|
İHH İnsani Yardım Vakfı, ABD tarafından 2003 yılında işgal edilen Irak'ın savaş sırasında düştüğü durumu ortaya koyan bir rapor hazırladı. İHH'nın Irak Raporu'nda yer alan rakamlar, Amerikan işgalinin Irak halkı için kaos, çatışma, ölüm, acı ve göz yaşından başka bir şey getirmediğini gösteriyor. Rapora göre ambargo ve işgal sebebiyle 2 milyon Iraklı hayatını kaybetti. İşgalin başladığı 2003 yılından bu yana her gün ortalama 400 çocuk yetim, 80 kadın da dul kalıyor, halen ülkede 5 milyonu aşkın yetim çocuk ve 1 milyonun üzerinde dul Iraklının bulunduğu ifade ediliyor. Irak halkının yüzde 75'i fakirlik sınırında bulunuyor. 6 milyondan fazla insan açlık sorunu çekiyor. Yani her 4 Iraklıdan 1'i aç. Okul çağındaki her 5 çocuktan sadece 1'inin okula gidebildiği ülkede işgal sonrası yaşanan şiddet sebebiyle 800 bin çocuk okulunu terk etti. Çocukların yüzde 15'i ailesinin geçimi için çalışmak zorunda. Savaşın başlangıcından bugüne ölenlerin yüzde 75'ini siviller, yüzde 20'sini Iraklı polisler, yüzde 5'ini ise Irak'ta bulunan yabancı askerler oluşturuyor. 10 bin kişiye 6 doktorun düştüğü Irak'ta canlı doğan her 1000 çocuktan 107'si doktor ve hastane sayısının yetersizliği sebebiyle ölüyor. Ülkedeki 34 bin doktordan 2 bini öldürülürken, 20 bini ülkeyi terk etti. Son 5 yılda 500'den fazla akademisyen ve eğitimci öldürüldü. Elektrik yetersizliği sebebiyle Irak'ta halen 15 milyon insan karanlıkta yaşıyor. Irak, 6 milyonu aşkın göçmenle, dünyada en çok mültecisi olan ikinci ülke. 2003 yılında Batılı koalisyon güçlerinin işgali ile başlayıp halen devam eden Irak’taki fiili durum, dünya siyasetinin en önemli gündem maddelerinden biri olmaya devam etmektedir. Aradan geçen 5 yıl içinde nelerin değiştiğini, bu değişimin olumlu yada olumsuz yönlerinin neler olduğunu ortaya koyan sayısız tartışmaya rağmen Irak insanının yaşadıklarının tam olarak anlaşıldığını söylemek mümkün değildir. Irak’ta işgal ile başlayan sürecin yürütücüsü olan güçlerin, bu dönemi değerlendirirken propaganda amaçlı verileri ne kadar doğrudan uzak ise, Irak’taki yeni sürece karşı çıkan tarafların çizdikleri tablonun da gerçekleri anlamamıza yardım etmediği ortadadır.
Eski düzen-yeni düzen tartışmaları arasında, siyasi polemiklere, stratejik analizlere ve uluslar arası güçlerin global pazarlıklarına pek konu olmayan Irak’taki insani durum, bir toplumun geleceğini ipotek altına almaktadır. Diktatörlük rejiminin baskısından (o yada bu şekilde) kurtulmak Irak için bardağın dolu tarafına bakmak ise, bunun için ödenen toplumsal bedelin ne olduğunu anlamakta da bizlere boş tarafı gösterecektir. Irak’a gerçek özgürlüğü getirip getirmeyeceği belirsiz olan bu geçiş dönemi sancıları bir topluma tahammülünün çok üzerinde baskılar getirmiştir. Bu baskı Irak toplumunun dokusunu ve yapısını tehdit etmektedir. Irak’ta insani bilançoyu temel yönleri ile ortaya koymayı amaçlayan raporumuz, bardağın ne kadarının dolu ne kadarının boş olduğunu ortaya koymayı hedeflemektedir.
Yöntem ve kaynaklar
Bu çerçevede işgalin başladığı tarihten itibaren Irak’ta yoğun insani faaliyet yürüten İHH İnsani Yardım Vakfı’nın bölge yaptığı çalışmalar sırasında elde edilen bulgu ve tespitler, BM uzmanlık kuruluşlarının yayınlamış oldukları raporlar (UNDP, 2002 Arab Humanitarion Development Report; WHO, World Health Statistics 2008; UNESCO, Situation Analysis of Education in Iraq; WFP, 2004 Baseline Food Security Analysis in Iraq) ile Irak Kalkınma ve Planlama Bakanlığı tarafından hazırlanmış Ulusal Kalkınma Stratejisi raporlarında (National Development Strategy 2005-2007) verilmiş olan bilgilere dayanılmıştır. Bu bilgiler İHH İnsani Yardım Vakfı’nın bölgedeki tespitleri ile birleştirilirken, özellikle Irak’taki sivil toplum kuruluşları ve yardım görevlilerinin kayıtlara girmeyen verilerinden de yararlanılmıştır.
Bölgeler arası fark
2003 yılındaki işgalden bu yana geçen süre içinde Irak’ta her bölgenin insani yıkımdan aynı ölçüde etkilenmediği ortadadır. Bu nedenle Kuzey Irak bölgesinde olduğu gibi kimi bölgeler toplumsal ve siyasal çöküşün etkilerini sınırlı hissederken, orta Irak Sünni bölgelerindeki ekonomik ve sosyal yıkımın şiddeti çok daha büyük olmuştur. Benzer şekilde güneydeki Şii nüfusun yoğun yaşadığı Basra vilayeti ekonomik yıkımı fazlasıyla hissederken, güvenlik konusunda diğer bölgeler kadar ağır bir fatura ödememiştir.
Raporumuz, bölgeler arasındaki farklardan daha çok, tüm Irak insanının insani göstergelerinden yola çıkarak hazırlanmıştır. Verilen rakamlar bir bütün olarak tüm Irak toplumunun kalkınmışlık düzeyini ortaya koymaktadır.
Siyasi arka plan
İşgalle birlikte Saddam Hüseyin dönemindeki tüm yapı iptal edilirken, Amerikalıların denetiminde “Geçici Koalisyon Yönetimi” kuruldu. İşgalin ilk haftalarındaki görüntü “kontrol” yerine tam bir kargaşa idi. Tüm ordu ve polis teşkilatı lağvedildiğinden toplumsal kaosu kontrol edecek mekanizma kalmamış, her türlü öldürme, adam kaçırma, yağma, hırsızlık ve suistimal için zemin oluşmuştu. Baasçı yönetimi ve yöneticileri tasfiye adına biraz da göz yumulan bu yıkım, kendisinden sonraki tüm algı ve pozisyonları etkiledi. Öncelikle, hiç kimse güvende olmadığına inanırken, Irak toplumunda hızlı bir silahlanma başladı. Eski aktörler gücünü yeniden elde etmek, yeniler otoritelerini kurmak, iktidar mücadelesine giren farklı siyasi gruplar da kendilerini yeni süreçte ispatlamak için silahı yedeğine almayı kaçınılmaz görmüştü. Ulusal ve uluslar arası baskılar ardından yönetimin ilk 6 ay içinde Iraklılara devri adına ülkedeki değişik etnik ve dini grup temsilcilerini bünyesinde barındıran 25 üyeli “Irak Geçici Yönetim Konseyi” kuruldu ve çok geçmeden yeni devlet kurumları oluşturulmaya başlandı. Ancak, deneyimli devlet bürokrasisinin büyük bölümü tasfiye olduğundan Amerikalı danışmanların gözetiminde yeni bir yönetici sınıf inşa edilmesi ağır ilerliyordu. Bu ağır ilerlemenin bedeli toplumdaki kaos, fakirlik ve başıboşluğa ilave olarak huzursuzluk ve şiddetin tırmanmasına neden oldu.
İşgalin bir yılı geride kalıp, 2004 yılı ortasına gelindiğinde BM Güvenlik Konseyi’nin 1546 sayılı kararı gereği egemenliğin sınırlı olarak Iraklılara devri süreci başladı. Bu çerçevede, daha önceki her iki geçici yönetim konseyinin de görevi resmen sona ererek, yeni anayasa ile birlikte İyad Allavi liderliğinde “Irak Geçici Yönetimi” oluşturuldu. 6 ay görevde kalan hükümet (ABD himayesinde) bir yanda ülkeyi seçimlere hazırlarken, bir yandan dozunu arttıran şiddeti yönetmek durumundaydı. Ama siyasi ve askeri tasfiye süreci toplumun bir bölümünü yabancılaştırırken, diğer bölümünü de öfkenin hedefi haline getiriyordu. 2005 yılı Ocak ayındaki seçimler ardından 275 sandalyeli yeni Irak parlamentosu oluşturuldu. 2005 yılı Nisan ayında Dava Partisi’nden İbrahim Caferi’nin Başbakan; Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden Celal Talabani’nin Devlet Başkanı olarak göreve başlamasıyla Irak’taki siyasi belirsizliğin biraz olsun dağılması umuluyordu. Ancak Bağdat’ın Yeşil Hat’tı içinde toplumdan kopuk siyasi düzen kurma çalışmaları iktidarda Şii partilerin, muhalefette de Sünni partilerin olduğu tehlikeli bir süreci beslemeye başlamıştı.
Yeni yönetimin gündemindeki işlerin başında ülkede giderek artan şiddete çözüm bulmak ve anayasaya dayalı yeni bir meşruiyet sağlamak geliyordu. Ekim 2005 tarihinde yapılan referandumla birlikte anayasa taslağı %79 oranıyla kabul edildi. Yeni anayasaya göre ilk seçimler 2005 yılı Aralık ayında yapıldı ve Dava Partisi’nden Nuri el-Maliki başbakan olarak seçildi.
Ancak Irak’ta işgalin himayesi altında yok olan istikrarı yeniden tesis etme arayışı, Şubat 2006 tarihinde Samarra kentindeki el-Askeri türbelerine düzenlenen saldırı ile yerini yepyeni bir olguya bıraktı: “Şii-Sünni çatışması.” Çarpık siyasi oluşum sürecinin de beslediği bu iç çatışmalarda, binlerce kişi hayatını kaybederken, onlarca ibadethane yıkılmış ve yüz binlerce kişi yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalmıştı.
Irak resmi polis ve ordu güçlerinin de dahil olduğu milisler savaşı, iki tarafın radikal uçları tarafından tırmandırılırken, ülkede her etnik ve mezhebi grup kendi yaşam alanında toplaşmaya ve bu da ileriye dönük olarak birbirinden bağımsız siyasi yapıların oluşmasına dönüştü. Bağdat’ı ikiye bölen Dicle nehrinin doğusu Sünnilerin kontrolüne girerken, Batısı Şiilerin denetimine geçti. Kuzey’de Kürt nüfusun yaşadığı bölgelerde bağımsız bir yapı hayatiyetini sürdürürken, güneyde Basra’da da Şii nüfusun hakim olduğu başka bir siyasi yapı kemikleşti.
2007 yılı ile birlikte kendi bölgelerinde güvenliği sağlamak üzere ABD’nin Sünni aşiretlere silahlanma izni yeni bir denge durumu ortaya çıkardı. “Uyanış Hareketleri” (Hareketü’s-Sahve) adıyla bilinen grupların silahlı milis sayısı 200 bine yaklaşırken, devlet içinde bağımsız bir orduya dönüşmeleri Şii-Sünni ilişkileri yönünden farklı bir tehlikenin de oluşmasına neden oldu. Maliki hükümeti’nin, çoğunluğu Şii gruplardan oluşan Irak güvenlik güçlerine alternatif olarak güçlenen bu grupları Irak güvenlik güçlerine eklemleme çabaları çok da etkili olamadı.
Irak’ta görev süresi 1 Aralık 2008 tarihinde sona erecek olan yabancı güçlerin çekilmesi öncesi Amerika’nın Irak yönetimi ile geliştirmeye çalıştığı stratejik işbirliğini öngören Askeri Güçlerin Statüsü anlaşması (Status of Forces Agreement=SOFA) ülkedeki tüm kesimlerden büyük bir dirençle karşılaşmış durumda. Ülkede 50 Amerikan üssü kurulmasını öngören gizli anlaşmanın birçok maddesi Irak’ın ulusal egemenliğini zedeleyici unsurlar taşıdığı gibi, Amerikan askeri varlığının başka bir isim altında ve yasal korumayla sürmesini garanti altına alıyor. 18 Vilayetteki yerel meclislerin belirleneceği Ekim 2008 seçimleri öncesinde ülke siyaseti yoğun tartışmalar yaşarken, halen oluşum aşamasındaki siyasi yapı sadece Irak’ı değil tüm bölgeyi yakından ilgilendiren unsurlar barındırmaktadır. Bölgedeki ülkelerin yakından takip ettiği siyasi ve ekonomik yeninden yapılandırma çalışmaları, herkesin eğilimine göre farklı anlamlarda yorumlanabilmektedir.
Bu bakımdan mevcut siyasi yapılanmada bardağın dolu tarafına bakıldığında, Şii, Sünni ve Kürt partiler açısından geçmiş 5 yılda hiç olmadığı kadar uygun bir diyalog ortamının oluştuğu söylenebilir. Petrol gelirlerinin adil paylaşımı gibi temel yasaların çıkarılmasında tüm grupların ortak çıkarlara vurgu yapması, içteki çatışmaların sona erdirilmesinde karşılıklı sorumlulukların dillendirilmesi, yabancı güçlerin ülkeden ayrılması konusunda ortak düşüncelerin oluşması bardağın dolu tarafı.
Ülkedeki siyasi oluşum halen Irak bütününü değil, etnik ve mezhebi çıkarları önceleyen bir güdüyle yürütülüyor. Bir arada bulunmaları için sürekli ortak düşmana ihtiyaç duyacak olan bu grupları, şiddetin sonra ermesinden sonra bir arada tutacak ortak noktalar bulmak zor olacaktır. Etnik ve siyasi gruplar arasındaki güvensizliğin sürmesi ve birbirlerine karşı ABD ile birbirlerinden bağımsız ilişkiye girme eğilimleri gibi boş tarafa bakanları haklı gösterecek çok sayıda unsur da bulunuyor.
Ekonomi
Bundan 20 yıl öncesinde Irak ekonomisi 27 Arap ülkesi arasında Suudi Arabistan’dan sonra en büyük ikinci, (Ortadoğu’da üçüncü) ekonomi idi. 1980 yılından bu yana devam eden savaşlar sebebiyle, petrolden elde edilen zenginlik savaş giderlerini karşılamak üzere seferber edilirken, ambargoların halk üzerindeki olumsuz etkilerini hafifletmek gibi çok yönlü harcamalar sebebiyle alt yapı yatırım ve hizmetleri hep ertelendi. Bugün Irak ekonomisi “geçici bir çöküşün” içinde bulunmaktadır. Çöküşü “geçici” kılan ise, ekonominin temel motoru olan petrolün potansiyel bir zenginlik olarak korunuyor olması ve iyi yönetilmesi halinde Irak’taki olumsuz insani durumu 10 yıl gibi bir sürede düzeltebilecek imkanı barındırmasıdır.
1990’lı yılların başında Kuveyt’in işgali ardından uygulanan uluslar arası ambargo sebebiyle, ekonomik dengelerle birlikte halkın yaşam standardı da negatif seyir izledi. Milli gelirinden daha yüksek dış borca sahip Irak (120 milyar dolar), yüksek işsizlik (%65), yüksek enflasyon (%35-50), ambargolar sebebiyle eskimiş altyapısı (%80), ile ekonomik göstergelerde İslam dünyasının en kötüsü durumundadır.
Irak’ın 27 milyonluk nüfusunun 16 milyonu çalışma yaşındaki iş gücünden oluşuyor ve bunların yarıdan fazlası işsiz durumda. Bir karşılaştırma yapmak gerekirse, İslam ülkeleri içinde son sırada bulunan Irak’ın durumu en iyi durumdaki ülkeden 60 kat kötü durumdadır.
2,1 milyon varillik günlük üretimle Irak’ın yıllık gelirleri yaklaşık 100 milyar doları bulmaktadır. Günlük üretim kapasitesi işgal ve ambargo öncesi dönemde 3,5 milyon varile ulaşan Irak, düşük üretime ilaveten, yolsuzluk ve kontrol eksikliği sebebiyle yüz milyonlarca dolarlık gelirden mahrum kalmaktadır. Ekonominin yeniden yapılandığı bir dönemde her kuruşa ihtiyaç duyan Irak’ın, verimsiz kullanılan kaynakları sebebiyle yaşadığı zarar, gelecek kuşakların sağlığından, eğitiminden ve mutluluğundan çalınmaktadır.
İşgalinin ilk günlerinde Amerika’nın Irak Yöneticisi Paul Bremer tarafından yayınlanan 39 nolu emirle ülkede petrol çıkarımı hariç tüm sektörlerin tamamen özelleştirilmesi süreci, tam bir yağmaya dönüştü. Irak’ın günlük üretiminin yüzde 6’sına denk gelen 300 bin varil petrolün (42 milyon $) bu şekilde yasadışı yollarla çekildiği belgelenirken, tespit edilemeyen miktarın ise bu rakamın en az iki katı olduğu tahmin edilmektedir.
Bizzat Irak Petrol Bakanlığı Müfettişlerinin raporlarına göre güney limanlarından ithal edilen petro kimya ürünlerinin yüzde 20’si (yaklaşık 5 milyar dolar), illegal yollarla yapılmakta, ithal edilen diğer mallara ilişkin yolsuzluk miktarı aylık 1 milyar doları bulmaktadır. Amerikalı müfettişlerin verdiği rakamlar ise yabancı firmaların içinde bulunduğu yolsuzluk rakamının 8 milyar doları aştığına işaret etmektedir.
Aylık geçim giderlerinin 500$’ı aştığı Irak’ta ortalama aylık gelir, fert başına 70$ gibi küçük bir rakama denk gelmektedir. En fazla güvenlik sektörünün kazandığı ülkede, insanların geçim kaygısıyla asker, polis yada özel güvenlikçi olmak istemesi istikrar arayışındaki hükümetin işini kolaylaştırsa bile, ekonominin kendi dinamikleri ile ayakları üzerine kalkmasını geciktirmekte ve yatırımlar sürekli aksamaktadır. Bir sonraki bölümde verilen rakamlar, bütçe harcamalarında güvenliğe ayrılan payın her yıl artarken, alt yapıya ayrılanın düştüğünü daha net ortaya koyacaktır.
2003 yılı Ekiminde yeni Irak dinarı yürürlüğe girdiğinde değeri yaklaşık 2 doları bulurken, 2005’te 1,4 dolara, 2007 sonu itibariyle de 1,2 dolara yükseldi. 2008 yılı içinde bu rakam 1,1 dolar oldu. Petrol fiyatlarındaki artışa bağlı olarak geliri artan Irak’ın, buna dayalı olarak parasının değer kazanması kısmen olumlu görülmekle birlikte, kişi başına gelirin yıllık 864 dolar olması, yakın ve orta vadede, fakirlik sorununun süreceğini gösteriyor.
Dünyanın en borçlu 43. ülkesi durumundaki Irak’ta her fert başına yıllık yaklaşık 2 bin dolarlık bir yük binmektedir. Dış yatırımlar açısından dünyada 178 ülke içinde 143. sıra ile yatırım imkanlarının en riskli olduğu ülkeler arasındaki Irak’ta ya Kuzey Irak gibi güvenliğin görece iyi olduğu belirli bölgelere yatırımlar yoğunlaşmakta yada riskli bölgelerde suiistimal ve kayırmalara dayalı verimsiz yatırımlar yapılmaktadır.
Sadece işgal güçlerinin değil, diğer silahlı milis ve örgütlerin eylemleri sebebiyle yaşanan korku hali; çok sayıda dükkanın kapanmasına, işsizliğin tırmanmasına ve devlet kademelerindeki kayırmalar farklı etnik ve mezhebi gruptaki toplulukların işsiz kalmasına neden olmaktadır.
Irak’ta bulunan yaklaşık 5 milyon hane içinde 3,5 milyonu (15 milyon insan) elektrik alamamaktadır. En iyi durumdaki başkent Bağdat’ta günde en fazla 7 saat elektrik verilmektedir. Irak’ta mevcut kapasite ile, 8000 MW Elektrik ihtiyacının sadece yarısı karşılanabiliyor. İhtiyacın karşılanması için en az 12 milyar dolarlık yatırım gerekiyor.
Elektrik olmadığı için pompa istasyonları gerekli kapasite ile çalışmadığından, nüfusun yüzde 90’ı temiz suya ulaşamıyor.
Ülke çapında bulunan 177 kanalizasyon ve arıtma tesisinden sadece 34 tanesi çalışabilecek durumda. Buralarda çalışacak işçi bulmak da çok zor. Zira 2005 yılından bu yana öldürülen 500 belediye işçisinin büyük bölümünü arıtma tesislerindeki savunmasız işçiler oluşturmaktaydı. İşgali öncesi 1200 aracın bulunmasına karşın, ilk aylardaki kaos sebebiyle bunların üçte ikisi yağmalanmış veya imha edilmiştir.
Irak’ta tüm alt yapı çalışmalarının tamamlanabilmesi için 35 milyar dolarlık bir acil yatırım gerekmektedir. Ancak ülkede güvenlik krizinin bir türlü sona ermemesi, güvenlik için ayrılan harcamaların oranını, alt yapı harcamalarının aleyhine olmak üzere genişletmektedir.
Aşağıdaki tablo, bazı önemli kalemlerde 2004-2007 yılları arasındaki BM uzmanlık kuruluşlarınca belirlenmiş Irak’ın yeniden inşası konusundaki ihtiyaç durumu ile tahsisat durumlarını göstermektedir. Buradaki tahsisat, gerek Irak’ın kendi iç kaynaklarından ve gerekse dış ülkelerin yardımlarından sağlanacak kaynaklarla oluşturulması planlanmaktaydı. Hayati sektörlere yatırımların gerçekleşme oranlarını artırmak şöyle dursun, tahsisatın dahi giderek düşürülmesi; o alandaki ihtiyacın azalmasından daha ziyade rakamların gerçek düzeye çekme çabasıyla izah edilebilir.
Aşağıdaki tablo da, Dünya Bankası ve diğer BM uzmanlık kuruluşları tarafından belirlenen bazı ihtiyaç kalemlerindeki yapılması gereken yatırım tutarı ile Irak hükümetinin yapmış olduğu yatırım miktarlarını göstermektedir.
İnsani Bilanço
Ölümler
Her ay ortalama 4 bin insanın şiddet sebebiyle hayatını kaybettiği Irak’ta sivil ölüm sayısı hakkında değişik rakamlar söylense bile herkesin üzerinde birleştiği nokta, mağdur sayısının her geçen gün katlanarak artmasıdır. Irak’ta insanların savaş öncesi sokakta yürürken ölme ihtimali yüzde 1 olarak kabul edilirse, bugün yüzde 58 daha fazla ölme ihtimali olması her hangi bir kişinin, evine dönme ihtimalinin yarıdan daha düşük olduğunu gösteriyor. 108 |



