|
|
|
Ömer Vehbi Hatipoğlu\ Milli Gazete
İki dava Türkiye’nin gündemini kilitlemiş durumdadır. AKP’nin kapatma davası ve Ergenekon davası. Elbette ki yargıya intikal eden bu iki dava da doğuracakları sonuç itibariyle çok önemli sosyal, siyasal ve yapısal sorunlarla bizleri karşı karşıya getirecektir. Türkiye, demokrasi sınavı veriyor. Türkiye, ezber bozmaya hazırlanıyor. Umut ve temennimiz odur ki bu süreç yarasız beresiz atlatılsın ve çekilen bunca sıkıntı ve çalkantı demokrasi, insan hakları ve özgürlükler açısından bir kazanıma dönüşsün.
AKP kapatılma davası ile ilgili olarak görsel ve yazılı basın organlarında değerlendirmeler yapılmakta, birçok senaryo üzerinde hararetli tartışmalar yapılmaktadır. Elbette gerçeklik payı olan değerlendirmelerin yanında uçuk-kaçık yorumlar ve ısmarlama haberler de duyurulmakta böylece bir bilgi kirliliği oluşturulmaktadır. AKP sonrası gelişmelere ilişkin senaryoların ağırlıklı biçimde Millî Görüş odaklı olması hem anlamlı hem de maksatlıdır. Nerede sözüm ona bir yeni oluşumdan (burada sözü edilen sayın Şener’in liderliğindeki Yeni Oluşum Hareketi değildir ) dem vuruluyorsa oraya bir Millî Görüşçü monte ediliyor. Saadet Partili bazı isimler üzerinde spekülasyonlar yapılıyor. AKP sonrası için hazırlanan kimi siyasi aktörlerin Milli Görüş’e ve onun muhterem Liderine yakınlığı konusu enine boyuna tartışılıyor. Kısacası geleceğin siyaset tablosu Milli Görüş boyası ile boyanmış gibi görünüyor. Bir başka ifade ile gömlekli veya gömleksiz ama ille de Millî Görüş… Bu değerlendirmeler aslında bir itirafın, bir teslim oluşun, bir gerçeğin değişik şekilde telaffuz edilmesidir. Bundan sonraki siyasi mücadele sağ-sol veya laik-antilaik cepheler arasında değil gömleksizler ile gömleği sırtında şerefle taşıyan kadrolar arasında olacaktır. Bunu, tartışma programlarına katılan hemen hemen herkes kendine özgü bir üslupla ifade ediyor. Gömleği sırtından çıkaran ve bunu reel politik diye takdim eden sevgili arkadaşlarımızın ne yapacağı, bundan sonra nasıl bir yol izleyecekleri elbette onların bileceği iştir. Geçmişte birlikte yola koyuldukları insanlara en acımasızca eleştiriler getirerek kendi haklılıklarını ısbat etme konusunda deneyimli oldukları bilinmektedir. Elbette dün bölenlerin, bugün bölünmeyelim diye feryat etmeye hakları var mı diye sormayacağım. Çünkü böyle bir soru Sünnetullah konusunda cehalet ifadesi olur. Bölen bir gün gelir bölünür. Dün bölmek, arkadaşlarından ayrılıp yeni yol haritası çizmek meşru idiyse, bugün de birileri o ayrılık geleneğini sürdürür. Daha değişik bir rota tutturarak değişimin değişimini gerçekleştirir. Sözüm ona ‘yenilikçiliğin’ daha da yeni ‘ultra süper yenilikçi’ versiyonu vizyona girer. Burada asıl önemli olan soru Saadet Partisi’nin ne yapacağı sorusudur. Saadet Partililer konusundaki spekülasyonların gerçeklik payı var mıdır? Bu sorular Millî Görüşe yüklenen anlam bilinmeden doğru cevaplandırılamaz. Millî Görüşü bir medeniyetin yeniden inşa hareketi olarak görenler açısından cevap çok nettir. Millî Görüşçüler, bu yarışın bir maraton koşusu olduğunun bilincindedirler. Kısa mesafe koşucuları, soluğu yeterli olmayan atletler, alkış ve şatafat peşinde debelenenler ile benzerliği yoktur Millî Görüşün. Maraton koşucuları eğer rekora koşuyorlarsa önlerindeki veya arkalarındaki sporculara değil ama saate bakarlar. Çünkü rekor kırdıklarında zaten önlerinde bir atlet bulunmasına imkan yoktur. Millî Görüşçülerin gözü saattedir. Çünkü saniyelerin toplamı olan hayatı bir amaç uğruna tüketilmesi gereken en değerli sermaye olarak görürler. Saniyelere asırları sığdırmanın adıdır bu koşu. Hedeflerine rakiplerinin hayali bile yetişemez. Millî Görüş korkuyu korkutmak, ölümü öldürmek, imkansızı lügatlerden silmenin adıdır. Bu nedenle bu işin bilincinde olan siyaset kadroları konjonktürel gelişmelere göre rota değiştirmezler. Ama bir büyük camianın sorumluluğunu taşıma bilinciyle hareket ederler. Sadece yapıp ettiklerinden değil, yapmaları gerekip de yapmadıklarından da hesaba çekileceklerini bilirler. Hak bildiklerini hem ifade eder hem de icra ederler. Bunca çile ve sıkıntıya gönüllü olarak talip olan Saadet Partili siyaset kadrolarının elbette yarınların Türkiyesi ve dünyası için söyleyecek sözleri vardır. Takdim edecek projeleri, bu projeleri hayata geçirecek irade ve iddiaları vardır. Yeter ki bu fırsat onlardan esirgenmesin. Saadet Partililer inandıkları doğruları terk etmek, arkadaşlarını satmak, liderini arkadan hançerlemek karşılığı sunulan ve sunulacak olan hiçbir değere dönüp bakmaya bile tenezzül etmezler. Davaya sadakat ve öncülerine, arkadaşlarına vefa onların en karakteristik vasıflarıdır. Yazıyı Mevlana’nın muhteşem bir sözü ile bitirelim: “Âlemin bal şerbetinden bana ne? İşte önümde benim ayran tasım…”
108 |
![]() | ![]() | [1] 2 | ![]() | ![]() |



