|
|
|
Dinsiz Partiler
Emperyalizmin küresel ölçekte insanlara dayattığı son noktada din kavramı yerini siyaset kavrımına terk etmeye başladı. Eski Ahitle Yahudiliği ardından Yeni Ahit ile Hristiyanlığı tarih sahnesine gömen emperyal düşünce sistemi Rönesans dan sonra Küresellik açılımıyla hedefine İslamı yerleştirdi. Kökten dincilikle başlatılan fikir bulanıklığına ekledikleri ılımlı islam modeliyle bir denge oluşturur görünerek diğer yandan da Siyasal İslam kavramını üreterek Müslümanlığın dünyaya bakış açısında çatlamalar meydana getirmeyi hedefleyen Evangalistler bunu başarıyorlar gibi görünüyor. İslamın kavram olarak Siyasetten ayrı düşünülmediği ve bir cemiyet yaşamını olarak karşımıza çıkan İslamiyet malesef bu günlerde sanki siyasetten ayrı ve farklıymış gibi tanıtılmaya ve yozlaştırılmaya çalışılıyor. Bundan 40 yıl önce müslümanca yaşamanın bir suç ve hakir görülmeye sebebiyet olduğu günlerde bu duruma dur demek için yola çıkan ve evlere hapsolunmuş gizlenen İslami yaşam tarzını bugün Cumhurbaşkanlığı makamına kadar taşıtan bir güzel insanın günümüz nesline hediyesi olan Yeni Bir Dünya kavramına ne derece ihtiyacımız olduğu işte tamda bu noktada bir kez daha ortaya çıkıyor. İslami kimliği yaşanılmaz hale getirerek emellerinde başarılı olmak niyetinde olan güçler bundan önce nasıl İnananları camileri ile evleri arasında hapsederek yönetimden ve idareden uzak tutmayı başardılarsa bugünde İslam ile Siyaset kavramlarını ayırarak yeniden İnananları idareci ve yöneten olmaktan uzaklaştırabilmeyi hedeflemekteler. İslamı siyasetten ayrı göremeyeceğimiz gibi siyaseti de islamsız düşünemeyeceğimizi bize hatırlatan en güzel örnek Lübnan’dır sanırım. Siyasetten arındırılmış bir halk ile Hristiyanlaştırılan ve idare edilen bir ülke. Siyasi manada yönetime talip olmadan dinlerini yaşamaları ve Müslüman oldukları süre içersinde sadece yönetilen olmaların dikte edilen bir halk. Tıpkı bugünlerde Türkiyede yapılmak istenen gibi. Ancak önce şunu gözardı etmemelidir bu kavram kargaşasını organize eden fikir babaları, bu ülkede bu halk yüzyıllardır yönetilen değil yöneten olarak islama hizmeti bir borç bilmiş ve yönetim eliyle İslamı kıtalara taşımıştır. Siyasi yapısından gayrı bir İslam tasavvur etmeden Siyasetini İslamın gerektiği gibi gerçekleştirmiştir. Nil nehrinin kıyısndaki çobanın kuzunu kapan kurdu dert edinen Siyasetin Sahipleri aynı zamanda İslamın hadimleridirde. Siyaset kavramı tarihin hiç bir döneminde son beş on yılda ki dejener olmuş yalancılık ve sahtekarlık anlamları ile kullanılmamıştır İslam medeniyetin çocukları tarafından. Bu coğrafyanın insanları kardeşlik ve dayanışma güçlerini, vakıflarını, cemiyetlerini, okullarını ve yurtlarını hep İslamın kudreti ve Siyasetin kuvveti ile oluşturmuş ve oluşturmaktadırlar. Müşahadeler açıkca ortaya koymuştur ki Dindar insanlar baskı yıllarını geride bırakmış ve bir çiçekle bahar olmaz denmesine ragmen her baharın bir çiçekle başladığını anımsayarak artık yönetenlerinde Dinlerini yaşayanlar olması gerektiğini açıkca söyleyebilmektedirler. Dinin cami ile ev arasına sıkıştırılan bir uygulamadan ibaret olmadığı ve İnanların yaşamlarının tüm anlarını kapsayan uygulamalar bütünü olduğunu yeniden teşhis eden milletimiz aklı selimi ile demektedir ki “ Ben dinimi severim ve mukaddes bilirim... Onu seven ve sayan kadroları desteklemeye amadeyim, ancak inançlarımı yerine getiremediğim ve Dinimi yeniden cami ile ev arasına hapsetmeye niyetli olan, yöneten değil yönetilen İslam anlayışını bana dikte eden anlayışa karşıyım. İslam asla siyasettin ve hayatın içerisinden soyutlanamaz .” İşte milletimizin bu tavrı doğru olandır. İslamı siyasetten soyutlandırarak, eğemen dünya görüşlerini kitlelere yaymak için faaliyetlerini sürdürenlerin karşısında İslam kardeşliğini tesis ederek İslam Devletini inşaa etmek en akıllıca yoldur. Gizli Dünya Devletinin globalleşen dünyada fertler inandıkları gibi yaşamakta özgürdürler ancak cemiyetler inandıklarını uygulamaya başladığında müdahale kaçınılmazdır bakış açısı ile faaliyet gösterdiği günümüzde bir takım gruplar malesef bu gerçekliği görmezlikten gelmektedirler. Aynı zamanda Afganistanda, Bosnada, Bağdatta yükselen feryatların sahiplerinin bir süre önceye kadar ferdi olarak yaşadıkları Din anlayışına ses çıkarmayan güçlerin Cemiyetin İslam ile yönetilmeye başlamasıyla gerçekleştirdikleri müdehaleleri göz önüne sermektedir. Fertler, inandıklarını ictimai hayatta yaşamadıkları ve toplumu bu doğrultuda yönetmedikleri sürece, kadük bir yaşama mahkumdurlar. Allahın emirleri karşısında basit bir kanuni düzenleme ile inandıklarından feragat etmek zorunda kalan binlerce genç Dini Siyasetten ayrı yaşamayı empoze eden zihniyetin karşısında Fert olarak yaşanılan islamın Allah’ın vahyettiği ve yaşamamızı emrettiği İslamdan ne kadar uzak olduğunu yüzümüze vurmaktadır. Yoksa ben nerede olursa olsun mutlaka davama hizmet ederim mantığı ile çalışmalarını yürütenler bu gençlere hesap vermeyeceklerini mi düşünmektedirler. Ümid ederim ki, bu yazımı düşünerek okuyan dinsiz partililer bir an önce olmaları gereken asıl yere rucu ederler... Tevfik YAZICILAR / altsayfa.com 108 |



