SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
AB Kendi İçerisinde Tutarsız
15 Mayıs 2008 Perşembe 18:30
Haberdem.com ve Milli gazete yazarı Hüseyin Altınalan Prof. Dr. David Chandler ile AB'yi konuştu...
 


 
- İngiltere’de bulunan Westminster Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. David Chandler ile Avrupa Birliği’nin içinde bulunduğu durumu, Türkiye’nin AB üyeliği süreci ve ülkesinin izlediği dış politikayı konuştuk.
Prof. Chandler, Tekirdağ Valiliği'nin öncülüğünde, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi, Doğu-Batı Trakya Belediyeler Birliği ve Namık Kemal Üniversitesi tarafından düzenlenen “Uluslar arası Balkan Kongresi”nde, “Balkan devlet inşası: Yönetim değil, yönetişim” konulu bir tebliği sundu.
Prof. Dr. David Chandler gerek tebliğinde gerekse söyleşimizde önemli açıklamalar yaptı.
“Avrupa milleti, halen kendi meşruiyetlerini, parlamentolarını arıyorlar. Kimse kendisine bir Avrupalı olarak tanıtmıyor. Halen ülke ismi söyleniyor. Avrupalılık kavramı henüz yerleşmemiş durumda. Önce bu kavramın yerleşmesi lazım ki, Avrupa Birliği’nden gerçek anlamda bahsedilebilsin. AB, az sayıda elit bir tabaka tarafından yönetilen bir oluşum. Brüksel’de beş bin bürokrat tarafından yönetilen bir organizasyon. Bütün bir Avrupa’ya mal olabilmiş bir oluşum değil henüz.” AB’nin durumunu net bir dille ortaya koydu.
Avrupa Birliği’nin takip ettiği belirli bir politikaları olmadığını söyleyen Prof. Chandler, “dolayısıyla aday ülkelere karşı farklı yerlerde farklı şeyler söyleyebiliyorlar. Bir sorunla karşılaştıklarında nasıl bir tepki vereceklerini ne söyleyeceklerini bilmiyorlar. Yani; ortak bir politika belirlemiş değiller “ ifadesini kullandı.
Prof. Dr. David Chandler ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi sunuyoruz:
- AB’nin politikalarında genel anlamda şöyle bir durum söz konusu: Takip ettikleri belirli bir politikaları yok. Aday ülkelere karşı farklı yerlerde farklı şeyler söyleyebiliyorlar. Kendi içerilerinde de tutarlı bir politika geliştiremedikleri için bu hafta bir şey söylerken bir diğer hafta başka bir şey söylüyorlar.
* Avrupa bir yandan kimlik arayışı içerisindeyken ve de  AB’nin lokomotif ülkeleri Almanya ve Fransa’nın Türkiye’ye yönelik tutumları ortadayken bazı Avrupa Birliği ülkelerinin yetkilileri tarafından Ankara’nın AB’ye üye olabileceğine ilişkin açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durumdaki bir Avrupa, Türkiye’yi arasına alır mı? Bu tavırlarla AB ikiyüzlü davranmış olmuyor mu?
Öncelikle şunu söylemek gerekir; belirttiğiniz gibi Avrupa Birliği kendi içerisinde bir kimlik sorunu yaşamakta. Evet, genel olarak bir Avrupalı kimliğini henüz oluşturmuş değiller. Anayasalarını da belirlemiş değiller. Dolayısıyla, ifade ettiğiniz bu sorun aslında sadece Türkiye ile ilgili değil. Diğer aday ülkeler için de geçerli. AB bu anlamda, aday ülkelere Avrupa Birliği değerlerini vaat ediyor. Bu nokta çok önemli…
* Avrupa’nın dışına taşan sorunlar, karar mekanizmaları ve Chirac’ın “Türkiye, kültür devrimini yaşasın öyle gelsin” sözü… Bütün bunları nasıl okumak lazım?
Avrupa Birliği’nin genişleme sürecinin aslında kendi kimliğini arayış sürecine de dönüştüğünü görüyoruz. AB genişleme süreciyle bir anlamda kendi kimliğini oluşturmaya, bulmaya çalışıyor. Almanya ve Fransa’nın içerisindeki soruna baktığımızda, bu ülkede yaşayan radikallerin tutumlarıyla ilgili bir problem olduğunu söylemek doğru olur.  Normal bir şekilde bu ülkede yaşayan kişilerle yönetimlerin herhangi bir sorunu bulunmuyor. İşte buradaki asıl sorun; radikaller, Almanya, Fransa ve İngiltere’de halkı nasıl etkileyecektir? Sorusunun altında yatıyor. Bu üç ülkede yaşayan radikal Müslümanların tehdit oluşturduğunu düşünüyorlar. Siyasi platformda ve sıradan Müslüman vatandaşlarla ilgili herhangi bir sorunları yok. Tekrar etmek gerekirse; genişleme sürecinde kimlik sorunu yaşanıyor. Bu doğrultuda Türkiye, AB ülkelerinin çekinceleri içerisinde yer alıyor. AB sorumluluk almaktan kaçıyor
 
* AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’nun Türkiye’de türban ve laiklik konusunda yaptığı açıklamalar… “AKP kapatılmasın” sözü… AB bundan bir avantaj mı elde etmeye çalışıyor?
 AB’nin politikalarında genel anlamda şöyle bir durum söz konusu: Takip ettikleri belirli bir politikaları yok. Aday ülkelere karşı farklı yerlerde farklı şeyler söyleyebiliyorlar. Kendi içerilerinde de tutarlı bir politika geliştiremedikleri için bu hafta bir şey söylerken bir diğer hafta başka bir şey söylüyorlar. Dolayısıyla aday ülkelere karşı tavırları, o ülkelerle olan tutumlarından değil de kendi içerlerinde tam bir mutabakat sağlayamadıklarından kaynaklanıyor. Bir sorunla karşılaştıklarında nasıl bir tepki vereceklerini ne söyleyeceklerini bilmiyorlar. Yani; ortak bir politika belirlemiş değiller.
Kongrede yaptığım konuşmamda da söylediğim gibi AB, sorumluluktan kaçan bir politika da izlemektedir. Sorunları kimi zaman ülkenin iç meselesi olarak lanse etmeye de çalışıyor. Dolayısıyla AB, AKP ile ilgili tutumundan bir avantaj elde etmeye çalışmıyor. Ciddi bir şey söylerse sorumluluk alması gerekecek, o da bundan kaçıyor.
* Balkanlar’da son zamanlarda farklı bir sürece girilmiş gibi görünüyor. Örneğin Yunanistan ile Makedonya arasındaki isim davası. Öte yandan, Kosova’nın bağımsızlığı bölgede bir domino etkisi yapar mı? Aynı şekilde Kıbrıs meselesi, Bulgaristan ve Romanya’daki yolsuzluklar, mafya… Bunların global bir açıklaması var mı?
Aslında dünyanın bütün ülkelerinde yolsuzluk meselesi var. Ve bu durum her yerde geçerli. Kosova meselesine gelirsek; bu AB’nin tutumundan kaynaklanan bir durumdur. BM’nin düzenlemesi, aldığı kararlar durumu karmaşık hale getirmiştir. Bu bakımdan, Kosova’da yaşanan sorunun Avrupa Birliği kaynaklı olduğunu düşünmek bence yanlış olur. Yolsuzluk ve diğer durumları her yerde yaşamak mümkün…
* Konferansta yaptığınız konuşmada, “AB’nin müdahalede bulunduğunu ancak bu düzeyde de sorumluluk almaktan kaçtığını” söylediniz. Hatta bir ülkeye, oranın seçilmiş başbakanından daha yetkili komiserler atadıklarını ancak buna karşılık herhangi bir olumsuzlukta sorumluluk almadıklarını ifade ettiniz. Bu açıklamalarınız bana Bosna Hersek’te İngiliz Yüksek temsilciyi hatırlattı. Öte yandan, AB, Kıbrıs sorununu Rum kesimini üye yaparak kendi içerisine taşıdı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Evet haklısınız. Avrupa Birliği’nin sorumluluk aldığı ancak çözümünde başarılı olamadığı en somut örneklerden birisi Kıbrıs meselesidir. Aynı şekilde Bosna’ya da bir müdahalesi oldu. Ve yine 12 yıl geçmesine rağmen Bosna’da işler, önceki döneme göre daha iyi değil.
Bosna’nın yüksek temsilcisi İngiliz olduğu konusundaki sorunuza gelince; 2002-2006 yılları arasında, Bosna’da en popüler şahsiyetlerden biri Paddy Ashdown idi.  Kendisi askeri geçmişe sahip birisidir. Liberal Demokrat Partinin eski lideri Ashdown, İngiltere’de başarısız bir politikacı olmasına rağmen yüksek temsilcilik süresince en popüler insanlardan biriydi. Görevi boyunca şunu göstermektedir. Yerel politikacılara ihtiyaç duyulmaktadır.
Bir insan düşünün, Brüksel’de ya da başka bir yerde bir toplum için karar alıyor. Bunun başarılı olması beklenemez. İhtiyaç duyulan yerel politikacılardır… Dışarıdan müdahale mutluluk getirmemektedir.
Dışardan dayatmayla çözüm üretilemez
 
* Çözüm olarak ne önerirsiniz?
Her şeyden önce ben bir akademisyenim. Sorunun çözümünü bilmiyorum. Önemli olan yani benim görevim sorunu tespit etmek, var olan durumu ortaya çıkarmak. Ve de dile getirmek.
Bir konuda çözüm üretmeden önce, o sorunun ne olduğunu gerçekten anlamamız ve çözümlememiz gerekiyor. Çözüm için halklar tarafından seçilen insanların göreve getirilmesi ve sorumluluğun onlara verilmesi lazım. Öncelikle, sorunumuz şu; hiçbir ülkeye, hiçbir sorununda dışardan dayatmayla bir çözüm üretilemiyor. Bu çok önemli bir nokta… İnsanlar tarafından gönüllü olarak seçilmek önemli bir kıstas.
“İngiltere, kendisini geri planda tutmayı başardı”
 
*Uluslararası arenada Türk askerinin Kıbrıs’tan çıkması isteniyor ama adada üsleri, askerleri bulunan İngiltere’ye hiç tepki gösterilmiyor. Aynı şekilde Afganistan ve Irak’ta da İngiltere’ye tepki yok… İngiltere, nasıl oluyor da kendisini bu denli ustaca gizleyebiliyor? Öte yandan, son dönemde İngiltere’den ABD’ye karşı tepkiler yükseliyor. Özellikle, İngiltere, ‘ABD bizim tecrübelerimizden istifade etmedi’ diyerek Amerikan yönetimi eleştiriyor. Ayrıca, İngiliz diplomatlarının Taliban ile gizli görüşmeleri olduğunun ortaya çıkması üzerine de iki ülke arasında gerginlikler yaşandı. Sizce ABD-İngiltere ilişkilerinde bir bozulma mı var?
- Evet, İngiltere hem Blair döneminde, hem de şu anki Brown döneminde Irak ve Afganistan savaşlarında Amerika’nın yanında yer aldı. Ama burada şunu belirtmek gerekir: İngiltere, bu gibi durumlarda kazanan tarafın yanında yer almak ister. Bu yüzden İngiltere ABD’nin yanında yer almıştır. Öte yandan, Irak işgalini başlatan ve bölgeye giren, gitmek isteyen Amerika olduğu için hep en çok göz önünde olan oydu ve tabii ki de en çok eleştiriye maruz kaldı. İngiltere kendisini biraz geri planda tutmayı başardı. Ve istediğini elde etti.
 Afganistan meselesinde ise, ABD havadan bombalamayı seçerken, İngiltere yerde savaşıyordu. Bu da bir rahatsızlık doğuruyordu İngiltere’de. Sonra İngiltere Taliban ile görüşmeyi seçti. ABD de bunu kendisine karşı yapılmış bir hareket olarak algıladı. Bunlar da, her iki ülkenin de bazı konularda ne kadar anlamsız davrandığını göstermiştir. Çünkü henüz net bir stratejileri yok. Dolayısıyla strateji yokluğundan dolayı böyle bir karışıklık çıktı. “Kimse kendisini Avrupalı olarak tanımlamıyor”
 
*Avrupa Birliği’nin geleceği konusunda ne düşünüyorsunuz?AB politikalarında bir tutarsızlık görülüyor. Avrupa milleti, halen kendi meşruiyetlerini, parlamentolarını arıyorlar. Kimse kendisini Avrupalı olarak tanımlamıyor. Halen ülke ismi söyleniyor. Avrupalılık kavramı henüz yerleşmemiş durumda. Önce bu kavramın yerleşmesi lazım ki, Avrupa Birliği’nden gerçek anlamda bahsedilebilsin. AB, az sayıda elit bir tabaka tarafından yönetilen bir oluşum. Brüksel’de beş bin bürokrat tarafından yönetilen bir organizasyon. Bütün bir Avrupa’ya mal olabilmiş bir oluşum değil henüz.
AB politikalarında bir tutarsızlık görülüyor. Avrupa milleti, halen kendi meşruiyetlerini, parlamentolarını arıyorlar. Kimse kendisini Avrupalı olarak tanımlamıyor. Halen ülke ismi söyleniyor. Avrupalılık kavramı henüz yerleşmemiş durumda. Önce bu kavramın yerleşmesi lazım ki, Avrupa Birliği’nden gerçek anlamda bahsedilebilsin. AB, az sayıda elit bir tabaka tarafından yönetilen bir oluşum. Brüksel’de beş bin bürokrat tarafından yönetilen bir organizasyon. Bütün bir Avrupa’ya mal olabilmiş bir oluşum değil henüz.
AB politikalarında bir tutarsızlık görülüyor. Avrupa milleti, halen kendi meşruiyetlerini, parlamentolarını arıyorlar. Kimse kendisini Avrupalı olarak tanımlamıyor. Halen ülke ismi söyleniyor. Avrupalılık kavramı henüz yerleşmemiş durumda. Önce bu kavramın yerleşmesi lazım ki, Avrupa Birliği’nden gerçek anlamda bahsedilebilsin. AB, az sayıda elit bir tabaka tarafından yönetilen bir oluşum. Brüksel’de beş bin bürokrat tarafından yönetilen bir organizasyon. Bütün bir Avrupa’ya mal olabilmiş bir oluşum değil henüz.
AB politikalarında bir tutarsızlık görülüyor. Avrupa milleti, halen kendi meşruiyetlerini, parlamentolarını arıyorlar. Kimse kendisini Avrupalı olarak tanımlamıyor. Halen ülke ismi söyleniyor. Avrupalılık kavramı henüz yerleşmemiş durumda. Önce bu kavramın yerleşmesi lazım ki, Avrupa Birliği’nden gerçek anlamda bahsedilebilsin. AB, az sayıda elit bir tabaka tarafından yönetilen bir oluşum. Brüksel’de beş bin bürokrat tarafından yönetilen bir organizasyon. Bütün bir Avrupa’ya mal olabilmiş bir oluşum değil henüz.
 
 
•105
Bu haber toplam 5600 defa okunmuştur
Diğer Başlıklar

Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Nevzat LALELİ
Mehmet Ali ÖZTÜRK
ozturk158@hotmail.com
Tüm Yazarlar
    Anket
    Son 15 yılın hükümetleri göz önüne alınsa olası yeni bir ekonomik krizden hangi çözümle çıkılabilir?
    Ak Parti bu işin üstesinden gelebilir
    Ak Parti Ekonominin başına K.Derviş'i Getirmeli
    Milli Görüşle (SP) çözülebilir
    Bu Ekonomi düzelmez
    Fikrim yok
    » Piyasalar
$ USD
1.3690
€ Euro
1.8460
IMKB
32.400
Altın
38.04
    ISTANBUL 07.10.2008
İmsak
-
5:34
Güneş
-
7:00
Öğle
-
12:59
İkindi
-
16:09
Akşam
-
18:46
Yatsı
-
20:05
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008