İSMAİLAĞA CEMAATİ: KÜLLİYE BAKAN ONAYLI! BASKI GÖRÜYORUZ..

İsmailağa Cemaati: Yıllardır siyasi baskı görüyoruz! Külliye bakan onaylı

18 Şubat 2016 Perşembe 11:20 < GÜNCEL

İsmailağa Cemaati lideri Mahmud Efendi Hazretleri'nin bacanağı ve en yakınında ona hizmet eden Marifet Derneği Başkanı Muhammed Keskin Hoca geçtiğimiz haftalarda Çavuşbaşı'nda yıkılan Mahmud Efendi Külliyesi ile ilgili çok konuşulacak çarpıcı bilgilere yer verdi. 

Vahdet gazetesi Yazı İşleri Müdürü Zübeyir Koçulu'nun görüştüğü Muhammed Keskin Hoca, külliyenin yıkım sürecinden, Mahmud Efendi'nin çözüm sürecine bakışına, "paralel devlet" gibi gündemin öne çıkan konularına ilişkin büyük yankı uyandıran açıklamalarda bulundu. 


İşte Mahmud Efendi Hazretleri'nin bacanağı ve en yakınında ona hizmet eden Marifet Derneği Başkanı Muhammed Keskin'in röportajından öne çıkan başlıklar; 
 

MAHMUD EFENDİ KÜLLİYESİ’

Yıkım sonrası haberlere konu olan bu alanda tamamlanmış bir binanın yanısıra devam etmekte olan bir cami inşaatı var. Bir de yıkım sonrası yerle bir olmuş ek binalar. Kendilerini “Efendi Hazretleri’nin Hizmetkârları” olarak tanıtan Muhammed Keskin Hoca ve arkadaşları, buranın tamamına “Mahmud Efendi Külliyesi” diyorlar. Resmi evraklarda ismi “Yıldıztepe C-Tipi Mesire Yeri” olarak geçiyor. Marifet Derneği burayı Orman Bakanlığı’ndan 2014 yılında kiralamış. Geçen zamanda her hafta Külliye’yi ziyarete gelen on binlerce kişiyi daha iyi ağırlamak için projeyi genişletmek istemişler. Bakanlıkla yaptıkları yazışmalar sonrasında yeni bir vaziyet planı hazırlamışlar. Ancak söylediklerine göre yazışmalar sürerken aniden yıkım kararı alınmış. Süreçte yaşananları Muhammed Keskin şöyle özetliyor:

‘BAKANLIK’TAN KİRALADIK’

“Biz burayı Orman Bakanlığı’ndan şu amaçla kiraladık: Efendi Hazretleri 10 senedir Beykoz’da ikamet etmektedir. Türkiye’den ve dünyadan geniş bir seven kitlesi bulunmaktadır. Yoğun bir şekilde misafir akınına uğruyor burası. Verdiğimiz projelere bakarsak herhangi bir ticari unsur barındırmamaktadır. Taş işçiliğiyle yapılan bir cami, hanımlar mescidi, kız ve erkek Kur’an kursları, ‘alimleri misafir etmek üzere bir misafirhane, şehid Bayram hocamızın adını taşıyan kütüphane ve hizmet binası vardı.

Biz burayı 29 yıllığına kiraladıktan sonra Orman Bakanlığı yetkilileriyle görüşerek burayla alakalı bir vaziyet planı hazırladık. Biz iki sene içerisinde üzerimize düşen mevzuattaki yapmamız gereken şeyleri yaptık. Bizi 2 şeyle suçluyorlar çok katlı bina yapma, bir de tabanı genişletme. Bir kısım medyada yapılan haberlerdeki gibi burada kaçak yapı söz konusu değil. Biz burada Orman Bakanlığı’ndan arazi kiralamışız, 2 senedir kiramızı veriyoruz. Aramızda sözleşme mevcut, sonra aramızda Orman Bakanlığı makamlarının müteselsil onayladığı, imza attığı vaziyet planı var. Dolayısıyla bizim buradaki yapılara kaçak demek doğru değil. 
 

‘HABERLERİ VARDI, YIKMAYI TERCİH ETTİLER’

Orman Bakanlığı tebliğinde çok katlı binalar zaten mevzuatta var. 296. tebliğde 3 kat, 300 nolu tebliğde de 4 katlı yapabiliyorsunuz zaten mesire yerlerinde. Onlar mevzuatı bizden daha iyi biliyorlar. Dolayısıyla çok katlı binalar suç teşkil etmiyor. Bu, mevzuattan doğan hakkımız. Mevzuatın dışına çıkmak veya projenin dışına çıkmak olarak kabul etmiyoruz. 

Taban genişletmesine gelince de yine mevzuattan ve sözleşmeden doğan hakkımız 15. Madde’de der ki, sözleşmede işletmeci projeleri ihtiyacı karşılamadığında yeni bir ek vaziyet planıyla Orman Bakanlığı’na başvurarak ek vaziyet planını onaylatır. Bu 2 sene zarfında buraya gelen kalabalıklar nedeniyle ilk verdiğimiz vaziyet planındaki projelerin yeterli hizmeti sağlayamayacağını anladık. Sonra vaziyet planında değişikliğe gittik. Tabandaki genişleme doğrudur. Biz bunu zaten Orman Bakanlığı yetkililerine Sayın Orman Bakanı’na ve Başbakanımıza ifade ettik. Kendilerine dosya verdik. Bu dosyanın birinci sayfasında buradaki durumu özetleyen bir dilekçemiz mevcuttu sonra altta buradaki yaptığımız projelerin çizimlerin hepsini verdik. Bunların hepsinden haberleri vardı kendilerinin. Biz onlardan yardımcı olmalarını ve kolaylık sağlamalarını talep ettik, onlar ise zorluk çıkarmayı ve yıkmayı tercih ettiler.

NE OLDUYSA İSMAİLAĞA VAKFI YETKİLİLERİNİN ŞİKAYETİNDEN SONRA OLDU

Ne olduysa son dönemde İsmailağa Vakfı yetkililerinin şikâyeti ve siyasi iradeyle beraber hareket eden bazı hocaefendilerin muvafakat etmesinden sonra oldu veyıkım gerçekleşti. Yoksa 2 seneden beri istişareli çalışma söz konusuydu. Biz inşaatları bitirdikten sonra burada bir hukuksuzluk gördüler. İki sene görmedin de inşaatlar bitme aşamasına geldiğinde mi hukuksuzluk gördün?” 
 

‘YIKIM HUKUKİ DEĞİL’

 İsmailağa’dan kim şikâyet etti sizi?

İsim vermeyelim. Bizim bildiğimiz isimler de var. Bilmediğimiz isimler de var. Neticede yıkım hukuki değil. Beykoz ilçesinde kaç bin tane yıkım kararı var ve kaçı uygulanmış? Kaçını uygulayabilmişsiniz? Mesela İstanbul’un tarihi silüetini bozan 16-9 hakkındaki mahkeme kararını biliyorum. Onun mahkeme kararı var, yıkabildiler mi? Netice Olarak biz bu yıkımı “Birileri şikayet etti diğerleri de yıktı” olarak görmüyoruz. Bilakis bir ortak çalışma ürünü olarak telakki ediyoruz.

‘POLİS, ORMAN MÜDÜRÜNE YIK BASKISI YAPTI’

 Yıkım esnasında neler yaşandı?

Yıkım öncesi geceyarısından itibaren gelenleri gönderdik. Yetkililer buraya geldiklerinde bine yakın ihvan vardı, onlara “Asayişi bozacak herhangi bir hareket istemiyoruz” dedik. Sokağı kapattık, insanları burada tuttuk, insanların yıkım ekibiyle karşı karşıya gelmemesini sağladık. “Size kapı hazırladık buradan gelin yıkın” dedik. Ama “Önce belgenizi gösterin” dedik. Bize bir savcılık veya mahkeme kararı gösteremediler. Kanlıca Orman Müdürü burayı 17/2’ye göre yıkıyorum dedi. 17/2 yanma yoluyla açılan ormanlar. Hani yangın çıkmış açılmış, vatandaş girmiş ağaçları yakmış, sonra içine girmiş inşaat yapmış, bununla alakalı bir madde bu. Burası bir kere 17/2 değil. İkincisi mesire yeri, üçüncüsü aramızda bir sözleşme var. Dördüncüsü onaylı bir vaziyet planımız var. Yani bu dediklerinin hiç biri burada tutmuyor. Yine de orada kararlıydılar orada. Çünkü Çevik Kuvvet Müdürü Orman Müdürüne dedi ki “Ne bekliyorsun, emri ver yıksınlar!” diyerek baskı yaptı. 
 

‘İLK TAŞI EFENDİ HAZRETLERİ KOYDU'

 Mahmud Efendi yıkım esnasında bu Külliye’deydi, nasıl karşıladı yıkımı?

Efendi Hazretleri bu binalar yapılırken ilk taşı koydu. Biraz rahatsızdı, tam teferruatlı anlatmadım. Üzülmesini de istemedim. İlk başta yıkacaklarını söylediğimde sorduğu soru şu oldu: Niye? Kim yapıyor bu işi? Yıkımdan sonra da “Bakalım ne olur?” Buyurdular.

‘28 ŞUBAT’TA BÖYLE YIKIM YAPILMIYORDU’

‘Yanlışlıkları bizzat insanların yüzüne karşı söylemiş insanlarız biz, çekinen insanlar değiliz. 28 Şubat’ta böyle yıkılmıyordu, mühür vuruluyordu. Başka bir kapıdan tekrar giriyorduk. Bu adalete ve Müslüman ahlakına yakışan bir şey değil. Devlet ahlâkına yakışan bir şey değil. Benle görüşen insansınız, istediğiniz zaman telefon açıyorsunuz. Seçimden sonra telefon açıyorsunuz ve “Bundan sonra el-ele, omuz-omuzayız” diyorsunuz, sonra size ulaşmaya çalışıyoruz, ulaşamıyoruz. Bize bir şey demiyorsunuz. Bizimle görüşebilirdiniz. “Yıkın gitsin” denince biz de bu işin faillerini açıklamak zorunda kaldık. 

MARİFET DERNEĞİ KİME AİT, NE YAPAR?

Muhammed Keskin Hoca bu soruya şöyle cevap veriyor: Marifet Derneği, Mahmud Efendi Hazretleri’nin hizmetkârlarından oluşuyor. Yaklaşık 10 senedir burada, Çavuşbaşı’nda Mahmud Efendi Hazretleri’nin hizmetlerini görüyoruz. Ahıska yayınevi’yle Efendi Hazretleri’nin kitaplarını basıyoruz, tercüme eserler basıyoruz, uluslararası organizasyonlar yapıyoruz.  


 

Çavuşbaşı’ndaki Mahmud Efendi Külliyesi’ndeki binaların resmi belge gösterilmeden yıkılmasına karşı çıkan Marifet Derneği Başkanı Muhammed Keskin Hoca’nın süreçte en çok üzüldüğü konulardan biri Müslüman kesimlerin kendilerine yönelik suçlamaları olmuş. Özellikle “paralel” iddialarına içerlemişler. Kastedilen grubu temelde diyalog olmak üzere birçok konuda eleştirdikleri dönem bu kesimlerin İsmail Vakfı ve siyasi iktidarla iç içe olduklarını söylüyor. Ve kendilerine yönelik bu tür suçlamalara Marifet Derneği’nin farklı konularda iktidara yönelttiği eleştirilerin neden olduğunu savunuyor.   

 Siz bir dönem hükümete yakındınız. Sonra ne oldu?

Efendi Hazretleri’ni ziyarete geliyorlardı. Birkaç eleştiri yaptık. Hükümete yakın grupların hazırladıkları bildirilerin hiçbirine imza atmadık. Efendi Hazretleri’ne sorduk, “Atmayın” dedi, biz de atmadık.

 Ne tür bir engelleme ya da baskıdan bahsediyorsunuz?

İlk engelleme şudur: 2006’da Mahmut Efendi Hazretleri İsmailağa’dayken (Fatih Çarşamba) 2 sene ziyaret kabul etmedi. Sadece 5-10 kişi kendisini ziyaret edebiliyordu. Efendi Hazretleri 2 sene kadar hasta yatağında yattı. Sağından soluna dönecek kadar mecali yoktu o zamanda. Sonra hacı annemiz (Efendi Hazretleri’nin hanımı)  Mahmut Efendi Hazretleri’ni tedavi için bir hastaneye götürdü. Tedaviye olumlu cevap verdi. Mahmut Efendi hazretleri bir anda ayağa kalktı, ayağa kalktığı fotoğraf da basına yansıdı. Ayağa kalkmaya mecali olmayan bir insanın bir haftada ayağa kalkması geriye dönük olarak insanların süreci sorgulamasına sebep oldu. Tabi bazı kesimleri ve bazı mihrakları da korkuttu bu. O sırada hastane ve Mahmut Efendi’nin arabası kurşunlandı, tedavi yarım kaldı. Yarım bırakılmak için yapıldığı belliydi. Soruşturma devam ettirilmedi. Bazı isimleri ulaşıldı ama kapatıldı. Sonra da İnsanlığa Hizmet Sempozyumu engellendi.
 

 Sinan Erdem’deki sempozyumu mu kastediyorsunuz? Nasıl oldu? 

200-250 bin kişi gibi büyük kalabalıklar gelecekti. Bütün izinleri aldık. Buradaki arkadaşlarla beraber dernek adı altında ilanları yaptık. Bütün âlimlerin buraya gelmesi bazı mihrakları çok korkuttu. Bazı insanlar dünyada kendilerini öne çıkarıyor, lanse ediyor veya siyasiler kendilerini İslami ölçü olarak görüyor. 

Efendi hazretleri o zamana kadar medyanın önüne tam manasıyla çıkmış değildi. Bu kadar âlimin olacağı bir toplantı dünyada büyük bir yankı yapacak hem de insanların uluslararası bakışını daha da genişletecekti. Bir gece bizi emniyetten aradılar. Sinan Erdem’i iptal ettiler. Bütün izinler alınmıştı hâlbuki. Bunun iptaline ne sebep olabilir ki? Mahmut Efendi Hazretleri’nin uluslararası düzeyde irşadının kuvvetini görülmesini istemiyorlardı. Çeçenistan ziyaretine bu bağlamda mani oldular. Küçük bir camide hizmet etti yıllarca, insanlar geldi, gitti ama hiçbir zaman Mahmut Efendi Hazretleri’nin irşadı böyle sahada görünmedi. Orada o kalabalıklar görünecekti, istemediler. Çünkü kendilerinden başka kuvvet görmek istemiyorlardı.  

BİR GECEDE KÂĞIT GELDİ, SEMPOZYUM İPTAL OLDU

Ulema topluluğu da bir karar alır diye çok korktular. Çünkü dünyanın her ülkesinden büyük âlimler geldi. İslam dünyasında bir karar alınsa bağlayıcı olurdu. Külliye konusunda diyorlar ki bazı mevzuata uyulmadı, yıkım yapıldı. Orada bütün hukuka uyuldu. Maksat neydi? Faruk Çelik’le görüştük âlimler gelecek, haberdar ettik devletimizi de hükümetimizi de haberdar ettik. Bir gecede bir kâğıt geliyor ve hiçbir şey anlatılmadan iptal oluyor. 

EFENDİ HAZRETLERİ’NİN TAVAFA ÇIKMASINI İSTEMEDİLER

2011’de 50 bin kişilik umre organize ettik Marifet Derneği olarak. 50 bin Türk ile Kâbe’de toplandık ve kimsenin burnu dahi kanamadı.  Orada da Diyanet’in ateşesi geldi bize “Efendiyi tavafa çıkarmayın” dedi. Orada bile baskı yapıldı. Niye? Efendi’nin büyük kuvveti, ehl-i Sünnetin bu güzel görüntüsü Efendi’yle ortaya çıkmasın diye. Sen bunu niye söylüyorsun, bunu söylüyorsa buranın hükümeti söylesin bize. Siz bu işe karışamazsınız dedik. Orada bile baskı vardı bize.

HANIMLAR İÇİN YAPTIRDIĞIMIZ VAKIF TARUMAR EDİLDİ

Eyüp Sultan Hazretleri’nde hanımlara bir vakıf yaptırdık, hanımlar orada kendi aralarında kitap çalışmaları yapıyorlardı. Teslim alınacağı sırada bir bakıyorlar bütün vakıf tarumar edilmiş. Kim yaptı bunu? Demişler, belediye. Belediyenin bunu yapacak gücü mü vardı. Hadi biz bunu sineye çektik. Vakfın bütün eşyalarını atmışlar, kırmışlar. Klimalar sağda solda. Biz gene topladık. 
 

“PERİNÇEK’LE ANLAŞMAYIZ”

Yeni Türkiye’de ehl-i Sünneti görmek istemiyorlar. Bu ülkenin temeli Osmanlı ve Selçuklu. Selçuklu ve Osmanlı Devleti’nden bahsediyorlar insanlar etkileniyor ama onun itikadı ve yaşayış biçiminin içini boşaltıyorlar. Yeni Türkiye bu olmamalı. İslam’a yeni bir söylem getirip, tarikatlardan, maneviyattan soyutlanmış Kur’an Müslümanlığı gibi değişik bir Müslümanlık, tek tip insan getirmek uygun değil. Şimdi buna bakarsak Doğu Perinçek “Muhafazakâr insanlarla anlaştım. Cemaatlerin kökünü kazıyacağız” diyor. Benle anlaşmadı bu. Kimle anlaştı da tek tip insan istiyor? Ne oluyor da ikisi bir noktada buluşuyor? Biz onlarla buluşamayız aynı noktada.

“BİZ PARALELİ TANIMIYORUZ”

“En rahatsız olduğumuz şu: Bir kesim bize “paralel” diyor. Kendilerine paralel denilen bir cemaat mevcuttur. Onların holdingleşmesi, kadrolaşmaları bizim ilgi sahamıza girmemektedir. Eğer bir paralel yapı söz konusuysa bununla uğramak devletin işidir. Biz bu cemaatin kitaba ve sünnete uymayan görüşlerini eleştirdik. Hatta dinlerarası diyaloğa karşı uluslararası sempozyum bile düzenledik. Bununla beraber 2011 umresinde diyalog mimarlarının aday yapılmamasına dair bizzat bu fakir, Efendi Hazretlerinin yanında konuşma yaptı. Bundan sonra kalkıp bize paralel demek hangi insafa sığar? 

Ben bu insanları Efendi Hazretleri’nin yanına ziyarete geldiklerinde tanıdım. İsmailağa Vakfı ileri gelenleri ve hükümet yetkilileri onlarla iç içeydi. Şimdi nasıl oldu da biz paralel olduk onlar devletini seven oldu, bunu anlamıyoruz. Onlarla ne bağlantım olabilir ki benim. Siz kendiniz iç içeydiniz, okyanus ötesine selamlar salıyordunuz. Siz bunları organize ettiniz, bu konuma getirdiniz. Ne oldu da şimdi böyle oldu? Karşınıza kim muhalif çıksa paralelci yaftası takıyorsunuz. Ayıp değil mi? Bu hukuku katletmek değil mi?”

“HUKUKA UYMAZ”

Bizim için o gün “Bunlar Ergenekoncu, hükümeti yıkmak istiyorlar” dediler. Bir türlü kendimizi anlatamadık. Biz devletimizi, vatanımızı düşünüyoruz. Halkımızı düşünüyoruz. 

Biz kimsenin cesaret edemediği zamanda konuştuk, şimdi bakıyoruz bu süreçte onlar tertemiz, biz ne olduk? Paralelci, terörist olduk. Böyle bir saçmalık olur mu? Sen bunları bir yerlere getiriyorsun, sonra da onlarla kavga ediyorsun, ondan sonra kim sana karşı çıkarsa bu paralelci deyip yaftayı vurup insanı zedeliyorsun. Bu hakka, hukuka uymayan bir iş. Hem devlet geleneğine de uymaz. Toplumları baskı altında tutmuş olursun.

EFENDİ HAZRETLERİ ÇÖZÜM SÜRECİNİ ELEŞTİRDİ

Siyasi baskı iddianızın sebebi ne size göre?

Yaptığımız eleştiriler. Çözüm sürecinin yanlış olduğunu ve çözülmeye götüreceğini söyledik. Süleyman Şah türbesinin taşınmasını ve bayrakların indirilmesini eleştirdik. O zamanlar İran ile yakınlardı, şimdi ayrıldılar. Bunlara eleştirel yaklaştık. Ama İsmailağa’dakiler suya sabuna dokunmayalım, aman hükümetle aramız bozulmasın, kayıtsız şartsız destekleyelim tavrında oldu.  

Sizi Hükümet karşıtı olarak göstermeye çalışıyorlar? 

Biz Hükümet karşıtı değiliz. Bilakis tavrımız şeyhimiz Efendi Hazretlerinin tavrı gibi siyaset üstüdür. Allah’a çağırmaktır. Biz doğru gördüklerimizi destekliyoruz. Yanlış gördüklerimizi de dile getiriyoruz. Lakin siyasi iradeyi kutsallaştıranlar eleştirilerimizi kaldıramıyorlar. Baskıyla ve muhalif olma ithamı ile bize dönüş yapıyorlar.

Kaynak: Vahdet Gazetesi

Etiketlerkülliye ismailağa
YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • Ezgi bobur - 28 Mart 2016 Pazartesi 15:21
    Allah razi olsun
İSTANBUL ⇓
İmsak 06:00
Güneş 07:27
Öğle 12:55
İkindi 15:42
Akşam 18:10
Yatsı 19:30
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
DÖVİZ KURLARI
USD 3.7779     EURO 4.3970     IMKB 109351     ALTIN 155,006    
11°İSTANBUL