan ile Nahcivan. Orta Asya’da yaşayan çoğu ayni milletten ( Türk ) ama Rus siyaseti sonucu aralarına nifak girmiş veya sokulması muhtemel onlarca aynı soydan ama farklı kimlik verilmiş küçük topluluklar - gruplar. Ruslar ile ilgili analizime son verirken Rusların tarihi imparatorluk gururundan hiç bir şey kaybetmediğinin tespitini yaparak kendi izin ve onayları olmadan bir kuşun bile uçmasına rıza göstermeyecekleri son olaylar ile kendini göstermiştir. Aksi durum onlara çok ağır gelmekte hatta çıldırtmaktadır. Nasıl olurda eski köle ondan izin almadan hareket edebilir. Tabii bu kısımda kendi milletimin bir özelliğine de atıf yapmadan bu konuyu kapayamayacağım. Oda Türk milletindeki üstün karakter yapısı. Gözünüzde canlandırın Osmanlının parçalanmasıyla 24-25 devlet kuruldu. Siz hiç bu devletleri oluşturan milletlere bizim eski sömürgelerimiz, eski kölelerimiz gözüyle baktınız mı? Peki yine o Osmanlı dağılırken Balkanlardan, Türklerden daha imtiyazlı vatandaş olarak yaşayan halklardan dünya tarihinin gördüğü en trajik katliamları yaşamış bir milletin evladı olarak onlara karşı hala kin duyup nefret ediyor musunuz? Eğer bizde, Ruslar, İngilizler ve Fransızlar gibi yapsaydık sizi temin ederim anadilimiz bugün dünyada en çok kullanılan dillerden biriydi. Bunun yanı sıra, bugün kendini Bulgar, Yunan veya Arap olarak adlandıranlar o zaman öz Türklükte bizi saf olmamakla itham edip, kendilerinin saf Türk olmalarıyla gurur duyacaklardı. Gürcistan ile ilgili görüşlerimize gelmeden evvel, Rusların Türkiye’ye, Türklere ve Türk alemine nasıl baktığı, ne umduğu hususunu tarihsel süreçte yaşanmışlıklardan aldığımız derslerin neleri içerdiği hepimizce malum. Gürcüler
Günümüze geldiğimizde, bağımsızlıklarının Dünyaca kabulünden sonra uluslararasındaki güç dengesi terazisinde ABD’yi ve yandaşı AB’yi seçerek, kefenin o yanına oturmuştur. Amerika’nın kucağına kendilerini bırakarak onun menfaatleri doğrultusunda çalışmayı vaad etmişlerdir. Bu süreçten sonra ülkeye yabancı yatırımcılar ve vakıflar gelmiş, ordu batının formasyonundan geçirilmeye başlamıştır. Bu dönemde Gürcistan’da milliyetçilik akımı hızlı bir yükseliş grafiği çizmiş, Rusların Gürcistan içinde bıraktığı küçük topluluklar onu rahatsız etmeye başlamıştır. Burada tekrar kuzey Gürcistan’daki sorunlara değinecek olursak, sadece bu siyaset değişikliğinin bağımsızlığını ilk tanıyan ülkelerden biri olan Türkiye’ye yönelik oluşturduğu olumsuz yansımalarını başlıklar halinde irdeleyelim. a) Acara bölgesindeki Müslümanlara yönelik misyonerlik faaliyeti ve dini baskılar yapılmaktadır. b) Gürcistan’ın doğusunda yaşayan ve Gürcistan vatandaşı olan Türklere baskı ve eğitim kısıtlaması, onlara yönelik terör eylemleri gerçekleştirilmektedir. c) Büyük Gürcistan hayalleri. Devlete ait bir TV kanalında haber vakitlerinde programı sunan spikerin arkasında yer alan ve Türkiye’nin Doğu Karadeniz Bölgesini de Büyük Gürcistan haritası içinde gösterilerek halkı hayali devlet için motive etmek. d) Gürcü üniversite ve vakıflarının Doğu Karadeniz bölgemizde Gürcü tarihi üzerine çalışmalar yapması. Bu konuda sempozyumlar, paneller düzenlenmekte, kitaplar basılması. e) Türkiye’de yasayan ve 1878 (93) savasında Batum ile civarından bugünkü Türkiye’ye göç etmiş olan soydaşlarımızda kimlik bunalımı doğurtarak, onların aslen Gürcü olduğunu iddia etmekte ve onların hamiliğine soyunmaya uğraşmaktadır. f) Türkiye’de yasayan muhacirlerin, dernek ve vakıfları ile temasa gecmekte olup, onlara Gürcücülük faaliyetlerini yaygınlaştırmaları için destek vermekte ve yardım etmektedir. Ne yazık ki bazı saf, iyi niyetli vatandaşlarımız ile bilinçli olarak dışarıdan yapılan bu faaliyetleri yürüten, temsilciliğini yapan vatandaşlarımız bulunmaktadır. Bu tür faaliyetleri AB ve yabancı vakıflarda fonları ile desteklemektedir. g) Türkiye’deki Batum muhacirlerinin günümüzde yaşadıkları köy, belde ve şehirler ile nüfus durumlarının tespiti hususunda araştırmalar yapılıp haritalar oluşturulmaktadır. h) Gürcistan’dan, tarihi Gürcistan toprakları denilen kısımlar ile Batum muhacirlarinin yasadiklari bölgelere düzenli turistik seferler adi altında ziyaretler yapılarak bölge halkına ( Doğu Karadeniz ) propaganda çalışması yapılmaktadır. i) Gürcistan’dan Stalin tarafından 1940’lı yıllarda zorla göç ettirilen Ahıska Türklerinin topraklarına geri dönmesine izin verilmemekte, geri dönenlere ise zorluklar çıkartılmakta olup, o bölgenin dışında yerleştirilmekte ve kendilerine Gürcü kimliğini kabul etmeleri koşulu getirilmektedir. Sonuç Her yerde ve her zaman görüldüğü gibi en küçük ve en zararsız gördüğümüz ülkelerin bile Türkiye’ye yönelik kendi menfaat ve hesapları bulunmaktadır. Tabi ki şimdiye kadar Gürcistan’ın gerçekleştirdiği veya gerçekleştirmeye çalıştığı faaliyetlerin, onların cüzi iradesi ile ekonomilerinin desteği ile gerçekleştirildiğini söylemek olmaz. Mutlaka bunların arkasında büyük veya orta çaplı güçlerin yer aldığı tahmin edilmeyecek kadar alenidir. Ama bu güçlerin neler olduğunu tespit etmek için istihbarat uzmanı olmaya gerek yok. Günümüzde ülkemizin içinden geçmekte olduğu bu süreçte dikkatli analiz yapıldığında büyük ihtimalle AB, ABD ve Yunanistan gibi ülkelerin, Türkiye’nin ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan faaliyetlere destek vermesi muhtemeldir. Uyanık olmalı her gelişmeyi çok tahlil etmeliyiz. Ne yazık ki millet ve devlet olma bilinci kişilik anlamda tam oturmayan bu tür küçük devlet ve devletçikler küçük menfaatler karşılığında büyük güçler tarafından kullanılırlar. Sağlıklı bir devlet ve komşuluk hukuku geliştiremezler. Mantıklı bakıldığında, günümüzde Gürcistan’a Türk devleti ve halkı kadar ön yargısız – menfaatsiz bakan başka bir millet yoktur. Umarız ileriki zaman içinde Gürcistan devleti ve halkı da bunu görür, büyük güçlerin oyuncağı olmaktan vazgeçerek Türkiye ile daha sıkı bağlar kurmanın yollarını arar. Gürcistan’ın dostu onu en zor zamanda yalnız bırakan, ne ABD, ne AB, ne eski sömürgecisi Rusya ne de Ermenistan’dır. Gürcistan’ın yegane dostu Türkiye’dir, Azerbaycan’dır. Bunu bilmeli ve buna göre kendine siyaset geliştirmeli ve yeni stratejiler üretmelidir. Gürcistan’ın yaşadığı bu olaylardan Türk dünyasının da ders alması gerekmektedir. Eğer Türkistan’daki soydaş devletler ile derhal birleşerek Türkiye ve Azerbaycan’ın da içinde olduğu ortak bir birliktelik kurulmaz ise bugün Set, Abhaz bahanesi ile Gürcistan’a yüklenen Rusya’nın yarın öbür gün Kazakistan’daki, Özbekistan’daki Rusları bahane edip saldırmayacağı, ele geçirmeyeceği ne malum. Onun için bütün Türk devlet liderleri, başlarını iki kollarının arasına alarak düşünmeli. Şu sözleri unutmayın : - Büyük güçlerin dostluğu yoktur sadece menfaatleri vardır. - Ayı ile yatan gece uykusuz kalmayı göze almalıdır.
haberdem.com (özel)
.117 |



