SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
IMF gerçeği, Türkiye Ekonomisi
24 Temmuz 2008 Perşembe 15:54
IMF'nin kuruluş amacı nedir? Hangi ülkelere ve nasıl borç veriyor? IMF bir tuzakmıdır? Türkiye'nin gerçek dış borcu ne kadar? Tüm bu soruların cevabı haberdem.com'da..
 


 
Araştırmacı:Hüseyin BAYHAN
 
 
IMF’NİN KURULUŞU

Milletlerarası para fonunun temeli 1944’te ABD’nin New Hampsive eyaletinde Bretton Woods kentinde toplanan, Birleşmiş milletler para ve maliye konferansının neticesinde atılmıştır. Bu konferansta uluslararası para fonu ve dünya bankasının kurulması kararlaştırıldı. 8 Mart 1948’de fiilen Washington’da faaliyete geçti. Başlangıçta üye sayısı 44 olan IMF 1970’li yıllarda 116 ülkeye çıktı. Bu sayıya Türkiye’de dahildir. Bugün ise 130’un üzerinde üyeye sahiptir. Fon’un yapısal grafiği şöyledir: Fon’un bir genel kurulu vardır. Yılda birkaç kez toplanır. Her üye devlet bu kurula bir guvernar ve onun yerini alacak bir yardımcıyla katılır. Guvernarler konseyi kurumun en yüksek organıdır. Kurumun başında bir genel müdür vardır. Ayrıca Genel Kurulun seçtiği bir yönetim kurulu bulunur. Yönetim kurulu 5 üyeden oluşur. Bu 5 üye fon’a katılmış payı en yüksek olan ülkelerdir.

KURULUŞ AMACI

Fon’un amaçları arasında esası teşkil eden, II. Dünya savaşı sonrasında harabe ve mezarlığa dönen Avrupa ülkelerini desteklemek ve mali imkanlar sağlayarak, dünya ekonomisinde ortaya çıkmış ve çıkabilecek olan kısa vadeli ödemeler bilançosu problemlerinin çözümüne yardım etmektedir. Ayrıca dünya ticaretini geliştirmek, uluslararası dayanışmayı sağlamaktadır. (Bu amaç görünen resmi amaçtır)
 

Resmi olmayan amaçlar ise birinci derecede yetkili ağızlardan belgelerle aktaracak olursak:
Dünya bankasının 77’li yıllarda başkanı olan Mc Namara şöyle diyor: -Kredi verdiği ülkelerin ekonomik politikalarına müdahale etmek, milli sanayiinin kurulmamasına azami gayret göstererek ve banka yatırımlarına yön vermektir. (Yeniden Milli Mücadele Dergisi 13. Eylül 1977) Belge No: 1 Bir Alman Maliye Bakanlığı yetkilisi “IMF’nin güçlü devletlerin güçsüz devletler üzerinde bir baskı aracı” olduğunu söyleyerek ekliyor: -Ne bizim, ne de Amerika’nın İtalya üzerinde baskı yapma gücü vardır. Ama IMF bunun çok fazlasını yapabilir. Uluslararası örgüt olarak milli hisleri rencide edip bize karşı doğabilecek rahatsızlıklara da sebep olmazdı. (Yankı Dergisi 26 Ağustos 4 Eylül 1977 Sayı 337 s.31) Belge No:2


IMF’de ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve Japonya’nın sözü geçer. IMF söz konusu ülkeler tarafından geri kalmış, ülkelere bir baskı aracı olarak kullanılmaktadır. Gelişmek için krediye ihtiyacı olan ülkeler bu sözü geçen emperyalist ülkelerin isteklerine boyun eğmek zorundadır. (Ak İktisat Ansiklopedisi C. S.665-666 Belge No: 3)

Dünya bankasının başkanlarında Mc Namara 1969 Banker dergisine şöyle bir demeç veriyor: -Kredi alabilmek için, hangi sektör ve projelere öncelik tanınacağına yabancı uzmanlarımız karar verir ve (Dünya bankası ve IMF’nin) tavsiye kararlarıyla kabul ettirilir ve bunlara istekli olarak görünenler de kredimizi alır (Belge no: 4) Eski bir Afrikalı dışişleri bakanı olan Simon G. Hasan IMF ve dünya bankasından kredi almak için öne sürülen şartları şöyle özetliyor.
1- Demokratik hükümeti bertaraf edeceksiniz
2- Büyüme hızını düşüreceksiniz
3- İşçi sendikalarına öldürücü darbeler vuracaksınız
4- Yoksullarla zenginler arasında uçurumları derinleştireceksiniz
5- Halk kitleleri arasında yaşam düzeyini hızla düşüreceksiniz demek istiyorlar. Hulasası Washington’un bize dikte ettirmeye çalıştığı maddeler. Ayrıca kamçı zoruyla kabul ettirilen yardımların amaçlarıdır. (Banker Dergisinde 1969 yılında bir söyleşi Yeniden Milli Mücadele Dergisi Kasım 1977 s.11) Belge no: 5

Devalüasyon bir zaferi temsil etmez. Bu bir yenilginin temsilidir. Harold Take Peak (Loyds Bank Yön.Kur.Bşk.) Bu belgeler size gayri resmi amaçlarının neler olduğunu açıklar kanaatindeyiz. Ayrıca, IMF emperyalist ülkelerin sömürgelerine askeri-idari hakimiyetle dikte ettirilen, ilkel sömürgecilik ilişkisi yerine şartları zorlayacak yumuşak yoldan empoze-yönlendirme aracı olarak kullanılmaktadır. Her ne kadar yardım teşkilatı olarak görünürse görünsünler asıl amaçları gelişen ülkelerin gelişmelerini kontrol altında tutmak, tek taraflı ekonomik çıkışı hızlandırmaktır


“IMF’DEN KREDİ ALMANIN ŞARTLARI NELERDİR?”

IMF gibi kredi kaynakları ve para fonları bir ülkeye kredi verirken güvence isterler. Bu güvenceler hazine garantileri, siyasi tavizler, kendi yararlarına olacak ekonomik gelişmeler içeren istikrar programlarıdır. Dış ödemeler dengesi bozulmuş, dış borçları çoğalmış ülkelere kredi vermezler. Değerli büyüğümüz Bahaeddin Karakoç ağabeyimizin dediği gibi “verirsen alırlar, vermezsen almazlar! Yukarıda verdiğiniz beş belge’de kredi almanın şartları yetkili ağızlardan açıklanmıştı. Kısaca tekrar edecek olursak: Kredi kuruluşlarının uzmanları tarafından hazırlanan proje ve programlar uygulamak, tavsiye kararlarını kabul etmek, büyüme hızını düşürmek, sendikaları darbelemek, vergiler, zamlar ve hayat pahalılığı.


“IMF Bir ABD SİSTEMİDİR”

Bretton-Woods kentinde yapılan anlaşma II. Dünya Savaşını kazanan batılı devletler arasında en güçlülerle ABD’nin ideolojilerini ve ulusal çıkarları yansıtmaktadır. Gerçekten bu anlaşmayla batılı güçlü ekonomilerinin çıkarları doğrultusunda başarılı olmuş, beklenen hedefler gerçekleşmiştir. Buna karşı geri kalmış ve gelişmekte olan ülkeler uygulanan düzen onlara yarar sağlamamış, hep kösteklemiştir. Ayrıca sık sık uygulanan ve tekrarlanan para bunalımları ve kararsızlıklar, şiddet enflasyonları artırmış ve yerleştirmiştir.
 

Az gelişmiş ülkelerin ihraç ve sanayi ürünlerinde nispi fiyatlar gelişmiş ülkelerin lehine sonuçlanmıştır. Ayrıca artan ihracat ve fiyat farkıyla geri kalmış ülkeler döviz bazında erimiştir. Devamlı artan dış borçlarla, faizin faizini öder hale gelen geri kalmış ve gelişmekte olan ülkeler IMF’nın korumacı politikalarına ve ABD’ye teslim olmuştur. ihraç imkanların kısıtlanması yani kotalar, ithalatın artışı girişte savunduğumuz görüşleri kanıtlamaktadır. Bakın bu görünüşü destekler bir açıklama yapan, zamanın IMF Başkanı Mc. Namara, bir Afrika ülkesine yardımın genişletilmesi isteği karşısında şöyle diyordu:
 

-Sağlam ve elverişli bir kalkınma programı yapmak için zorunlu olan güç kararları almak için kararlı olmak gerekir. Bunlar vergi tedbirleri, mal ve hizmetlere yapılacak zamlar, işçi ve memura sıfır “0” zam (kalkınma yönüyle ilgili) kararlardır. Ayrıca siyasi bakımdan, projelerin seçimi. Hangi sektör ve projelere öncelik tanıyacağınıza da bizim uzmanlarımız karar verir ve size tavsiye eder. Siz de bu tavsiyelere uyarsanız, bu isteklerimize uymaya istekli olursanız, işte o zaman krediler verebiliriz, diyor. Yani bir Afrika ülkesi bu şartları kabul ederse kredileri genişletilecek. O ülkenin dışişleri bakanının bu tavsiyeler için değerlendirmesi ise gerçekten çok ilginçtir.
 

-Washington bize dikte ettirmeye çalıştığı maddeleri kamçı zoruyla kabul ettiriyor. (Simon G. Hasan)

TUZAK NASIL ÇALIŞIYOR?
IMF, 1946'dan bu yana tuzağına düşürdüğü 48 ülkeden 32'sinin ekonomisini çökertti, kendisine bağımlı hale getirdi. Borç batağına sürüklenen ve fakirleşen ülkelerde, IMF'ye güvenmenin faturası çok ağır oldu. Milyonlarca aç insan sokaklara döküldü, ayaklanmalar, darbeler birbirini izledi. Uluslararası araştırmalarıyla ünlü Bryan Johnson ve Brett Schaefer verilerine göre, IMF'den borç alan 48 ülkede, kişi başına düşen zenginlik açısından hiçbir ilerleme kaydedilemedi. Bu ülkelerden 32'sinin ekonomisi ise çok daha gerilere gitti, ülkeler ve insanlar fakirleşti. IMF tuzağının faturası sadece ekonomik kriz olarak değil, bazı ülkelerde halk ayaklanması, kanlı olaylar, yağmalamalar, darbeler olarak çıktı. IMF'ye şu anda 182 ülke üye. Bu ülkeler IMF'nin yönetiminde de söz sahibi. Daha doğrusu öyle sanılıyor. Zira bu söz sahipliği, herkesin koyabildiği paraya bağlı. Örneğin ABD'nin oy hakkı 17.35. ABD'yi Japonya 6.22, Almanya 6.08, Fransa 5.02, İngiltere 5.02 ve Suudi Arabistan 3.27 oy oranı ile izliyor. Türkiye'nin IMF yönetimindeki etkinliği ise sadece 0.46. Dolayısıyla gelişmekte olan ülkelerin IMF yönetimindeki söz hakkı şekilsel bir aldatmacadan öteye gitmiyor. IMF, gelişmekte olan bir ülkeye girerken, güya 'ihracatı ve geliri artıracak, refah sağlayacak' paketler uygulatıyor. Ancak nedense ithalat ihracattan daha çok artıyor. Köyden kente göç ve işsizlik patlıyor. Eldeki küçük ve orta büyüklükteki işletmeler ağır koşullara dayanamayıp kapılarına kilit vuruyor. Buna karşılık bazı rant gruplarının karı artıyor. Tabii bu rant grupları ve onlarla bağlantılı politikacılar, kalenin içten ele geçirilmesinde aktif rol alıyor. Sağlam temeller üzerine kurulu, uluslararası piyasalarda rekabet gücüne kavuşmuş büyük grup ve bankalar ise IMF eliyle kurdurulmuş ve olağanüstü yetkilerle donatılmış kurullar tarafından ele geçiriliyor. Bu grupların varlıkları uluslararası sermayeye yok pahasına pazarlanıyor.


İŞTE IMF’NİN TUZAĞINA DÜŞEN ÜLKELERDEN BAZILARI: ASYA KAPLANI, EVSİZLER VE İŞSİZLER ÜLKESİ OLDU
 

'Asya Kaplanı' olarak nitelenen 80'lerde büyük ilerlemeler kaydeden Tayland, 90'lı yılların ortasında tökezledi ve parası yabancı güçlerin saldırıszına uğradı. Tayland IMF'nin ekonomi politikalarını uygulamak zorunda kaldı. Yani, çok ağır bir kemerleri sıkma politikası başlattı. Bunun üzerine siyasi kriz patladı, ekonomi tamamen çöktü.

50 YILLIK BİRİKİM BİR ANDA YOK OLUYORDU
50 yıl boyunca işçi ve emekçilerin kan ve teri üzerinden dev bir sanayi kuran Güney Kore sermayesi, 1997’de patlak veren Asya ekonomik krizi ile, o güne dek kaydettiği bütün sınai-teknolojik ilerlemeleri kaybetti. Japonya’nın ardından, bir de iyice gelişen Güney Kore sanayisi ile rekabet etmek istemeyen ABD, fırsatı iyi değerlendirdi. Krizi bitirmek bahanesiyle ülkeye akıtılan 30 milyar dolarlık dev IMF kredisinin karşılığı, ülke tarihinde görülen en ağır “yapısal uyum paketi” oldu. Kemerler sıkıldı ama ülkenin en büyük sanayi kuruluşları ve bankaları yabancıların eline geçti. Yabancı sermaye, bu banka ve sanayi kuruluşlarının gelirlerini dışarıya taşımaya başladı. IMF, Güney Kore'nin içine düştüğü bu durumu Global piyasalara entegre olmak diye yutturdu. Benzer “yapısal uyum” programları Asya krizinin etkilediği tüm bağımlı ülkelerde uygulandı.

ENDONEZYA AZ KALSIN PARÇALANIYORDU
1980’lerin sonunda Tayvan ve Güney Kore’de gelişen işçi hareketi, uluslararası tekelleri kısmen de olsa “başka arayışlara” yöneltti. ABD’li spor malzemesi şirketi Nike de, “maraton ayakkabılarını” giyerek Endonezya’ya koştu. ABD tarafından desteklenen Suharto diktatörlüğü, ülkeyi tam bir “işçi cehennemi”ne çevirmişti. DB ve IMF de, yabancı tekellere ucuz işgücü sağlama garantisi karşılığında, devlete bol bol kredi sağlıyorlardı. Bu elverişli koşullar altında faaliyete geçen Nike patronlarının, işçilerin hak alma mücadelesini bastırmak için diktatörlükle el ele vererek çok sayıda işçi önderini öldürtüp cezaevine attırdığı belirtiliyor. 1997 krizi vurduğunda ise durum daha da kötüleşti ve Nike’ı ülkede tutmak için, işçi ücretleri günde 2.46 dolardan 1 dolara düşürüldü. IMF’nin “yapısal uyum programı”nın devreye girmesiyle, Güney Kore benzeri gelişmeler yaşandı. Bir hafta içinde 15 bankaya el konuldu ve kapatıldı. Sonuçta, Endonezya ekonomisi çöktü, ülke parçalanma tehdidiyle karşı karşıya kaldı.Ancak program, halk direnişiyle karşılandı ve çıkan ayaklanma sonucu, diktatör Suharto devrildi.

ARJANTİN’İN YAŞADIĞI ACI IMF GERÇEĞİYDİ
20 Aralık 2001 tarihinde bir helikopterle başkent Buenos Aires'ten kaçmak zorunda kalan Cumhurbaşkanı Fernando de la Rua'nın, kuşbakışı izlediği manzara korkunçtu. Caddeler ve sokaklar yüzbinlerce işsiz, aç ve biçare insanın katıldığı protesto gösterilerine sahne oluyordu. Halk polisle çatışıyor, gözyaşartıcı bombalar kullanılıyor, havada kurşunlar uçuşuyor, ve cesetler koşanların ayaklarına takılıyordu. Bunlar bir filmden alınan klipler değil, Arjantin'in yaşadığı acı IMF gerçeğiydi... Ülke bitmişti ve tam 132 milyar dolar borcu vardı... Arjantin hükümetinin tedavüle soktuğu yeni parayı destekleyecek kudreti yoktu; kasalar bomboştu, döviz rezervi namına bir şey yoktu. Bunun üzerine Arjantin hükümeti tarihte ender görülen bir yola başvurarak, Başkanlık Sarayı ve Meclis binası da dahil olmak üzere hükümete ait bütün varlıkları ipotek etti. IMF'nin Arjantin politikaları iflas ederken, geride siyasal, ekonomik ve psikolojik anlamda çökmüş bir toplum bıraktı.

ABD’DE KRİZLERDEN NASİBİNİ ALDI
Yapısal uyum programları, gelişmiş ülkelerde de çalışanların aleyhine oldu. “Kemer sıkma uygulamaları” nedeniyle, 1998-99 yıllarında sadece çelik sektöründe 10 bin işçi sokağa atıldı. Bunun en büyük nedenlerinden biri, azgelişmiş ülkelerden gelen ucuz çelikti. 2001 Ocak ayında ise 33 milyon nüfusuyla ülkenin en kalabalık eyaleti olan Kaliforniya eyaletinde elektrik üretim ve dağıtım şebekelerinde serbest rekabet ortamı yaratılmasına yönelik özelleştirmenin acı yüzü büyük bir fiyaskoyla ortaya çıktı. Kaliforniya eyaletinde enerji tekelleri arasında aylardır süren serbest rekabet kavgası, tüm çabalara karşın sona erdirilemeyince enerji krizi patlak verdi. Eyalette halk, II. Dünya Savaşından bu yana ilk kez mumlara saldırdı. Hayat durma noktasına geldi ve birçok bölgeye saatlerce elektrik verilemedi. Bankaların para çekme makineleri çalışmadı, fabrikalar üretime ara verdi. Trafik ışıklarının çalışmaması yüzünden onlarca trafik kazası oldu. Eyalette olağanüstü hal ilan edilirken, sistemin tümden çökmesi Kanada’dan elektrik alınarak önlenebildi.

BAŞEKONOMİST JOSEPH STİGLİTZ’İN İTİRAFI:
“IMF’NİN SORUNLARA YAKLAŞIMINI GÖRÜNCE DEHŞETE KAPILDIM”
'IMF'nin küstah olduğunu söyleyecekler. IMF'nin yardım etmesi gereken gelişmekte olan ülkelerin söylediklerine gerçekten kulak vermediklerini söyleyecekler. IMF'nin gizliliğine ve demokratik sorumluluk taşımadığına işaret edecekler. IMF'nin ekonomik reçeteleri işleri iyiye değil, daha kötüye götürdüğünü, ekonomik yavaşlamayı resesyona, resesyonu depresyona dönüştürdüğünü söyleyecekler. Haklılar. Ben, Dünya Bankası'nın başekonomistiydim. Ve IMF'nin sorunlara nasıl yaklaştığını gördüm. Dehşet içinde kaldım.' Joseph Stiglitz, 1997-2000 Dünya Bankası Başkan Yardımcısı (The Insider)


KALICI KADER DEĞİŞMİYOR
Tarihsel bakış açısı bazı gerçekleri çok net ortaya koyuyor; Türkiye, 1946 yılından bugüne IMF-Borçlanma-Sıcak para üçgeninde dönüyor, geçici iyileşmeler görülüyor ama kalıcı kader asla değişmiyor…” Bu noktada çok söz söylemeden, sizi gerçeklerle baş başa bırakalım ve özellikle Ankara Ticaret Odası gibi duyarlı kuruluşlarımız tarafından hazırlanan raporlara şöyle bir göz atalım; Türkiye ekonomisi nereden nereye gelmiş. - 82 yıllık cumhuriyet tarihinin 59 yılında Türkiye bütçesinin açık verdiğini, sadece 23 yılı denk ya da bütçe fazlası ile tamamladığını ortaya koydu. - Rapora göre 1923-2004 yılları arasındaki dönemde bütçe açıklarının toplamı 233 milyar doları, yani 2003 yılının milli gelirine eşit bir rakamı buldu. - Türkiye sadece son 10 yılda 171.3 milyar dolar bütçe açığı verdi, - Türkiye 82 yılın, 66'sında toplam 303 milyar dolarlık dış ticaret açığı verdi. Dış ticaret fazlası verilen yıllar ise 16 yıl ile sınırlı kalırken, toplam Dış ticaret fazlası tutarı 418 milyon dolar olarak gerçekleşti...


YAKINDA BU BORÇLAR BİZİ ÇOK GERECEK
Peki bugünlere yani “sıcak tuzağa” düşme süreci nasıl gerçekleşti? -Türkiye, Atatürk’ün ölümüne kadar geçen 15 yıllık dönemde Türkiye’nin 35 yıldır göremediği dış ticaret fazlasını üst üste 9 yıl yakalamayı başardı. Dışardan toplu iğneye varıncaya kadar ithalat yapılsa da, Türkiye bu dönemde aldığından fazlasını sattı. 1923-1938 yılları arasında Türkiye’nin milli geliri, oran olarak yüzde 104.8, artarken tarım sektörü yüzde 101.3, sanayi sektörü yüzde 148.8 oranında büyüdü. Türk lirası dolar karşısında yüzde 24.6 oranında değer kazandı... - Türkiye Cumhuriyeti 50’li yıllara yaklaşırken devalüasyonla tanıştı. 1946 yılında devlet bütçesi fazla vermesine rağmen devalüasyona gidildi. Bir yıl sonra da 47 milyon dolar katılım payı ödenerek IMF’ye üye olundu. Aynı yıl Türkiye’nin milli geliri 7.5 milyar doları gösteriyordu... - Bu ilk devalüasyondan sonra Türkiye’nin dış ticaret dengesi bozuldu. Bütçe ve dış ticaret sürekli açık vermeye başladı. Hastalığın tohumları da ilk o yıl atıldı. Türkiye bu dönemde ABD’den Marshall yardımı çerçevesinde 1945 yılında 25 milyon dolar, 1948 yılında 38 milyon dolar olmak üzere toplam 63 milyon dolar kredi aldı... - 1958 Devalüasyonundan sonra fiyatlar düşerken ihracat yerinde saydı, ithalat arttı. Dış ticaret açığı büyüdü. 1958 yılında 67.8 milyon dolar olan dış ticaret açığı 1959’da 116.1 milyon dolara, 1960 yılında ise 147.4 milyon dolara yükseldi... - 1978’de 2.3 milyar dolar olan ihracat 1983’te 5.7 milyar dolara çıktı. Anılan yıl dış ticaret açığı 3.6 milyar dolar, bütçe açığı ise 2.5 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bütçe açığının ulaştığı rakam, bir önceki yıla göre yüzde 150 artışı işaret ediyordu. Dış ticaret açığı 1990 yılında 9.3 milyar dolara ulaştı... İstikrar politikaları uygulanırken ortalama 17.4 milyar dolar olan dış borç stoku, 1989 yılında 41.7, 1990 yılında ise 49 milyar dolara çıktı. Daha da kötüsü borçların vade yapısı bozuldu. Kısa vadeli borçlar, toplam borçların yüzde 19’unu buldu. Ticari bankaların döviz açığı büyüdü...


IMF’DEN MUCİZELER BEKLEMEYİ SÜRDÜRMEYİN
Sonuç: Türkiye sadece son 10 yılda 171.3 milyar dolar bütçe açığı verdi, 162.9 milyar dolar dış borç aldı…1964 yılında 964 milyon dolar olan dış borcumuz 2004 yılı sonunda 158 kat artarak 153 milyar doları buldu... Hükümetler, bütçe ve dış ticaret açıklarını kapatmak için ya para basıp enflasyonu körükledi, ya da iç ve dış borçlanmaya giderek Türkiye’yi borç sarmalına soktu... 1991-2003 yılları arasında 207.4 milyar dolar dış borç taksiti ödenmesine rağmen, 1991 yılında 50.5 milyar dolar olan dış borcumuz 2004 yılı sonunda 153 milyar dolara çıktı... Son söz: IMF ve Dünya Bankası’ndan mucizeler bekleyenler ve getirdiği ekonomik-sosyal sonuçlarını görenler, bugün kazandıkları para ya da koltukları için ses çıkarmayanlar yukarıdai tespitlere daha dikkatli baksınlar. Hem de öyle dikkatle baksınlar ki; güzel vatan birkaç çapulcunun eline geçmesin, tarihteki haysiyetli ve şerefli duruşuna tekrar geri dönsün. Zira gerisi laf-ı güzaf!..



IMF'den kredi kullanan ülke sayısı 2007'de altıya kadar düştü. Türkiye'nin tek başına kullandığı kredi tutarı, kalan beş ülkeye verilen kredi toplamının 5,5 katı. IMF'nin verdiği kredilerin yüzde 85'ini Türkiye kullanıyor yani IMF'yi Türkiye ayakta tutuyor.

1945 yılında kurulan Uluslararası Para Fonu'na (IMF) 1947 yılında üye olan Türkiye, 1961 yılında imzaladığı ilk stand-by anlaşmasından bu yana yakasını IMF'den kurtaramıyor. Türkiye IMF'nin 184 üyesi arasında halen bir düzenleme ilişkisi içinde bulunan ülke sayısı 43 iken, IMF'den kredi kullanan ülkelerin sayısı 2007'de 6'ya düştü. Bu ülkeler sırasıyla Türkiye, Irak, Dominik, Peru, Uruguay ve Makedonya. Altı ülkeye kullandırılan toplam kredi ise 11 milyar 874 milyon dolar. Parasal desteğin 10 milyar 59 milyon dolarını sadece Türkiye kullanıyor. Diğer 5 ülkenin kullandığı krediler, Türkiye'nin yanında cep harçlığı bile sayılmayacak kadar düşük.
Türkiye'den sonra en borçlu ikinci ülke olan Irak'ın kullandığı kredi miktarı bunu çok açık gösteriyor. Irak'ın IMF'ye borcu 717,2 milyon dolar. Yani Türkiye, IMF'ye Irak'tan 15 kat daha fazla borçlu durumda. Diğer 4 ülkenin borçları ise sırasıyla şöyle; Dominik 661,3 milyon, Peru 258 milyon, Paraguay 98 milyon ve Makedonya 78,5 milyon dolar.


IMF'yi Türkiye ayakta tutuyor IMF'nin 6 ülkeye sağladığı 11 milyar 874 milyon dolarlık parasal desteğin 10 milyar 59 milyon doları sadece Türkiye'ye ait. Yani IMF'yi Türkiye ayakta tutuyor. Son verilere göre IMF'nin ülkelere kullandırdığı toplam kredinin yüzde 85'ini tek başına Türkiye kullanıyor. Yani IMF'nin Türkiye'den başka para satacağı ülke kalmadı. Ekonomisi Türkiye'den daha kötü olan ülkeler, dünyadaki para bolluğunu çok iyi değerlendirerek IMF'ye borçlarını sıfırlarken, Türkiye bu süreçte diğer ülkelerin aksine daha bağımlı hale geldi. Türkiye olmasa belki IMF'nin varlık nedeni sorgulanmaya başlanacak ve kapısına kilit vurulacak.
Latin Amerika ülkeleri IMF ile bağlarını kopardı

Brezilya, 13 Aralık 2005'te, IMF'ye kalan borçlarının tamamını son ödeme tarihi olan 2007'yi beklemeden ödeyeceğini açıkladı. 22, 23 ve 27 Aralık'ta 15 milyar 460 milyon dolar ödeme yaparak IMF'ye olan borçlarını kapattı. Brezilya, 6 Eylül 2002 ve 12 Aralık 2003 stand-by'larıyla kullanımına sunulan 39 milyar 230 milyon dolardan o tarihe kadar 24 milyar 650 milyon dolarlık kısmını çekmişti.

Brezilya'dan iki gün sonra 15 Aralık 2005'te yaptığı açıklamayla, IMF'ye kalan borçlarının tamamını ödeyeceğini taahhüt eden Arjantin ise bu taahhüdünü 3 ve 4 Ocak 2006 tarihlerinde yaptığı 9.9 milyar dolarlık ödeme ile yerine getirdi. Arjantin, 10 Mart 2000, 24 Ocak 2003 ve 20 Eylül 2003 stand-by'larıyla sağlanan 40.5 milyar dolardan 23.2 milyar dolarlık kısmını kullanmıştı.


Venezuela "ABD uşakları" ile yolunu ayırdı Venezuela ABD'nin uşağı olmakla suçladığı Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası üyeliğinden ayrılacağını 1 Mayıs İşçi Bayramı'nda açıklamıştı. Törenlerde konuşan Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, "Bundan böyle, ne IMF'ye, ne Dünya Bankası'na ne de başka hiç kimseye ihtiyacımız var. Artık Washington'a gitmek zorunda değiliz" demişti. Ayrılma kararını yakın bir zamanda resmi olarak IMF ve Dünya Bankası'na bildireceklerini anlatan Chavez, bu iki kuruluşu Güney Amerika'nın içinde bulunduğu yoksulluktan da sorumlu tutuyor. Chavez öte yandan söz konusu kuruluşların kriz içinde bulunduğunu söylüyor. Chavez, Latin Amerika ülkelerinin aralarında alternatif bir kredi kurumu oluşturmalarını önerdi.

Correa da rest çekti Ekvador da bağımlılık zincirini kopartıp atan ülkelerden. Ekvador başkanı Rafael Correa, önce IMF'ye borçlarını vadesinden önce ödedi. Sonra da, "bu uluslararası bürokrasinin ülkeyi haraca bağlamasına izin vermeyeceğiz" diyerek DB'nin ülkedeki temsilcisi Eduardo Somensatto'yu "istenmeyen kişi" ilan etti.

Diğerleri Son dört yılda IMF'den kurtulan ülkeler ise şunlar: Arjantin, Brezilya, Bolivya, Bulgaristan, Guatemala, Hırvatistan, Kolombiya, Letonya, Litvanya, Romanya, Uruguay, Ürdün ve Ukrayna. Ve tabii ki Angola. Birkaç ay önce yoksul Afrika ülkesi Angola da tüm borçlarını kapatıp, IMF heyetine "ekonomiyi kendi aklımızla yöneteceğiz; sizden öğreneceğimiz birşey yok; güle güle" dedi.

IMF ve Erdoğan
Başbakan Erdoğan: “IMF’ye borcumuz biz geldiğimizde 23,5 milyar dolardı şu anda 7,2 milyar dolara indi. Borcu alan onlardı, biz borç ödedik”
Türkiye’nin borcunu azalttığı dönemde dünyada IMF’ye bağımlı olan ülkeler yani diğer müşterileri ne yapmış, ona bakalım.

Yıl 2002: En borçlu ülke Arjantin. Toplam borcu 25,2 milyar dolar. 2006 Ocak ayında bir kalemde borçlarının tamamını süresi dolmadan ödedi.

Brezilya, 2002 yılında borcu 18,3 milyar dolardı. 2005 Aralık ayında borçlarının tamamını kapattı.

Bulgaristan, Guatemala, Hırvatistan, Letonya, Litvanya, Romanya ve Uruguay; 2002’de IMF’ye borcu olan ancak şu anda borçsuz olan ülkeler.
2004 yılında IMF’den kurtulan ülkeler ise; Bolivya, Kolombiya, Ürdün ve Ukrayna.
Angola, Venezuela, Ekvador da IMF’nin müşterisi değil artık.

Bu dönemde IMF’den kurtulamayan ülkeler ise; Türkiye (IMF’ye 7,2 milyar dolar ile dünyanın en borçlu ülkesi) Dominik 661 milyon dolar, Irak 717 milyon dolar, Makedonya 78 milyon dolar, Paraguay 98 milyon dolar ve Peru 259 milyon dolar. Türkiye dışındaki 5 ülkenin verileri ise Nisan 2007 tarihine ait. Aradan geçen bu süre içinde muhtemelen bu ülkeler de borçlarını kapatmışlardır.
 

Ortaya çıkan tablo; dünyada adını sanını dahi bile duymadığımız ülkeler 2002–2007 yılları arasında borçlarını azaltmak bir tarafa IMF müşterisi olmaktan kurtulmuş biz ise hala IMF olmadan ayakta duracak cesareti gösteremiyoruz.
 

Erdoğan’da bunu itiraf ediyor: “IMF’nin akredite ettiği ülkelere dünyada daha güvenle bakılır” Bu, ekonominin IMF’nin gözetim ve denetimiyle ayakta tutulduğunun da bir itirafıdır. Yoksa Türkiye’nin işgal altındaki Irak ile haritada yerini daha bilmediğimiz Dominik Cumhuriyeti ile aynı kategoride yer alması ‘akredite’ gerekçesinin dışında nasıl savunulabilir.
Gazeteci Yazar:Sadettin İnan

Al sana istikrar! 4 milyon kişi işsiz. 24 milyon kişi yoksul. 40 milyon kişi borçlu. Netice?
Haftada... 2 milyon kişi piyango bileti alıyor. 3 milyon kişi İddaa... 6 milyon kişi loto oynuyor. Yılda... 390 gün at yarışı var! Evet, 365 değil, 390.
Çünkü, dıgıdıktan baht arayanlara yıl yetmiyor, bazı günler iki seans koşuluyor...
Sevr haritası skandalında hala ses çıkmıyor.

İMF’SİZ HÜKÜMET OLMAZ MI?
Diyeceksiniz ki İMF’ye boynunu kaptırmadan ülke ekonomisini yürütecek kimse yok mudur? Bu söz, işçinin, memurun, çiftçinin, emekli ve dulların eline daha fazla para geçmesi ihtimali yok mudur, demektir.

Evet, vardır. 1996-97 yıllarında 1 yıl kadar hükümette kalan Refah-yol hükümeti İMF’siz bir ekonomi yürütmüştür. O dönemde işçinin, memurun, emeklinin, çiftçinin eline geçen zam yüzde kaçtı? Hatırlıyor muyuz? 100 alan bir memur 250 almaya başladı. 100 alan bir işci 300 almaya başladı. Toplu sözleşme yapmak için hükümetin karşına geçen işçi sendikası yetkilileri, eski dönemlerde olduğu gibi “biz yüzde 20-25 bir zam isteyelim. Hükümetle pazarlık yaparız. Yüzde 12-15’e de razı oluruz” tavrıyla oturdukları sandalyelerinde, hükümet yetkilisi Sayın Sacit Günbey’in bir anda yüzde 50 zam vermesi karşısında “küçük dillerini yutmuşlar” kendilerini rüyada zannetmişlerdir.
 
Bugün işçi, memur, emekli, çiftçi kiminle karşılaşırsanız karşılaşın, o günleri takdirle anıyor ve “biz hala o günün zammıyla ayakta duruyoruz” demektedirler.

O günkü Refah-yol hükümetinde hâkim olan zihniyet “milli görüş” zihniyetiydi. Kendini halkının hizmetkârı olarak görüyordu. Başbakan Sayın Erbakan’ın açıklamalarında, “Biz gardiyan devlet değil, garson devlet yapısını kuracağız” dediğini ümit ederim unutmamışsınızdır. İkinci özelliği de İMF heyetleri Ankara gelip-gittikleri halde onlara randevu bile vermemiştir. Onların hükümetin icraatlarına karışmaklarına da, ekonomimize el uzatmalarına da kesinlikle müsaade edilmemiştir.

gelenkutum / haberdem.com
.117
 

 

Bu haber toplam 3627 defa okunmuştur
Diğer Başlıklar

Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Nevzat LALELİ
Mehmet Ali ÖZTÜRK
ozturk158@hotmail.com
Tüm Yazarlar
    Anket
    Son 15 yılın hükümetleri göz önüne alınsa olası yeni bir ekonomik krizden hangi çözümle çıkılabilir?
    Ak Parti bu işin üstesinden gelebilir
    Ak Parti Ekonominin başına K.Derviş'i Getirmeli
    Milli Görüşle (SP) çözülebilir
    Bu Ekonomi düzelmez
    Fikrim yok
    » Piyasalar
$ USD
1.4220
€ Euro
1.9340
IMKB
28.911
Altın
39.77
    ISTANBUL 08.10.2008
İmsak
-
5:35
Güneş
-
7:01
Öğle
-
12:59
İkindi
-
16:08
Akşam
-
18:44
Yatsı
-
20:03
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008