|
|
|
Hasan Ünal\Milli Gazete
İki gün önce 20 Temmuz idi. Yani 1974 yılında Türkiye’nin Kıbrıs’ta gerçekleştirdiği ‘Mutlu Barış Harekatı’nın 34. yıldönümüydü. Bu seneki 20 Temmuz KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Rum lider Hristofyas ile tek devlet, tek egemenlik, tek vatandaşlık, tek temsiliyet ve garanti sisteminin devre dışı bırakılacağı bir çözüm (!) anlaşması konusunda ilke mutabakatına vardıkları 1 Temmuz tarihinden sadece on dokuz gün sonraydı.
Başbakan Erdoğan, dokuz bakanla birlikte katıldığı 20 Temmuz törenlerinde Ada’daki gerçeklerden bahsetti. İki devlet ve iki halk (herhalde iki ayrı millet demek istiyor) temelinde ve bu iki halk ile iki devletin kurucu ve eşit ortaklar olarak yer alacağı bir çözümden başkasının kabul edilemeyeceğini anlattı. Aynı törende konuşan Talat da benzeri çözüm parametrelerinden bahisler sundu. Eğer Başbakan Erdoğan’ın görüşleri bunlarsa, hemen hemen hiç kimsenin itirazı olmaz. Belki AB içerisindeki bir çözümün her halükarda Türkiye ve Kıbrıs Türk toplumunun hak ve menfaatlerini koruyamayacağı söylenebilir. Türkiye’nin üye olmadığı bir AB çerçevesinde gerçekleşecek çözümle garanti sisteminin etkili bir şekilde kullanılamayacağı ifade edilebilir ki, bunlar, bir Kıbrıs çözümü konusunda hayati önemi haiz hususlardır. Ancak şu anda konuştuklarımız bunların çok ama çook ötesinde meseleler. Biz aslında Talat’ın Hristofyas ile el altından kotardığı ve AKP hükümetinin de açıktan destek verdiği bir teslim anlaşmasından bahsediyoruz. Örneğin 20 Temmuz günü iki devletten ve bunların kurucu-eşit statüde yer alacakları bir çözümü bizlere anlatan Talat 1 Temmuz günü tek devlet, tek egemenlik, tek vatandaşlık, tek dış temsiliyet ve garanti sistemini sonlandıran bir temelde anlaştıklarını açıklamamış mıydı? Israrla tek devlet, tek egemenlik ve tek vatandaşlık demiyor muydu? Aynı günlerde Ada’da ortaya çıkan ABD Dışişlerinin ikinci adamı Daniel Fried tek devlet ve tek millet temelinde Kıbrıslıca bir çözümden fena halde memnun olduklarını ifade etmemiş miydi? O halde Başbakan Erdoğan Türk kamuoyuna neler anlatmaya çalışıyor? Konuşmasında Talat’ın 25 Temmuz tarihinde Hristofyas ile başlayacağı kapsamlı müzakerelere epeyce bel bağladığı anlaşılan Başbakan Erdoğan, bu görüşmelerin, tek devlet, tek egemenlik, tek vatandaşlık ve tek dış temsiliyet temelinde yapılacağını bilmiyor olamaz. Olmamalı. Tek devlet, tek egemenlik, tek vatandaşlık ve tek dış temsiliyet temelinde varılacak en iyi uzlaşmanın Ada’daki Türk halkını sıradan bir azınlık haline getirebileceğini; böyle bir çözümün garanti sistemini ortadan kaldıracağını; zaten AB çerçevesinde varılacak her uzlaşmanın garanti sisteminin sonunu getireceğini bilmiyor olabilir mi? Olamaz. Olmamalı... Emekli Büyükelçi ve akil insan Şükrü Elekdağ’ın haftalardır ‘Kıbrıs elden gidiyor’ uyarıları ortada. Sayın Elekdağ’ın sadece CHP milletvekili olduğu için ve polemik yaratmak amacıyla böyle açıklamalar yapmayacağını; Türkiye’nin milli menfaatleri konusunda particilik kaygılarından uzak ve milli bir mantıkla değerlendirmelerde bulunduğunu bilmiyor olabilir mi? Olamaz. Olmamalı... O halde ne oluyor? Öyle anlaşılıyor ki, AKP, Kıbrıs konusunda her zaman oynadığı tiyatroya yeniden dönmüş durumda. Kamuoyuna milli makyajlı mesajlar verip, Kıbrıs’ın teslim anlaşmasını, bu işe fena halde teşne olan Talat’a imzalattırmak. Sonra da kamuoyuna dönüp, ‘efendim Kıbrıslılar bu konuyu hepimizden iyi biliyor. Kendi çıkarlarını en iyi şekilde koruduğunu düşündükleri bir anlaşma yapmışlar. Biz ne diyelim?’ Masalına sarılmak. Bu arada mıhafazakar-dindar toplum kesimlerine de Kıbrıs Türklerinin aslında yeterince Müslüman olmadıklarını; Rumları çok sevdiklerini anlatacaklar. Kıbrıs Türkleri arasında da ‘Türkiye kendi çıkarları uğruna bizi sattı’ duygusunu oluşturacaklar. Bu, çok tehlikeli bir oyun. Ayrıca KKTC’nin uluslararası alanda tanınması için bir çok fırsatın bilerek ve istenilerek kullanılmaması da büyük bir vebaldir. İnşaallah telafisi mümkün olmayan kayıpların başlangıcında değilizdir. 108 |



