|
|
|
Uluslararası Ceza Mahkemesinin, Sudan Devlet Başkanı Ömer el Beşir hakkında tutuklama kararını çıkartması Afrika'da diken üstündeki barışı baltalayacak.
İngiltere, Fransa ve ABD'nin isteği üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Darfur'da yaşanan olayları soruşturmak üzere Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Arjantin asıllı başsavcısı Luis Morena-Ocompa'yı görevlendirmişti. Üç yıllık bir incelemeden sonra başsavcı Ocompa, Darfur'da gerçekleşen cinayet, tecavüz, soykırım suçlarının baş sorumlusunun bizzat Sudan Devlet Başkanı Ömer el Beşir olduğunu iddia ederek, devlet başkanı hakkında tutuklama kararı çıkartılması talebinde bulundu. Eğer mahkemenin ön inceleme kurulu bu talebi uygun görürse, ilk defa görevdeki bir devlet başkanı soykırım, savaş ve insanlığa karşı işlenen suçlardan sorumlu tutularak yargılanabilecek ve bu yargılama kararı da uluslar arası hukuk açısından bir ilk olacak. Daha önce Liberya Devlet Başkanı Charles Taylor ve Sırbistan Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç uluslararası mahkemeler tarafından yargılanmıştı; fakat yargılandıklarında devlet başkanlığı görevlerinde bulunmuyorlardı. 1998'de 106 ülkenin katılımıyla, Roma Statüsü'ne göre oluşturulan Uluslararası Ceza Mahkemesi, 2001'den sonra işlenen savaş suçlarına, insanlığa karşı işlenen suçlara ve soykırım suçlarına bakıyor. Mahkeme kararları evrensel anlamda bütün dünya ülkelerini bağlamasa bile Birleşmiş Milletler açısından nihai kararlardır. Sudan, mahkemeyi tanıyan ülkelerden biri değil; yalnız davanın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin isteği üzerine açılması, davaya uluslar arası bir nitelik kazandırıyor ve taraf olmayan ülkeleri de bağlayıcı kılıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi, Ömer el Beşir'i aşağıdaki suçları işlemekten sorumlu tutuyor: — 35.000 sivil insanın ölümüne neden olmak, 300.000 kişinin de dolaylı bir şekilde ölmesinden sorumlu olmak — 2.500.000 insanın yerlerini değiştirilmesini sağlamak — Toplu tecavüzlere, işkencelere göz yummak — Darfur'da yaşayan Fur, Masalit ve Zaghava topluluklarına soykırım uygulamak — Sivil halkın köleleştirilmesini sağlamak, Ömer el Beşir hakkında mahkemenin savcısı tarafından yapılan bu suçlamalar, bir devlet başkanı için ağır ithamlardır. Nazilere bile yöneltilmeyen bu suçlamaların Afrika'nın yüz ölçümü bakımından en büyük ülkesinin liderine yapılması dünya kamuoyu nezdinde bazı şüpheleri haklı çıkarmaktadır. Neden bu tutuklama talebi, Birleşmiş milletler Güvenlik Konseyi'nin Zimbabwe için aldığı yaptırım kararlarının Çin ve Rusya tarafından veto edilmesinden birkaç gün sonra gerçekleşmiştir? Acaba Amerika ve İngiltere, Çin ve Rusya'ya karşı misillememi yapmıştır? Sudan'da yatırımların büyük bir bölümü Çinli şirketler tarafından yapılmaktadır. Sudan petrolünün yüzde yetmiş beşinin alıcısı Çin olup, ABD ve İngiltere petrolden pay alamamaktadır. 2006'dan sonra Rusya'da, Sudan ekonomisinde söz sahibi ülkelerden biri olmuştur. Savcının tutuklama talebi bu devletler arasında yaşanan ekonomik rekabetin mi sonucu? Sudan yönetimi yirmi iki yıldan beri Güney Sudan'ın bağımsızlığı için savaşan isyancılarla 2005'de Kapsamlı Barış Antlaşması'nı imzalayarak iç savaşı sona erdirmişti. Fakat Darfur sorununun çıkması ile ülkede barış ortamı gerçekleşmemiş, ABD gibi devletlerin müdahalesi sonucu içinden çıkılmaz bir hal almıştı. Nisan 2008'de sorunun çözümü için olumlu adımlar atılsa da Darfur'da ki isyancı hareketlerden Eşitlik ve Adalet Hareketinin Mayıs ayı içerisinde ülkenin en önemli şehirlerinden Omdurman'a saldırılar düzenlemesi Darfur'da yaşanan olayların şiddetlenmesine yol açınca hükümet bölgede tedbirlerini sertleştirmişti. Darfur'da yaşanan olaylardan 2004 Birleşmiş Milletler Raporuna göre Eşitlik ve Özgürlük Hareketi de sorumlu tutulurken, savcının iddianamesinde bu isyancı hareketle ilgili tek kelimeye rastlanmaması dikkat çekicidir. Yine Darfur sorunun baş aktörlerinden güneyin bağımsızlığı için mücadele veren Sudan Halkının Özgürlük Hareketi'nin silahlı kanadı; Sudan Özgürlük Hareketi liderlerinden Abdel Vahid Nur'un tutuklama talebinin bulunulduğu 14 Temmuz'da ABD'nin başkenti Washington'da üst düzey Amerikalı yetkililerle görüşmesi bir tesadüf mü? 1989'da gerçekleşen askeri darbeden sonra yönetime geren Ömer el Beşir 1999'a kadar ülkeyi İslam dünyasının yakından tanıdığı Hasan Turabi ile birlikte yönetti. Fakat ikilinin yolları iktidar mücadelesi nedeniyle ayrıldı. Hasan Turabi birkaç kez tutuklanarak ceza evinde ve gözetim altında tutuldu. Bu yılın başlarında Turabi, El Hayat gazetesine yaptığı açıklamada siyaseti bırakacağını, kalan ömrünü bilim ve sanat faaliyetleri ile uğraşmakla geçireceğini söyledi. Bu açıklamadan sonra Ömer el Beşir'in ülkenin en güçlü muhalefeti Popüler Kongre Partisi'ne daha ılımlı yaklaşarak bu partinin hapishanede bulunan üyeleri için kısmi af çıkarttı. Beşir, aynı zamanda diğer muhalefet partileri Osman Mirgani başkanlığındaki Demokratik Birlik Partisi ve Sadık el Mehdi liderliğindeki Ümmet Partisi ile uzlaşma aradı. Haziran ayının sonlarında muhalefet partileri ile yönetim bir akşam yemeğinde bir araya gelerek 2009'da yapılacak seçimlerin adil ve özgürlükçü yapılması için anlaşmaya vardı. 14 Temmuz'da Sudan Meclisi, savcının tutuklama kararını açıklamasından birkaç saat önce 2009'da yapılacak genel seçimler nedeniyle yeni kanun değişiklikleri yapmıştı. Bu kanun değişikliklerine göre 2009'da serbest ve adil bir seçim gerçekleştirilmesi için seçimler uluslararası gözlemciler tarafından denetlenecek, Meclisin dörtte biri kadınlardan oluşacak, Darfur, Güney Sudan ve Beja bölgesinde halk kendi genel valilerini seçebilecek, Seçimler iki tur halinde yapılacak ve partiler birbirleri ile ittifak kurabilecek. İlk defa muhalefetle yönetimin ortak bir zeminde buluştuğu, ülkede istikrarın gerçekleşmesi için adımların atıldığı bir dönemde bu tutuklama talebinin anlamı nedir? Tutuklama talebi doğrudan Sudan yönetimine karşı yapılmıştır. Artık Batı, Sudan yönetimini uluslararası arenada meşru görmemektedir. Sudan yönetimine karşı yeni bir iktidar arayışının peşindedir. Fakat bu iktidar alternatifi Demokratik Partisi lideri Osman Mirgani'nin sandığı gibi kendileri ya da Ümmet Partisi olmayacak, bölgede Batının menfaatlerini savunan laik ve liberal bir yönetim olacaktır. Bu talebi karşılayacak isimde Sudan Özgürlük Hareketi'nin lideri Abdel Vahid Nur'dur. ABD'nin 2003'e kadar Sudan politikası, Güney Sudan'ın bağımsızlığının sağlanmasına yönelikti. Darfur sorunun patlak vermesi ile bu bölgenin de Sudan'dan koparılması amaçlanmıştır. Fakat Darfur'da yönetime karşı gelebilecek alternatif bir iktidar yapısı yoktu. Şimdi ise bölgede Amerikan yanlısı iktidar alternatifleri mevcut gözükmektedir. Sudan Özgürlük Hareketi ile Eşitlik ve Adalet Hareketi'ni destekleyenler Darfur'un yerli halkları Fur, Zaghawa ve Masalit topluluklarıdır. Bu halkların Arap menşeli Hartum yönetimine sıcak bakmadıkları, Laik ve batı yanlısı bir iktidarı desteklemeye meyilli oldukları bilinmektedir. Bu nedenle, bu tutuklama kararı başta ABD ve İngiltere olmak üzere batılı devletlerin Sudan'ın parçalama siyasetinden vazgeçtiklerini, Sudan yönetimini değiştirerek yeni bir Irak yaratma peşinde olduklarını göstermiştir. Çünkü parçalanma, Hartum merkezli Sudan'ı daha güçlü duruma getirecektir. Rusya'dan ayrılan devletler nasıl Rusya için bir yük olmaktan kurtulmuşsa, Sudan yönetimi de üzerindeki yükleri boşaltarak geleceğe daha sağlam adımlarla yürüyecektir. Güney Sudan'ın Nuba bölgesi dışında Sudan'da yaşayan topluluklar Müslüman'dır. Bu topluluklar arasında sosyal ve kültürel bağlar Turabi'nin iktidarda etkili olduğu dönemlerde kuvvetlendirilmiş, dini kimlik başat etken olarak benimsenmiştir. 1997'de PEW Enstitüsü'nün yaptığı bir ankette Beja'da yaşayan kabileler, kendilerinin önce Müslüman olduklarını, Arap veya Afrikalı olmanın kendileri için ikinci derecede önemli olduğunu ifade etmişlerdir.(Beja bölgesinde On iki farklı kabile yaşamakta, bunlardan yalnız üçü Arap kökenli kabilelerdir) Hartum'da ki yönetimi ele geçirmek, bütün Sudan'da söz sahibi olmak demektir. Petrol, doğalgaz, pamuk ve arapsakızı gibi ülkenin ekonomisinde etkili sanayi mamullerinin üretildiği ve işlendiği yer Hartum gibi kuzey şehirleridir. Afrika'nın stratejik bakımdan en önemli merkezi, başkent Hartum'dur. Başkentteki yönetim değiştirilirse; Sudan'ın parçalanması, ayrı devletlere bölünmesi de kolaylaşacaktır. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Beşir hakkındaki tutuklama talebi, Darfur'da ki çatışmaları sona erdirmeyecek aksine isyancıların daha kontrol edilemez duruma gelmeleri ile şiddet artacak, yeni bir soykırım başlatılmış olacaktır. "İstikrarsız bir Sudan, Beşir'in yönetimindeki Sudan'dan daha iyidir" anlayışı(İsyancı liderlerden helikopter kazasında ölen John Garang'ın sözü) yeni felaketlerin yaşanmasını sağlayacaktır. Çünkü son zamanlarda Sudan'da şiddetin yaygınlaştığı bölgeler, devlet otoritesinin sağlanamadığı yerlerdir. Bir daha bölgede adalet, özgürlük, demokrasi, istikrar kelimeleri yan yana bulunamayacak, yalnız ya Sudan kaybetmeyecek bütün Afrika'nın istikrarı tehdit altına girecektir. Peki, Sudan ne yapmalı? Bu sorunun cevabını vermek şimdilik kolay gözükmese de öncelikle Sudan'ın, dünyanın siyasi aktörlerinin kullandığı silahları tanıması gereklidir. Artık Sudan gibi ülkelere; sadece siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda mücadele verilmiyor, hukuk bağlamında da eşitlik ve adaletin esas alınmadığı bir savaş yürütülüyor. Sivil toplum örgütlerinin bölgedeki rolleri giderek artmaktadır. Darfur bölgesinde faaliyet gösteren on bir yardım ve izleme örgütünden yalnız ikisi İslam ülkelerine mensup Oysa ki,. Uluslararası Ceza Mahkemesinin verdiği kararları etkileyen en önemli unsurlardan biri NGO'ların raporları ve beyanlarıdır. Sudan yönetimi artık bu gerçeği görmeli ve sivil toplum örgütleriyle ortak çalışmalar yapmalıdır. Sudan yönetiminin mahkemeyi tanımıyorum gibi bir yaklaşımı, sorunun çözülmesine katkı sağlamaz ve sudan'ı uluslararası diplomaside yalnızlığa iter. Beşir sorunu çözmek istiyorsa, önce hukuk ve diplomasi dilini ustaca kullanmasını bilmelidir. Afrika ülkelerini ve Arap birliği ülkelerini sorunun çözümünde samimi olduğu noktasında ikna edebilmeli ve onların desteğini mutlaka alarak hukuk yoluyla mücadelesini vermelidir. Tanzanya, Kenya, Orta Afrika Cumhuriyeti, Yemen ve Güney Afrika Cumhuriyeti gibi devletler ilk açıklamalarında Sudan yönetimine karşı bu tutuklama kararının, Darfur bölgesinin istikrarını etkileyeceğini ülkenin yeni bir iç savaşa sürükleyeceğini ifade etmişlerdir. Afrika ve Arap ülkelerinin desteğinin alınabilmesi Sudan yönetimini, siyasi açıdan rahatlatacaktır. Sonra, Zimbabwe devlet başkanı Mugabe'nin Çin ve Rusya kartını akıllıca kullandığı gibi Pekin ve Moskova'nın desteklerini alarak yalnız olmadığını batılı devletlere kanıtlamalı ve ince bir diplomatik dil kullanarak soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçları işlemediğini kanıtlayabilmelidir. Uluslararası Mahkeme'nin bu kararı, birleşmiş milletler nezdinde Sudan yönetimini taraf olmaktan çıkarmıştır. Birleşmiş Milletler Güvenlik konseyi Ömer el Beşir yönetimini göz ardı ederek Darfur'da faaliyet gösteren isyancı hareketlerle doğrudan temas sağlama hakkını kendinde görmüştür. Birleşmiş Milletlerin bu yaklaşımı 2005'te Hartum yönetimi ile isyancı hareketler arasında imzalanan Darfur Antlaşmasının da tanınmayacağının bir göstergesidir. Diplomasi açısından bu tutuklama kararı barışa değil yeni felaketlerin yaşanmasına yolunu açmaktadır. Arap Birliği ülkeleri ve İslam dünyası Sudan konusundaki sessizliğini bir tarafa bırakmalıdır. Yüzde yetmiş beşi Müslüman bir ülkenin geleceğini Batılı ülkelere teslim etmemeli, dini, tarihi, kültürel bağları bulunan bu ülkenin yalnızlığa terk edilmesine seyirci kalmamalıdır. Sudan yönetimi, bu tutuklama krizini ülke için bir fırsata dönüştürerek muhalefetle acilen uzlaşma arayışına girmeli, sorunun sadece iktidar değil "Sudan" olduğunu izah etmelidir. Muhalefet yöneticilerin son açıklaması, uzlaşma çağrısına açık olduklarının işaretini vermiştir. Sudan güneyi kuzeyi, batısı doğusu, Arap'ı Afrikalısı ile tek vücut olmak ve birlikte hareket etmek zorundadır. Eğer Sudan yönetimi, muhalefeti ve halkı, bu krizi bir fırsata dönüştüremezse, yakın gelecekte Afrika'nın en büyük ülkesi olan Sudan, Afrika'nın en küçük ülkesi olacaktır. dünyabülteni
108 |



