|
|
|
Kadri Gürsel \ Milliyet Önümde dört tane makale duruyor... Birincisi, Soli Özel imzalı; 10 Haziran’da Financial Times’da yayımlanmış, ikincisi Cengiz Aktar’ın; 15 gün sonra aynı gazetede çıkmış; üçüncüsü 8 Temmuz tarihli Wall Street Journal’dan; Soner Çağaptay yazmış ve nihayet sonuncusu ve en yenisi Newsweek’in son sayısında, Mustafa Akyol imzasını taşıyor. Makalelerinin mimarisinden, Batılı editörlerin kendilerinden şu sorulara cevap istediği izlenimini ediniyorum: Türkiye’de bu kriz neden çıktı ve ülke kavgaya nasıl sürüklendi? Bir de tabii sanırım, “Bu iş nereye varır?” sorusu var, cevabı istenmiş olan...
Benim bu yazıda cevabını vereceğim soru ise kimin yukarıdaki sorulara samimi olarak cevap aradığı, kimin bunu dert edinmediği olacak. Bu biraz da, kimin bağımsız entelektüel olduğu, kimin olmadığıyla ilgili. Ülke krizde, yerli revaçta Son haftalarda Amerikan ve İngiliz basınında Türkiye’den imzalar daha sık görülür oldu. Çünkü güzel bir geleneği vardır Amerikan ve İngiliz gazeteciliğinin... Önemli bir ülkede işler kritik bir hal almaya başlarsa, ciddi basın organları sütunlarını bu ülkenin yazarlarına açarlar; okurlarını yerli bir gözün görebildikleriyle de bilgilendirmek için yaparlar bunu. Türkiye, Osmanlı’nın çöküşünden beri en derin bunalımını yaşıyor. Toplumu ve kurumları görülmemiş biçimde bölen bir kutuplaşma var bu ülkede ve bunun yarattığı çatışmanın nasıl sonuçlanacağı veya kısa vadede sonuçlanıp sonuçlanmayacağı dünyayı yakından ilgilendiriyor. Gölgeli, gölgesiz vicdanlar Bir de tabii, 2003-04 yıllarında AKP’nin AB perspektifindeki icraatı sayesinde formatlanan, Batı’nın Türkiye’deki İslamcılığı “görme biçimi”, artık bu krizin “neden ve niçin”lerinin anlaşılmasında kifayetsiz kalıyor. Yerli imzalara müracaat etmelerinin bir nedeni de budur. Girişte bahsettiğim yazarlar, biri hariç, sorulara cevap ararken, bağımsız entelektüel kimliklerini ve çatışmanın taraflarıyla aralarındaki sorgulama mesafesini korumaya özen gösteriyorlar. Elbette siyasi duruşları var; ama duruşları onları denge duygusundan uzaklaştırmıyor, entelektüel vicdanlarını gölgelemiyor. Türkiye’nin demokrasi yolculuğunda, dünyadan destekleyici etkiler alabilmesi için dünyaya en doğru haliyle yansıtılması şart. Haber ve yorumlardaki gerçeklik ve ölçü, bu bakımdan çok önemli. Krizin sorumlusu kim? Ölçü, Türkiye’deki vesayet demokrasisinin ve onun çarpıklıklarının yanında, AKP’nin de kıyasıya eleştirilmesidir. AKP eleştirilmeden ne bugünkü kriz açıklanabilir, ne de bu krizden çıkılmasına katkı sağlanabilir. Çünkü bugünkü krizin devindiricisi, birbiri ardına yaptığı hatalı hamleleriyle AKP olmuştur. Soli Özel Sabah yazarı ve Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Soli Özel, “Kazananı olmayacak varoluşsal bir mücadele” başlıklı yazısında AKP’nin yanlışlarını şöyle tespit ediyordu: “AKP maalesef seçim sonrası oluşan ortamı fena halde kötü yönetmiştir. Girişimleri için geniş bir mutabakat aramamıştır. Yeni anayasa (faaliyeti) ansızın tatil edilmiştir. Kürt sorununun politik boyutu hiç vurgulanmaz olmuş, dinsel imalar Başbakan’ın birçok konuşmasında göze çarpar hale gelmiştir. Parti, üniversitelerde türban yasağının kaldırılması için şevkle çalışmıştır. Bu coşku ise partinin ceza yasasının ifade özgürlüğünü budayan kötü şöhretli maddesini (301) değiştirmekteki ataletiyle keskin bir çelişki içindedir. Parti liderleri temel özgürlükler karşısında yıpratıcı bir kayıtsızlık göstermişlerdir. Sonuçta, AKP hakkındaki varlığını sürdüregelmiş şüpheler -siyasi liberalizasyon taahhütünün samimiyeti ve Türkiye’yi İslamileştirme gündemi iddiası- yeniden su yüzüne çıkmıştır. Yanlış adımları neticesinde AKP, (...) laikliği önemseyen, otoriter çözümlere karşı çıkan ve AB üyeliğine bağlı, çok değişik seçmen gruplarının desteğini kaybetmeye başlamıştır.” Cengiz Aktar Vatan yazarı ve Bahçeşehir Üniversitesi AB Merkezi Direktörü Cengiz Aktar “Türkiye geleceğine sırt çeviriyor” başlıklı makalesinde “Ne oldu?” sorusuna cevap ararken, Türkiye ile ilgili “pembe tablonun” 22 Temmuz’dan çok önce dağılmaya başladığını yazdı: “Pembe tablo 2004’ün sonlarında yavaşça bulanıklaşmaya başladı. AKP, AB reformlarını bir kenara itti. Türkiye’nin sorunlarına hiçbir yeni yaklaşım getirmedi. Bu sorunlar, öncelikle de Kürt sorunu, otoriter bir ortam doğurdu. AKP sadece yaklaşan seçimlere odaklandı.” Soli Özel de, Cengiz Aktar da liberal ve demokrattırlar. Ama AKP’yi eleştirmeyi kendilerine yasaklamıyorlar. Osman Ulagay’ın kulakları çınlasın, “pervane” değiller çünkü. Soner Çağaptay Washington Enstitüsü’nden Soner Çağaptay’ın “Turkey Versus Turkey” (Türkiye, Türkiye’ye karşı) başlıklı yazısını henüz okumamış olan okurlara tavsiye ediyorum. AKP’ye karşı eleştirel tutumunu bildiğim Türk-Amerikan ilişkileri uzmanının saptamaları arasında, polis istihbaratı ve Ergenekon soruşturmasının bu parti tarafından muhalefeti sindirmek için kullanıldığı da var. Ve sıra nihayet Star yazarı Mustafa Akyol’a geldi... AKP kendisine karşı muhalefeti etkisizleştirmek için, Ergenekon soruşturmasını dejenere etmek pahasına ne yapmışsa, Akyol da “Türkiye’ye karşı komplo” başlıklı yazısında aynısını yapıyor: AKP’ye yönelik bütün muhalefeti “Ergenekon”la ilişkilendirip, Ergenekon’a indirgeyip, “tu kaka” etmek... Ergenekon hipnotizması Tabii bu Ergenekon-muhalefet özdeşliği, Akyol’un çizdiği “örgüt şeması”nda o kadar kestirmeden değil, birkaç aşamada kuruluyor. Bu makalenin zihinsel bir kulisi var. O kulise alınan okur, hiç abartısız, şu çıkarımı yapmaya zorlanıyor: “Türkiye’de laikler liberal olamazlar, hepsi Kemalisttir; kentli seçkinler, Kemalizme bağlılığını koruyan asker ve yüksek yargının temsil ettiği kurumsal iktidarı destekler. Ergenekon çetesi de bu rejimi korumak adına örgütlenmiştir. Ergenekon çetesi ile Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya’nın kafa yapısı aynıdır”. Akyol, Newsweek okurlarının yukarıdaki paragrafta özetlediğim gibi düşünüp, laiklerle Ergenekoncuları özdeşleştirmelerini istiyor. Bu bir propaganda metni! Akça pakça bir parti Buna karşılık çizdiği AKP tablosunda, krizde hiçbir olumsuz payı olmayan, AB reformlarının şampiyonu (Ne sermaye ama! Dört yıldır ye ye bitmiyor), serbest piyasacı, kısacası çok cici bir parti var. Hatta yazının sonunda, AKP’nin kapatılma badiresini atlattığı takdirde AB yolunda devam edeceğini söylüyor. Ben de bunu çok arzuluyorum. Çok şaşırmaya hazırım. Bekliyorum. Ama, ilahi Mustafa Akyol, AKP’nin hiç mi günahı yok? 108 |



