|
|
|
Arda Zentürk/Star
Sarkozy’nin davetiyle geçtiğimiz günlerde biliyorsunuz Paris’teydik. Fransa, bölgeye olan yakınlığı nedeniyle bizim, Suriye-İsrail ve Suriye-Lübnan arasında sürdürdüğümüz yoğun diplomasiyi yakından takip ediyor. Bu arada Le Monde’un editörü başta pek çok Fransız meslektaşınız ile görüşmelerimiz oldu. Sürdürdüğümüz diplomasi ile ilgili takdir duygularını da ifade ettiler, sonra birden, ‘çok iyi izlememize rağmen, Türk hükümetinin Ortadoğu’daki başarılı çalışmalarına Türk medyasında rastlıyamıyoruz, bir tek manşet bile göremiyoruz, neden’ dediler. Ne diyelim. Türk medyasının çifte standartlarını onlarla konuşacak halimiz yok, sustuk...’
Telefondaki ‘uzman dost’un sesi biraz kırgın... Bir hayli de yorgun... Türkiye’nin, Suriye-İsrail arasında sürdürdüğü Ortadoğu barış atağını, Amerika-İran arasında köprü olarak taçlandırması tabii ki kolay bir iş değil... ‘Son dönemde peşpeşe yaşanılanlar, esasen, Türkiye’nin bölgesel ötesi, küresel bir güç olduğunu en iyi şekilde gösteren gelişmeler. Bu gelişmeleri en erken siz fark edip üzerine gittiğiniz için belki de ilk kez iddialı bir söz söyleyeceğim size... Bu çalışmalar sonucunda Amerikan-İsrail ittifakı ile İran arasında yaşanabilecek bir silahlı hesaplaşma riski en aza indirilmiş durumdadır. Hatta, böyle bir seçeneğin tamamen ortadan kalktığını söyleyebilirim...’ Ne demiştik ‘ABD-İRAN: Barışa doğru’ başlıklı yazımızda (Star, 14.Nisan.2008): ‘Belki, takvimlerin kasım 2007 başını gösterdiği günlerde İstanbul’da gerçekleştirilen Irak’a Komşu Ülkeler Toplantısı’ nda, ABD Dışişleri Bakanı Rice ile İranlı meslektaşı Mottaki yüzyüze bir görüşme gerçekleştirmemişlerdi ama, bu toplantıdan günümüze yaşanılanlar, Amerikan-İran diplomasi koridorlarında çok ciddi ‘buluşmalar’ yaşandığını ortaya koyuyor.Aslında, bütün Ortadoğu, Rice’ın, 22 Nisan’da Kuveyt’te yapılacak geniş katılımlı Irak Toplantısı’nda göstereceği performansı merakla bekliyor. Çünkü, ne zaman Amerika ile İran, Ortadoğu’nun hayli kaypak diplomatik kulislerinin perde arkasında el sıkışsalar, bölge politikalarının kökten değiştiğini herkes çok iyi biliyor.’ Rice-Mottaki ikilisi Kuveyt toplantısında da birbirlerinin elini sıkıp karşılıklı konuşmadılar ama, özellikle Türkiye ile Almanya’nın yoğun katkıları, dünyanın başındaki büyük belanın giderek uzaklaşmasını sağladı. Türkiye’nin doğrudan Tahran-Washington hattında devreye girmesi, Almanya’nın ise Hizbullah-İsrail dolaylı görüşmelerini başarıyla sürdürmesi bir anda bu olumlu iklimi yarattı... Bir yanda dünya, Amerika ile İran arasında ilk kez ‘olumlu’ bir havanın estiğini gördü... Bu gelişme, Türkiye açısından önemli... Çünkü bütün felaket senaryoları, Türkiye’nin İran konusunda ağır baskı altında kalacağını, hatta, Türk iç politikasının da bundan ‘derinden’ etkileneceğini işaret ediyordu... Son söz yine uzman dostumuzdan: ‘Türkiye’nin Ortadoğu’da geliştirdiği diplomasi, Lübnan, Filistin, Irak ve nihayetinde İran cephelerinde belli bir yumuşamaya neden oldu. Ortadoğu tarihinin en kritik yazı olarak nitelediğimiz bir dönemi, barışa olanak tanıyarak atlatma şansımızın yükselmesi önemlidir...’ Amerika neden yumuşadı?.. Amerika’nın, İran politikasında belirgin bir değişim yaşanacağını 1980’li yılların büyük siyasi skandalı İrangate’in önemli portrelerinden Robert Gates’in ‘sertlik yanlısı’ Donald Rumsfeld’in yerine ABD Savunma Bakanlığı makamına oturmasıyla belli olduğunu belirtmiştik. (Robert Gates O Rehineleri Kurtarır, Star, 1.Nisan.2007) Fakat son dönem hızlı dönüşün temelinde ünlü think-tank kuruluşu RAND’ın ‘İran’ın Siyasi, Nufüs ve Ekonomik Zaafları’ başlıklı raporunun önemli rol oynadığı vurgulanıyor. RAND’ın raporunda, İran halkının büyük çoğunluğunun mevcut rejimi ‘meşru’ gördüğü, ülkedeki etnik unsurların yönetimi yıkabilecek güçten çok uzakta bulunduğu ve daha da önemlisi, bir askeri harekatın tüm İran’ı rejimin arkasında birleştireceğinin anlaşıldığı vurgulandı. Aynı rapora göre İran, tarihinin en büyük ekonomik krizini yaşıyor. Özellikle, 1980’lerin başında doğan milyonlarca İranlı genç için iş yok, ülkedeki inşaat sektörü başta, halkın refahına dönük tüm sektörler batmış durumda. Yani, Amerika, İran’ı kendi iç sorunlarıyla başbaşa bırakmayı, rejimin sosyo-ekonomik sorunlar karşısında dört elle sarıldığı ‘dış düşman’ kavramını ortadan kaldırmayı tercih etmiş durumda. Bundan sonra İran’da ne olacaksa, işsiz gençler ile yönetim arasında olacak... 108 |



