|
|
|
Atilla Pamirli / Dünya Bülteni
Ergenekon iddianamesi nihayet yargı sürecini başlattı. Ortalık toz-duman… Kafalar karışık, yorumlar sakil ve konuşanların her biri bu karmaşayı biraz daha artırıyor. Ergenekon davasının, bu kadar ses getirdiği kadar demokrasiyi güçlendirecek bir sonuca ulaşacağından kuşkuluyum. Niçin? Çünkü "darbeci" oldukları iddia edilen generallere karşı hukuki eylem ancak 4 yıl sonra gündeme geldi. Üstelik onların bu girişimlerinden hükümet kadar haberdar olduğu açık olan Hilmi Özkök, bugün bu konu sorulduğunda "ne var, ne yok derim" gibi çok ilginç bir cevap verebiliyor. Yani, bilgisi olmasına rağmen, eğer doğruysa bir darbe girişimine karşı hukuki süreci başlatmadığını ima eder gibi… Peki Özkök hakkında ne yapılacak şimdi? Bu dört senede neler olup bittiğini hatırlayın. Bu süreçte olanlar sadece Ergenekon ve bu generallerle mi ilgiliydi? Mesela geçen sene hükümete muhtıra verildi. Muhtırayı verenler bu tutuklu generaller değildi. Şu anda hâlâ görev başındaki generallerdi. Buna ne demeli? Onlara ne yapıldı? Daha bir yıl önce Anayasa Mahkemesi cumhurbaşkanı seçimleriyle ilgili 367 kararını verdi. Baykal, "eğer yanlış bir karar verilirse iç savaş çıkar" diye o zamanlar Mahkemeyi tehdit bile etmişti. Karar AKP aleyhine çıkınca askeri, sivili aynı kesimler artık herkesin ne anlama geldiğini iyi bildiği bir "hukuka saygı duymak gerekir" cümlesini kullanmışlardı. Bunun üzerine seçimler yapıldı. AKP güçlenerek çıktı. Gül de cumhurbaşkanı oldu. Bunun üzerine AKP'ye kapatma davası açıldı. Yani, bir karşı kaleye gol atma çabası başından beri sürüp gidiyor. Ergenekon ve darbeci generaller iddialarına bu olup bitenler açısından bakılsa, bu sürecin sonunun ülkemizdeki halk iradesinin önünü açmaya yönelik cesur bir adım olmadığı açığa çıkar. Hatta gerçek demokrasi şansını ortadan kaldıran bir oyun görüntüsü var. Bu işlerin askeri kademelerin şekilleneceği 30 Ağustos'tan önce görülüyor olması da ilginç. Görünen o ki, ordu içinde bir tasfiye yapılmakta. Hükümet ise hariçten menfaat ummakta. Yoksa ne geçmiş, ne de gelecek generalleri hukuki alanlarına çekecek bir durumda değil. Gerek siyasi olarak, gerekse henüz medyanın açıklamadığı yolsuzluk iddiaları nedeniyle düştüğü güçsüzlük yüzünden. Böyle bir iktidar hangi esaslı temizliği yapabilir? Şu açık: Ülkemizde darbeler ancak ABD icazetiyle yapılabilir. Bu hâlâ böyledir. Ulusalcı olanı için de, olmayanı için de böyledir. ABD'ye dikkat edin, başından beri "hem nalına, hem mıhına" anlayışıyla gidiyor. Bir yandan hükümetin sözümona "temizlik atağını", bir yandan da "ulusalcılık" gibi garip bir yaftayı taşıyan grupları destekliyor… Bir takım kişiler Ergenekon'u şöyle yorumluyorlar: ABD ülkemizde nihayet darbeci geleneği tasfiye ediyor, demokrasiye yol veriyor. Bu hüküm kısmen doğru. Evet, küresel sermayenin önündeki yargı engelini kaldırmak için bu isteniyor. Ama öte yandan ABD'nin İsrail ile planladığı bölgedeki yapının değiştirilmesi konusunda ise, ordunun siyasetin üzerinde bir "kısayol" olarak elde tutulması esas. ABD ordunun siyasi bir güç olarak devamından vazgeçmiş değil. Vazgeçmez. AB'nin romantik demokrat tavrı ise, orduyu kontrol edemediği için hükümete destek vermesinden ibaret. Hükümet 6 yıl gibi inanılmaz uzun bir sürede ne ordunun vesayetini, ne de düzenin karanlık ve kirli odaklarını kaldırabildi. Tam tersine, nisbeten temiz geldi, bayağı kirlendi. Bu işten bir şey çıkmayacağının en büyük göstergesi de budur. Şimdi AKP'nin kapatılması kararından yerel seçimlere kadar olan sürece dikkat edelim. ABD'nin bölgede yaptıracağı işler konusunda hükümetle asıl pazarlık süreci bu zaman olacaktır. Unutmayalım: Yolsuzluk ve kirliliğin esas olduğu bir düzende, bir takım grupların "temizlenme" çabası, mutlaka yolsuz ve kirli bazı odakların rakiplerini tasfiyesi demektir. Ergenekon dedikleri şey de sakın böyle bir şey olmasın? _DünyaBülteni
•105 |



