Şevket Kazan'ın, kahramanlık kılıflı sahtekârlığı
Ergenekon Operasyonu'nda ele geçirildiği ileri sürülen "Mumcu Cinayetine ilişkin MİT Belgesi"nin de böyle bir kampanyanın ürünü olduğu açıktı. İlk kez dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan tarafından kamuoyuna açıklanan bu "sahte belge" dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'e "-çok gizli-" ibaresiyle gönderiliyor ve cinayeti MOSSAD'ın işlediği şu ifadelerle ileri sürülüyordu; "Ortadoğu'yu kontrol altına alıp Türkiye'nin dine dayalı bir yönetim altında girmesini önlemek maksadıyla, ABD haber alma servisi CIA denetiminde İsrail Haim Bar-Lev kontrolünde İsrail "GANDA" birliklerinde eğitim gören altı kişilik özel tim "Hayfa" deniz üstünden botla Türkiye'ye giriş gerçekleştirmiştir. Timin ülkemizdeki görevleri, teşkilatımızın değerli haber kaynaklarından gazeteci Uğur Mumcu ve Mehmet Ali Birand'ı öldürmektir. Mumcu'yu öldüren tim elemanları Mehmet Ali Birand'ı öldürmek üzere, ülkemizden çıkış yapmamışlardır. Tim elemanlarının İsrail'in Ankara Temsilciliğinde kaldıkları tespit edilmiştir..!"
Müsteşar Sönmez Köksal'ın imzasının yerleştirildiği bu "MİT belgesinin" Kazan tarafından gerçekmiş gibi, sahip çıkılıp savunulmasını sağlayan gerekçesi ise "Teşkilatımızın değerli haber kaynaklarından Uğur Mumcu" ifadesi oluyordu. Belgeye bakılırsa Uğur Mumcu MİT'e çalışan bir isimdi! Kazan belgenin gerçek olduğunu ispatlamak için 70'li yılların sonunda Akdeniz kumsallarında yakalanan İsrail ajanlarını öne sürüyordu.
Ancak "belge" tutarsızlıklarla doluydu. Evet "Haim Bar Lev" vardı. "Sayeret Matkal" adını taşıyan bir özel güç ve "Metsada" adlı sabotaj gücü de vardı. Ancak "Ganda" adını taşıyan bir birlikten "Şevket Kazan" dışında söz eden tek kişi yoktu! Anlaşılan Şevket Kazan çok önemli gerçekleri biliyor ve cesaretle üzerine gidiyor" görüntüsüyle, aslında MOSSAD'ı aklamaya ve saklamaya çalışıyordu!? Ve yine Şevket Kazan Sabataist-Yahudi kökeni tartışılan ve malum odakların has adamı olan Mehmet Ali Birand'ı niye bu belgeye sokuyordu?
..........................................................................................................
MİT'çi Talat Erman Şevket Kazan'ın köstebeği çıktı
Sahte belgenin sırlarını Uğur Mumcu'nun kardeşi Ceyhan Mumcu açığa çıkardı. Kendisini eski bir MİT mensubu olarak tanıtan Talat Bahrettin Erman, Ceyhan Mumcu'ya gidip bu belgeyi hazırladığı suçlamasıyla önce MİT tarafından gözetim altına alındığını, sonra teşkilattan atıldığını" anlattı. Ceyhan Mumcu ise bunun üzerine durumun daha farklı ve karmaşık olduğunu anladı. Talat Erman 1993'te MİT'teki bazı belgeleri Refah Partisi'ne sızdırdığı için teşkilattan çıkarılmıştı. Evinde yapılan aramalarda bazı sahte mühürler ve kaşeler bulunmuş, ancak savcılık tarafından takipsizlik kararıyla serbest bırakılmıştı. Erman da bu belgenin "sahte" olduğunu özellikle vurgulamıştı. Geçmişte Refah'a belge sızdırdığını kabul ediyor, ancak bu "sahte" belgeyi Şevket Kazan'a asla vermediği halde, Kazan'ın kendisine iftira edip Onun adını MİT'e bildirdiğinden yakınmıştı. Peki o zaman bu sahte bilgi ve belgeleri Şevket Kazan'a kim ulaştırmıştı? Veya Şevket Kazan, MOSSAD ve MİT'le işbirliği yaparken başka kimleri aracı olarak kullanmıştı?
Şevket Kazan ise "Uğur Mumcu'yu MOSSAD öldürttü" şeklinde bilgileri ve belgeleri açıklıyor görünerek, ancak sahte evraklar ve saptırılmış senaryolar üreterek; aslında "yok canım bu işi MOSSAD yapmamıştır!" dedirtecek şartları oluşturuyor, yani kasıtlı olarak kafaları karıştırıyor ve böylece:
a) Hem Siyonist MOSSAD'ın üzerine giden ve deşifre eden kahraman Müslüman rolü oynuyordu.
b) Hem de, "bu tutarsız ve asılsız iddialar, MOSSAD'ı suçlamaya yönelik saçmalıklardır" kanaatini oluşturup MOSSAD'ı temize çıkarıyordu.
c) Üstelik Uğur Mumcu cinayetine hiçbir ilgisi olmadığı halde MOSSAD'ın has elemanı Mehmet Ali Birand'ı da katarak konunun karanlığa gömülmesine yardımcı oluyordu.
Bütün bunları niye mi yapıyordu?
Çünkü kendisi, Selanik göçmeni bir sabataistti. Sinsi ve Siyonist amaçlarına hizmet için, bilinen klasik "dindar bir aileden yetişmiş, mücahit birisi rolündeydi.."! Ve zaten Erbakan'ın yakın çevresine de bu yüksek marifet ve meziyetleri (!) yüzünden yerleştirilmişti.
Acaba, Şevket Kazan'ın; Erbakan gerçeğini çok iyi bilmek ve sahiplenmekten başka suçu bulunmayan Ahmet Akgül'e çok derin düşmanlığı, kendisinin bu gizli mahiyetini bildiği ve deşifre ettiği için miydi?
Uğur Mumcu'nun katledilmesini yakından inceleyenler bilir ki şu "belge" diye ortada dolaştırılan: Şevket Kazan'ın ve MİT'teki adamlarının olayı çarpıtmak üzere uydurdukları bir kâğıt parçasıydı! Ama cinayeti CIA-MOSSAD'ın işlediği bir hakikatti. Dört dörtlük bir gladyo suikastıydı. MOSSAD'ın Eniştesi işte bundan rahatsızdı.
Şevket Kazan'ın karanlık tarafı
Yıllar önce uzak yörelerden geldikleri için önemli toplantıya geç kalan arkadaşlarımızın, bunun nedeni sorulduğunda: "Daha erken kavuşalım diye kestirme yollara saptık, ama hem yollar bozuktu hem yönümüzü şaşırdık!" yanıtı üzerine Erbakan Hocamızın; "Doğrudur, çünkü bu bizim de başımıza çok gelmiş bir durumdur." Şöyleki, böyle pek çok miting ve konferansa giderken "daha erken varacağız biz bu yolların erbabıyız" diyerek Şevket Kazan bizi öyle güzergahlara sokardı ki hepsine de birkaç saat geç ulaşırdık?!" Gibi ifade ve işaretleri bu adamın özel mahiyet ve maksadını araştırmaya mecbur bırakmıştı.
Şevket Kazan 1978 yılında Ahmet Akgül Hocamızın da bizzat çalışmalara katıldığı Van'da kısmi senato seçimlerinde MSP adayı iken ve en yakın rakibi Ferit Melen'den bile ileride görünürken, uyuşturucu kaçakçılığından zengin olup şımaran ve Van'da herkesin nefretini kazanan bir zorbanın, gariban komşusunun genç ve güzel hanımını almak için onu katletmesi üzerine, o dönemin Kürtçü-komünist görüşlü avukatları bile bu şerefsizin savunmasını almazken, Şevket Kazan'ın seçimlere çok az bir süre kala ve yüklü bir para karşılığı bu katillerin avukatlığını alması ve bunun duyulması üzerine MSP' ye meyilli oyların Ferit Melen'e kayması; acaba davasını satacak derecede çok bayağı bir para hırsı mıydı, yoksa bile bile MSP'ye seçim kaybettirme amaçlı mıydı?
Vahşi Sivas Madımak katliamı sırasında hemen koşup "dinci, gerici" diye nitelenen zanlıların avukatlığını üstlenmesi, acaba geri zekâlıların bile girişemeyeceği bir ucuz kahramanlık havası mıydı, yoksa Milli Görüş'ün ve Erbakan'ın başını belaya sokma ve CIA-MOSSAD marifetli bu provakasyonun suçunu camiamızın üstüne yıkma hesabı mıydı?
Bununla bağlantılı olarak talebeliğinden beri özellikle sahip çıktığı ve nihayet hiçbir emeği ve ilgisi olmadığı halde Sivas'tan Milletvekili ve Bakan yaptığı Abdullatif Şener, Meclis Soruşturma Komisyonuna ifadeye gelen CHP'li Kültür Müdürünün: Bu işten dönemin iktidarının haberi var gibiydi. Hatta Kültür Bakanı Fikri sağlar, son anda Sivas gezisini iptal etmişti. Bütün uyarılarımıza rağmen güvenlik güçleri başka illere gönderilmişti. Jandarma birlikleri saatler sonra yetişmişti" şeklinde doğru bilgiler vermesi üzerine, bu adamın üzerine niye saldırmış ve susturmaya çalışmıştı?
Bu Şevket Kazan, Oğuzhan Asiltürk, Abdullatif Şener, kimlerin adamıydı?
Aynı Şevket Kazan, 28 Şubata bahane yapılan Sincan gecesinin ucuz kahramanı Bekir Yıldız'ı hem de Adalet Bakanı iken, cezaevinde ziyarete gitmesi, Refah Partisini resmen suçlu yapmaktan başka işe yaramayacağını düşünemeyecek kadar çapsız mıydı, yoksa zaten öyle anlaşılsın diye mi çırpınmaktaydı?
Aynı Şevket Kazan, yine Adalet bakanıyken, hapishanedeki İBDA-C'lilere hem de resmi amblemli mektuplar yazıp sahip çıkması, "Partisinin başını belaya sokmak" dışında hangi hikmet ve mazeretle açıklanırdı?
Peki ya, Adalet Bakanı iken, yanında sekreter olarak çalışan birisiyle önce kırıştırıp, üstelik ardından hem kendisi hem de sevgilisi resmen evli oldukları halde ve hiçbir ikazı dinlemeyerek, bu kadını evine kapatıp sonra karısı yapmasına rağmen, Milli Görüşçülerin aleyhine "öküzün altında buzağı arayan" masonik medya, o günden bugüne, bu olayı görmezden gelmesine hangi gerekçe ve güvence uyduracaktı?
Bütün bu adımları Erbakan Hoca'dan habersiz atmakta, sonunda O'nun ikazlarıyla hemen mazeret uydurup manevra yapmaktaydı ama, maalesef yaptığı tahribatlar zor kapatılmaktaydı.
............................................................................
Ancak teşkilatını sürekli kontrol altında tutabilecek ve Hoca'nın her adımını takip edebilecek şekilde "mücahit ve muhterem" kılıklı has adamlarını yakın çevresine kabul etmesi, Siyonizm ve İsrail aleyhtarlığından vazgeçmesi şartıyla parti kurmasına izin verileceği söyleniyor, aksi halde kurduğu partiler kapatılıyordu. Süleyman Arif emre Bey'in "Siyasette 35 yıl" kitabında, Amerika'daki Yahudi lobilerinin temsilcisi olarak Ankara'ya gelen Musevi asıllı Saffet Bayramaşık'ın, bu yöndeki teklifleri kabul edilmeyince, hemen ertesi gün, Milli Nizam Partisine nasıl kapatma davası açıldığı detaylarıyla anlatılıyordu...
Buna benzer denge politikalarını ve hamle planlarını Mustafa Kemal de çok güzel uyguluyordu.
Örneğin, sonunda kendisine İzmir suikastını bile hazırlayacak Dr. Nazım, İsmail Canbolat, Halide Edip Adıvar gibi sabataistleri, mason İttihat Terakki döküntülerini; ve yine zihniyet ve zaafiyetlerini çok iyi sezdiği ve Atatürk'e ne tür hıyanet ve hakaretler ettiklerini herkesin bildiği İsmet İnönü ve Rıza Nur gibileri önemli makamlara getirmesinin ve iltifatlar etmesinin de; taktik ve stratejik bir "kontrollu taviz" politikası olarak okunması gerekiyordu.
Hatta Hz. Peygamber Efendimizin Hudeybiye anlaşması gereği verdiği ve pek çok sahabeyi bile çileden çıkarmaya yettiği tavizleri ve yine nice münafık ve marazlı tiplerin çevresinde Müslüman görünmesine izin vermesi ve bunları doğal ve sosyal şartlar içinde etkisizleştirip eritmesi, bu konuda en güzel ve en mükemmel örneği oluşturuyordu.
Ve şimdi; Yıllarca Erbakan'ın sağ kolu ve en sadık kulu rolü oynayan Şevket Kazan'ın son numarası!
Yakın geçmişteki bir il başkanları toplantısında % 90'a yakınının talebini görüşen Genel İdare Kurulu üyelerine Recai Kutan'ın: "Artık mutlaka bir erken genel kongreye gitmeli ve parti yönetimini kökten değiştirmeliyiz" temennisini Erbakan'a ilettiğini, ama Hoca'nın Ekim ayını beklemelerini tavsiye ettiğini belirtmesi üzerine Şevket Kazan'ın: "Gelin bu teklifi oya sunalım. Çoğunluğun kararına uygun davranalım" teklifine karşı Ahmet Sünnetçioğlu'nun: "İyi de bundan Hocamızın haberi ve izni var mı? Şeklinde sorması üzerine, Şevket Kazan'ın büyük bir öfkeyle kalkıp: "Otur, her şeye karışma ve başından büyük işlere kalkışma!" diye susturması, acaba gizli tiyniyet ve hıyanetini açığa vurma anlamında mıydı? Bay Şevket Kazan bu gibi konuların oylama ile değil, istişare ile karara bağlanacağını, yıllarca ders olarak anlatmamış mıydı? Ve tabi böyle bir oylamanın Hoca'nın rızası hilafına sonuçlanacağını bile bile bu teklifi niçin yapmıştı?
(Not: Bu olayı Ahmet Sünnetçioğlu, Gemlik'teki bir seminere katılan, SP Gençlik Kolları Genel İdare Kurulu üyesi ve Bölge temsilcisi Naim Öztürk'e anlatmış, oda Bursa'daki Mikail Yılmaz kardeşimize aynen aktarmıştır.)