SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
Türkiyede darbelerin mantığı
23 Temmuz 2008 Çarşamba 17:22
Bugünkü genç nesil, darbelere neden olan dönemleri de yaşamadı, o günkü hukuk ve demokrasi anlayışını da bilmiyor. Böyle olunca günümüz anlayışından geri bakılarak yapılan yorumlar yanlış olmasa bile
 


 
Bugün son 40 yılda yaşadığımız askeri darbelerin mantığı üzerinde durmak istiyorum. Çünkü bu konu ciddi biçimde ortaya konmalı. Bugünkü genç nesil, darbelere neden olan dönemleri de yaşamadı, o günkü hukuk ve demokrasi anlayışını da bilmiyor. Böyle olunca günümüz anlayışından geri bakılarak yapılan yorumlar yanlış olmasa bile hatalı adımlar attırabiliyor.

“Darbeler ülkesi Türkiye” cümlesiyle işi aşağılama ve alay boyutuna indirmeden, darbelerin yapıldığı dönemlerde dünyanın durumuna mutlaka bakmamız gerekir. Bu dönemler dünyanın iki kutuplu olduğu yılları kapsıyor. Biz o sırada NATO şemsiyesi altında ve Amerika’nın güçlü bir biçimde başını çektiği siyaseten “özgür” ekonomik olarak “kapitalist” dünyanın içindeyiz. Ve bizim gibi ülkeler için o tarihlerdeki en büyük tehlike (!) “komünizm.”

NATO ittifakı

NATO ittifakının esenliği açısından Sovyetler Birliği’nin adeta kucağına doğru girmiş coğrafi konumdaki Türkiye’nin çok sağlam durması gerekiyor. Bunun yanı sıra nüfusu hızla artan ve o yıllarda da Avrupa’nın en büyük nüfuslu ülkesi olan Türkiye sistemin mutlaka içinde tutulmalı.

Yani darbelerin mutlaka ve mutlaka dış nedenleri ve destekleri var.

Şimdi gelelim başka önemli bir gerçeğe: Türk Silahlı Kuvvetleri 60’ta da, 71’de de, 80’de de “Bu ülkeyi artık ben yöneteyim” iddia ve hırsıyla yönetime el koymadı. Zaten sonuçlarına bakalım: 60’da darbe, 63’te seçim ve sivil yönetim. 73’te müdahale, Meclis açık, seçim zamanında ve sivil yönetim. 80’de darbe, 83’te seçim ve sivil yönetim.

Darbelerin süresi

Bu, askeri müdahale mantığı ile hiç uyuşmaz. Komşumuz Yunanistan’da 1967’de darbe oldu, 74’te hâlâ devam ediyordu. Türk askeri Kıbrıs’a çıkmasa belki daha da devam edecekti. Askeri diktatörlük İspanya’da 40, Portekiz’de 45 yıl hüküm sürdü.

Fransa De Gaulle rejimini, İtalya ve Almanya faşizmin etkisini ancak üzerlerinden atıyor. Diğer pek çok ülkede ise demokrasiye rağmen hanedanlar da söz sahibi.

Böyle bir ortamda Türkiye’de kimse diktatörlük düşünmediği gibi başta asker olmak üzere herkes demokrasiyi yaşatmaya çalışıyor.

Tabii çelişki gibi görünen şu: Asker hem darbe yapıyor hem de demokrasiyi kurmaya çalışıyor. Aynen öyle, ama başta da değim gibi asker hiçbir zaman “ben yöneteyim” hırsı içinde olmadı. Üç dönemde de siyasetçiler, hatta ülke yönetiminde olanlar bile, işin içinden çıkamadıkları için askeri davet ettiler.

Her üç darbede de halkın desteği de vardı. İş dünyası bu darbeleri davul zurna ile karşıladı.

Darbe ve hemen seçim
 
Çünkü asıl yapılan yönetimin askerlere geçmesi değil, dış baskılarla Türkiye’ye biçilen elbisenin giydirilmesi için kısa bir süreliğine demokrasiye ara verilmesiydi. Örneğin Demirel çok cesurca aldığı 24 Ocak kararlarını o günkü demokratik yapıyla işletemeyeceğini biliyordu. Asker çağrıldı, 24 Ocak kararları eksiksiz ve sorunsuz uygulandı.
 
1960’ta Türkiye’nin filizlenmeye başlayan globalleşecek kapitalist sistemin tam içinde olması isteniyordu. O günkü iktidar bir tür iktidar zehirlenmesi ile bu yeteneği kaybetmişti. Normal koşullarda Türkiye’nin tekrar rayına oturtulması çok zaman alacaktı. Asker davet edildi, sistem rayına oturtuldu ve o günün koşullarına uygun anayasa ile de durum pekiştirildi
 
YARIN sizlere askerin siyaset üzerindeki gücünden ve AKP’nin fark ettiği bir gerçekten söz edeceğim.

*****
 
Altına imzamı atarım
 
AKP’ci kimi yazarlar kapama davası açıldığından bu yana “demokrasi ve hukuk” kavramlarını ağızlarından düşürmüyorlar. Hele Ergenekon adı verilen olayla birlikte Türkiye’nin bir darbeler ülkesi olmaktan kurtarılması, demokrasi, hukuk ve insan haklarının sonuna kadar uygulanması için gerçekten göz yaşartıcı bir çaba harcıyorlar.

Tabii bu demokrasi, hukuk, insan hakları kavramlarını da Ergenekon’un çözülmesi ve AKP’nin kapatılmamasına bağlıyorlar. AKP’den kurtulmanın “darbe ile olamayacağı anlaşıldığı” için de bunun bir “hukuk darbesi” ile yapılmak istendiğini ileri sürüyorlar.

Bu yazarların Türkiye’nin daha demokratik, hukuk ilkelerine bağlı, kişi hak ve özgürlüklerini sonuna kadar savunan ülke olması yolundaki tüm taleplerin altına imzamı atarım.

Ama fark şurada: tüm bunları isterken AKP’nin Türkiye’yi bir İslam devleti haline getirmek istemediğini, demokrasiye ve hukuka gerçekten inandığını da kanıtlamaları gerek.

Demokrasiyi ve hukuku savunurken, demokrasi ve hukukla hiç ilgisi olmayan bir partiyi kurtarmaya çalışmak bana hiç samimi gelmiyor.

*****
 
Teröre boyun eğme dönemi mi?

Aynı gün iki mutlu haberi paylaştık. Birincisi Ağrı Dağı’nda kaçırılan üç Alman’ın, diğeri de Afganistan’da kaçırılan iki Türk mühendisin özgürlüklerine kavuşmalarıydı. Ancak iki olayda da kafalarda soru işareti kaldı. Acaba özgürlüklerin bedeli mi ödenmişti? Söylentilere göre Alman hükümeti PKK’ya fidye ödedi. Yine aynı şekilde Afganistan’da kaçırılan Türk mühendisler için de aileler para verdi.

Eğer iki iddia da gerçekse, terörde yeni bir aşamaya gelmiş oluyoruz. Elbette kaçırılanların yakınları için ister fidye ödensin ister operasyon yapılsın, ister kendileri kaçmayı başarsınlar, önemli olan canlarının kurtulmasıdır.

Ama olaya devletler açısından baktığımızda durum farklılaşıyor. Devletler teröre böyle boyun eğmeye başlarsa bu işin önünü almak mümkün olmaz.

Bunun dışında Ağrı Dağı Türkiye sınırları içinde. Kaçırılan Almanların Ermenistan’a geçirildiği ileri sürülmüştü. Ancak sonuçta 3 Alman, Ağrı Dağı’nda serbest bırakıldı. Demek ki PKK teröristleri hep dağda kalmış.

Peki nasıl oldu da daha önce yerleri saptanamadı? Haydi Almanlar’ın güvenliği için sadece çevre sarıldı diyelim, rehineler kurtulduktan sonra teröristler nereye uçup gitti?

Kimse “Doğa şartları” diyemez. Herkesi canının istediği an izleyen ve dinleyen devlet, sarıldığında çıkışı olmayan bir dağdaki teröristi yakalamaktan aciz mi yani?


*****
Kısa kısa tebessüm
Yıldırım Tuna’nın gönderdiği kısa fıkralardan üçü:
Karım evde beni seksi bir gecelikle karşıladı, elindeki iki kısa ipi bana uzattı, “Al..” dedi, “Beni yatağa bağla ve ne istersen onu yap.” İnanamadım. Onu güzelce yatağa bağladım ve balığa gittim.
***
Adamın biri eczaneye girip “Afedersiniz” demiş, “Sizde Asetilsalisilik asit var mi?” Eczacı “Aspirin mi demek istiyorsunuz?” deyince adam cevaplamış: “Ah, evet.. O kelimeyi bir türlü aklımda tutamıyorum!”
***
Diplomat beğenmediği yemek davetini anlatıyor: “Eğer sunulan çorba şarap kadar sıcak şarap, önüme konan tavuk kadar yıllanmış tavuk, servis yapan güzel hizmetçi kadar taze olsaydı inan çok daha harika olurdu..”
*****
İnsanların çoğunda adalet sevgisi, adaletsizlik korkusu yüzünden vardır.
 
 
 
vatan
 
108
 
Bu haber toplam 1208 defa okunmuştur
Diğer Başlıklar

Nevzat LALELİ
Mehmet Ali ÖZTÜRK
ozturk158@hotmail.com
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Tüm Yazarlar
    Anket
    Son 15 yılın hükümetleri göz önüne alınsa olası yeni bir ekonomik krizden hangi çözümle çıkılabilir?
    Ak Parti bu işin üstesinden gelebilir
    Ak Parti Ekonominin başına K.Derviş'i Getirmeli
    Milli Görüşle (SP) çözülebilir
    Bu Ekonomi düzelmez
    Fikrim yok
    » Piyasalar
$ USD
1.3780
€ Euro
1.8780
IMKB
30.536
Altın
37.05
    ISTANBUL 14.10.2008
İmsak
-
5:41
Güneş
-
7:08
Öğle
-
12:57
İkindi
-
16:01
Akşam
-
18:35
Yatsı
-
19:54
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008