|
|
|
Röportaj: Hüseyin Altınalan / haberdem.com
Türliye AB'yi korkutuyor
- Tekirdağ Valiliği, Türk Asya Stratejik Araştırma Merkezi (TASAM) ve Namık Kemal Üniversitesi tarafından düzenlenen “Uluslararası Balkan Kongresi”ne katılan Bulgaristan Avrupa Birliği Enstitüsü Program Direktörü Lubov Panayotova ile ülkesinin AB üyeliğini, Türk azınlıkların durumunu ve Türkiye’nin AB üyelik sürecini konuştuk.
Söyleşimiz sırasında diplomatik ifadeler kullanmayan, özeleştiri yapmaktan kaçınmayan Panayotova, sorularımızı samimiyetle cevapladı…
* Bulgaristan 1 Ocak 2007 itibariyle Romanya ile birlikte Avrupa Birliği’ne resmen üye oldu. AB üyesi olarak geçen bu süre içerisinde Bulgaristan’da ne değişti?
Aslında çok şeyin değiştiğini ancak maalesef halkın cebine yansıyacak bir değişiklik olmadığını söyleyebiliriz. Daha doğru bir ifadeyle; “halk açısından olumlu anlamda pek bir değişiklik olmadı” diyebiliriz. Zira Bulgaristan’da, ekonomik açıdan bir gelişme kaydedilmedi. Ancak, şurası da bir gerçek; bu uzun bir süreç… Bu kadar kısa bir süre içerisinde büyük gelişmeler de beklenmemeli. Öte yandan, AB’ye üye olmak aynı zamanda pek çok fırsat da doğurdu.
* Mesela?
Avrupa’da meydana gelebilecek herhangi bir pozitif rüzgârdan Bulgaristan’ın da yararlanabilmesi imkânı söz konusu oldu. En çok sevindiğim unsurlardan biri, AB İnsan Hakları Mahkemesi’nden bağımsız kararların çıkmasıdır. Yani; bizim hükümetimiz yargı reformlarını yerine getirmezse, Bulgar halkı kendi haklarını isteyebilme imkânına kavuşmuş oldu, böylece. Çok büyük bir engel oluşturulması durumunda, aynı şekilde hak aranabilecek. AB’ye üye olmak avantajlı bir şey, ama maalesef ülkemizde planlanan reformların durduğunu görüyoruz. Şimdi reformların mutlaka hızlanması gerekiyor. Rehavete kapılmak son derece yanlış.
Dışarıdan bir dayatmayla reformlara kalkışılmasının uyandırdığı tepki anlaşılabilir bir şey, fakat Avrupa entegrasyonunu içerden takip etmiş biri olarak şunu söylemek istiyorum ki, bu reformlar Bulgaristan için son derece faydalı. Avrupa’ya entegrasyon süreci sonuçta AB’ye üye olmakla bitmiyor. Kaçırdığımız pek çok şeyi yapmaya yeni başlıyoruz. Bu reform süreci devam etmek zorunda.
* Brüksel, ülkenize yolsuzluk ve mafya konularında sert uyarılarda bulundu. AB baskısı sizin içişleri bakanız Rumen Petkov’un istifasını getirdi… Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Bu uyarıların hoş karşılanmadığı bir gerçek, ama dediğim gibi reformlar Bulgaristan’ın menfaati için yapılması gerekiyor. Bulgar hükümetinin çabaları yetersiz kaldığında AB yaptırım gücüne sahiptir. Brüksel’den, AB üyesi ülkelerin Bulgaristan’a bakış açısına paralel olarak bizlere bazı baskılar yapıldı. İçişleri Bakanının isteksizce istifa etmesini bile AB üyeliğimiz getirdiği bir gerçek, bu neticeyi hızlandırdı. Şu an içişleri bakanlığında büyük bir reform yapılması gerekiyor. Oradaki karanlık ilişkilerin ortaya çıkması bunun gereğini gösterdi.
“Türklerin hakları, HÖH’ün öncelikleri arasında yer almıyor gibi”
* Avrupa Birliği yasaları, üye ülkelerden azınlıklara bir takım haklar tanımasını zorunlu kılıyor. Sizce Bulgaristan’da yaşayan Türklere belirtilen haklar veriliyor mu?
Bu insanlar, aynı zamanda Türk vatandaşı da oldukları için çifte vatandaşlar. Ama her şeyden önce Bulgar vatandaşlarıdırlar. Vurgulamak istediğiniz sorunlar, iki tarafı ilgilendirdiği için, devam etmesi gereken reform süreci içerisinde çözülmeye muhtaç konulardır. Yapılması gereken pek çok reform olduğu için bu sorunların çözümü biraz zaman alabilir. Tabii, bu ifadeler biraz bahaneymiş gibi algılanabilir, ancak aslına bakarsanız; bu gibi konularda en iyi çözümü üçlü koalisyon hükümetinde görüyorum. Koalisyon hükümetinin ortak kararlar alması gerekiyor, ama ortaklar anlaşamıyorlar. Hak ve Özgürlükler Partisi (yani Türklerin yoğun olduğu parti), Bulgaristan’da kilit parti konumunda. Herkes onlarla koalisyon kurmak zorundaama işin garip tarafı, HÖH, bu konularda hiçbir şey yapmıyor. Mevcut iktidar, Türklerin sayesinde bu koalisyonu kurdu. Fakat Türklerin ya da daha genel bir ifadeyle azınlıkların hakları, Hak ve Özgürlükler Partisi’nin öncelikleri arasında yer almıyor gibi görünüyor. “Türkiye, bugün nereye doğru gitmek istediğini tartışmalı”
* Türkiye’nin AB üyesi olamamasının önündeki en büyük engel sizce nedir?
Bence bunun sebebi, Türkiye’nin büyüklüğü ve gücüdür. Çok kısa ve net söylüyorum, Türkiye, AB’yi korkutuyor. AB’deki bu iki unsur öyle bir mekanizmayı çalıştırıyor ki, nüfus ve güç korkutuyor. Güçlü bir Türkiye’nin AB’ye girmesi, gelecekte karar mekanizmalarını büyük ölçüde etkileyecektir. Pek çok konuda Türkiye’nin lider bir konuma gelme olasılığından çok çekiniyorlar. Almanya’dan sonra ikinci ülke. Belki de varsayım olarak en büyük AB ülkesi olabilir. Eğer üye olmak istiyorsa Türkiye, 22. yüzyılında nasıl bir Avrupa vizyonu çizdiğini net bir dille anlatmak zorunda ve bu görüş bloktaki diğer ülkelerle örtüşmeli. Gerçekten AB’ye girmek istiyorsa, Fransa ve Almanya’nın altında ezilmek istemiyorsa, nereye doğru gitmesi gerektiğini Türkiye’nin bugün tartışması gerekiyor. Ayrıca nasıl bir Avrupa istediğini de açıkça ifade edebilmeli. Türkiye’nin büyük bir potansiyeli olduğunu çok iyi biliyorum, sadece bundan sonra eksik olanları yerine getirmelidir.
* AB’nin Türkiye’yi üye yapmaya çekinmesi ve süreci sürekli uzatmasının din ve kültür farklılığından kaynaklandığı pek çok kesim tarafından dile getiriliyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Avrupa’da AB ile müzakere eden, müzakere sürecine girmeye çalışan ve üye olan ülkeler var. En küçük etnik gruba, her kesime eşit durmaya çalışılıyor. Bu AB’nin multiculture bakışından (yani etnik ve kültürel zenginliklerin korunması ve beraberce toleranslı bir şekilde var olması) anlamına gelir ve AB değer sisteminin vazgeçilmez bir parçasıdır. Bunun çözüm mercii de tabii ki AB’dir. Yıkıcı değil yapıcı olmak gerekiyor. Kültürel kimlikleri korumak açısından da fonlar ayrılmıştır. Hafif baskılarla özellikle pasif kültürlerin korunmasına çalışılıyor.
* Sizce sonuçta Türkiye’yi AB’ye alacaklar mı?
Dört yıl önce, Bulgaristan’ın AB’ye girme hedefi konusunda bir tartışma başlatmıştık. Çünkü Türkiye’nin AB’ye üye olması konusunda Bulgaristan’ın resmi olarak net bir tavrı belirlenmemişti. Türkiye’nin AB üyeliği bizce Bulgaristan’ın lehine bir durumdur. Şartları yerine getirdikten sonra, fazla da oyalanmadan üye yapılmalıdır. Bu sürecin çok uzatılmasında da bir yarar görmüyoruz. Bunun Bulgaristan için hem siyasi, hem de özellikle ekonomik açıdan faydası vardır. Türkiye bence AB’ye üye olmalıdır. Ama maalesef halen Bulgaristan’ın resmi olarak Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki düşüncesi net bir şekilde ortaya konmamıştır, şekillenmemiştir.Ve bunun iç siyaset hesaplaşmaları ve aşırı milliyetçi partinin baskısından kaynaklanıyor.
* Avrupa Birliği’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Ben AB’nin geleceğine inananlardanım. O yüzden 22. yüzyıldan bahsettim. AB içerisinde kurumsal ve yapısal reformlar çok yavaş ilerliyor, ama biz 22. yüzyılda var olacağına, gelişeceğine ve bünyesinde yer alan ülkelerin yararına olacağına eminiz.
*AB’nin meşruiyeti sorununa nasıl bakıyorsunuz peki?
Her ülkenin kendine özel meseleleri var. Mesela şans kimlere veriliyor? Gerçek reformları ve demokratikleşmeyi gerçekleştirmek için halk tarafından güvenilmeyen kişilere yetki veriliyor. İnsanlar reformların gerçekleşmesini istiyor. Mesela bu Balkanlar’da yapılabiliyorama Irak’ta o süreç dışardan empoze edilemiyor.
haberdem.com (özel) .117
|



