|
|
|
Ahmet N. Güvener /Boyut haber
Hiç okumadığım bir gazetede yazılar kaleme alan Cemal Uşşak, geçtiğimiz günlerde köşesini Erbakan ile alakalı bir takım hezeyanlarına hasretmiş ve ne akla hizmetse Erbakan’a öfke kusmuş. Baştan aşağı temelsiz ve siyâsi akıldan ve tutarlılıktan behresiz laflar. Fakat ben yine de bu yazıyı ele alacağım ve gerçek soy ismi olan Uşak’ı terk edip, azıcık Osmânî ve çelebi çağrışımı yapsın diye Uşşak’ı tercih eden Cemal Efendi’nin aslında mizacen de tam da bu değişime denk bir fıtratta olduğunu göstermeye çalışacağım. Cemal Efendi’nin hezeyanlarla dolu yazısındaki tutarsızlıkları ortaya koyarken asıl niyetim, Nur cemaati içinde yer etmiş müzmin Erbakan düşmanlarının ipliğini pazara çıkarmak. Çok şükür ki, bazı ihtiyarları hariç Nur cemaati arasında Erbakan düşmanlığını sürdürenler pek azdır.
Gelelim Cemal Efendi’nin yazısındaki hezeyanlara. Malum olduğu üzere Mümtaz’er Türköne bir yazısında Erbakan ve Bediüzzaman’ı karşılaştırarak, bu iki zâtın Türkiye’deki dindar halkı makul bir çizgide tutmakta önemli bir rolleri olduğunu söylemiş idi. Cemal Efendi buna bozulmuş. Ve yazısının henüz giriş kısmında Mümtaz’er Türköne’ye çatarak, “Olur mu hiç? Bediüzzaman nire, Erbakan nire?” demeye getiriyor. Yazısının bütününde ise, bu tespite niçin bozulduğunu ispata çalışacak ama, ağzından yahut kaleminden, Erbakan’a örtük küfürler etmekten başka bir şey çıkmıyor. Erbakan’ı sevmeyebilirsin de ey Cemal Efendi, bunun için ne demeye siyasetin ve siyaset tarihinin bildik gerçeklerini, kendini ve aid olduğunu iddia ettiğin cemaati rezil etmek pahasına eğip büküyorsun?
Ne mi diyor Cemal Efendi? Meselâ diyor ki, “Erbakan dindar insanları sistem içi tutmuştur amma, Erbakan bunu daha çok siyasi sistemin muhafızları adına yapmıştır” Yahu be birader, bu sözü söylüyorsun da, önce adama, “Dön de kendine bak” derler. Yani Erbakan’ı sistem muhafızlarının adamı sayan kişi, diyelim ki hayatını sert ve tavizsiz bir mücadele çizgisine adamış bir kimse olsa, hadi bir yere kadar anlayacağız. Ne bileyim, yıllarını hapiste geçirmiş bir Ercüment Özkan, yahut daha kat’i ve sert mücadele edilmesi gerektiğini savunan ve sizin uzun süre radikal dediğiniz cemaat temsilcilerinden birisi yapsa bu tespiti, belki daha az göze batacak. Yahu Cemal Uş(ş)ak, sen ki, 28 Şubat darbesinin 2 lideri olan Süleyman Demirel ve İsmail Hakkı Karadayı’ya hizmet ödülü vermiş olan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın yöneticisisin. Sen ki, 28 Şubat devam ederken, darbeye maruz kalan Başbakan Erbakan’a çekilme çağrısı yapmış bir anlayışın mensubusun. Sen ki, sivil itaatsizliğin en doğal ve onurlu eylemi olan boykotları tarihinin her döneminde boşa çıkarmış, hak alma çabası olan boykotları 35 yıl boyunca kırıp sistemin kolluk kuvvetleri ile işbirliği yapmış bir çizginin mensubusun. Ey Cemal Uş(ş)ak Efendi, Erbakan’ı sistemin muhafızlarına hizmet etmekle suçlamak sana mı kalmış? Gülerler be Cemal Efendi. Hem de ne biçim gülerler!
Başka ne diyor Cemal Uş(ş)ak peki? Diyor ki çelebimiz, “Erbakan, 12 Eylül hariç tutulacak olursa, hiç bedel ödememiştir” Öyle mi acaba? Evvelâ şunu belirtelim ki, Erbakan bir hareketin lideridir. Onun ödediği bedel, hareketinin ona bağlı olarak faaliyette bulunan mensuplarının ödediği bedel kadardır. 1980 öncesinde, “Elde Kur’an, dilde Kur’an/ Liderimiz Erbakan” diyerek toprağa düşen Akıncı Gençler, Fatih Camii avlusunda Rabbine kavuşan Metin Yüksel’ler, acaba sizler gibi kaloriferli yurt odalarında sohbetlere gark olsalardı daha mı çok bedel ödemiş olacaklardı? Aranmasına rağmen bir türlü bulunamayan cemaat liderleri rahat ve güvenlikli evlerde bedel öderken, işkence tezgahlarından geçen, hapis yatan Erbakan’ın gençleri ve bizzat Erbakan tatil mi yapmaktalardı? Erbakan’ın bedel ödemediği iftirasını atan Cemal Efendi acaba, Erbakan ve arkadaşları yargılanırken neredelerdi? Çok uzağa gitmeye gerek yok, 28 Şubat sürecinde, partisinin kapatılacağını ve elinden her türlü imkanının alınacağını bildiği halde, hak bildiği yoldan ayrılmayan Erbakan acaba bedel ödememiş midir? Meselâ Erbakan da, tıpkı Cemal Efendi’nin cemaatinin yaptığı gibi, “Tüm imkanlarımı (okullarımı, lokallerimi) devlete devretmeye hazırım” demiş olsa idi ve ABD’deki Yahudi örgütü ADL (Anti-Defamation League) ile sıkı bağlantılar kursaydı, bu başına gelenleri yaşar mıydı? Ey Cemal Efendi, açtırma kutuyu, söyletme kötüyü. “Camdan evde oturanlar, başkasının camını taşlamasın” der Rus atasözü.
Cemal Efendi bir de, Erbakan’ın Abdullah Gül’e olan iltifatını dolamış diline. Ama çelebim, Cemal Efendi’m, Abdullah Gül en azından Erbakan’ın yıllarca talebesi olmuştur. Sizin gibi, 28 Şubat’ın hemen akabinde Süleyman Demirel’in yanından boynunu büküp, en hafifi “söz sultanı” olan methiyeler düzmemiş ki Erbakan. O yüzden, kimi neyle suçlayacağına dikkat etmelisin. Abdullah Gül de, Tayyip Erdoğan da son tahlilde Erbakan’ın talebeleridirler. Eğer Erbakan’ın açtığı yol olmasaydı, onlar da bir yerlere yaranmak için ordan oraya koşturan simsarlar olurlardı senin gibi. Hem şu Erdoğan ve Gül’ü Erbakan’a karşı koruma tavrını bırakın da siz, 1994 yılında, sen ve cemaatin kime oy verdiniz onu açıklayın. Sanki Recep Tayyip Erdoğan, o seçimlerde sizin İlhan Kesici’yi desteklediğinizi bilmiyor mu? Şu sıralar sizi uzakta tutmasının sebeplerinden birisi de bu olabilir mi acaba?
Neyse Cemal Efendi, burada bildiklerimizi yazmaya başlarsak, sen değil ama, halis niyetlerle hizmet ehli olan pek çok kardeşimiz rencide olur. En iyisi mi sen, seçimler öncesinde oy pazarlığı yapmaktan öteye gitmeyen siyasi tecrübenin kısa kalacağı o aklınla bu tür meselelere girme.
Yok eğer ille de gireceğim, devam edeceğim dersen, çok eskilerden başlayarak bazı hakikatleri dile getirmek de bizim boynumuzun borcu olur. Sen en iyisi mi, 1 yıldır size uzak duran Erdoğan’ın gönlünü nasıl yapacağınıza yor kafanı. Fazla zorlanmazsınız. Yanaşma ve fayda elde etme konusunda tecrübeniz fazladır. Sen o güzel ve dindar halkımızın gözdesi olmaya namzet Bugün gazetesinde yazmaya ver gayretini. Bu eğlenceli ve renkli gazeteye çok ihtiyacı var ümmetin. Bak meselâ, eğer senin de yazdığın Bugün gazetesi olmasaydı, necip Türk milletinin Müslüman evlatları nerede okurlardı şu haberi: “Arap ülkelerindeki kadınların Kıvanç Tatlıtuğ hayranlığı inanılmaz boyutlara ulaştı. En son vaka Cezayirli bir adamın, Kıvanç Tatlıtuğ ile ilgili fantazi kuran karısını boşaması... Cezayirli kadın, arkadaşıyla konuşurken, her Arap ülkesinde olduğu gibi Cezayir`de de büyük ilgiyle izlenen Gümüş dizisinin "Jön Türkü" Kıvanç Tatlıtuğ ile ilgili " bir gece onunla olsam yeter bana. Gerçek olmasına da gerek yok. Rüyası bile yeter" dedi.”
Ey Cemal Efendi, sen işine gücüne bak. Erbakan’ı da fazla diline dolama. Millî Görüş tekrar toparlanamaz diye düşünüyorsan, çok heveslenme. O iş bir rüzgâra bakar. Umarım o rüzgâr, pek gecikmez. “Olur da Millî Görüş tekrar eski gücüne kavuşursa, sakın etrafında dolaşma” diyeceğim ama, bu imkansız. Güç nerede, siz orada. Değil mi çelebi; değil mi pek muhterem bedel ödeyici Cemal Uş(ş)ak Efendi? .103
|



