|
ABD’nin etkili gazetelerinden Washington Post’ta yayımlanan bir makalede, derin bir finansal krizin yaşandığı ABD ekonomisinin geleceğine ilişkin karamsar değerlendirmelere yer verildi. Son olarak ‘Amerikan Kapitalizminin Küresel Krizi’ adlı bir kitap da yayımlayan Kevin Phillips’in kaleme aldığı makalede, FED’in eski başkanı Alan Greenspan’in mortgage paniğinin ilk olarak ortaya çıktığı dönemde, yaşanan çalkantının 1998’de Rusya’daki borç krizini ya da ABD borsalarında 1987’de yaşanan kısa süreli çöküşü andırdığını belirterek, endişeli halkı yatıştırmaya çalıştığı hatırlatıldı. Ancak arka planda daha geniş siyasi ve ekonomik bir depremin seslerinin duyulabildiğini belirten Phillips, aradan geçen 9 ayın ardından Greenspan’in ‘teskin edici benzetmelerinin’ artık yutulacak hali kalmadığını kaydetti. ABD ekonomisinin, zayıf doların yanında eşi görülmemiş bir borç düzeyi, aşırı yükselen emtia fiyatları ve emlak fiyatlarındaki ciddi düşüşle yüzyüze kaldığını belirten yazar, bazı ekonomistlerin, dünyanın, 1930’lardan bu yana görülen en büyük finansal krizle karşı karşıya kalabileceği görüşünde olduğuna dikkat çekti. AMERİKALILAR TARİHE KAYITSIZ Halihazırda Amerikalıların yüzde 80’inin ülkenin yanlış yolda olduğunu düşündüğünü belirten yazar, ancak hepsi değilse bile çoğunun, hâlâ ABD’nin eşsiz ve Tanrı tarafından seçilmiş bir ülke olduğuna ve diğer milletlerin tarihinin kendileri için bir önem taşımadığına inandığını kaydetti. “Geçmişteki dünya ekonomileri için de durum buydu: Roma, İspanya, 17. yüzyılda, Amsterdam’ın New York olduğu dönemdeki Hollanda ve 19. yüzyılın İngilteresi” diyen yazar, bu ülkelerin kaderinin 1980’lerden beri ABD’nin yaşadığı süreci andırdığını kaydetti. ÇÖKÜŞ BELİRTİLERİ AYNI ABD BRİTANYA’NIN AKIBETİNE UĞRAYABİLİR Bu gelişmeleri, OPEC’in petrol için belirlediği 22-28 dolar fiyat aralığını terketmesi sonucu beş yıl zarfında petrolün varil fiyatının 100 doları aşması, Irak savaşı nedeniyle ABD’nin küresel itibarının yerle bir olması, ABD’de konut sektöründe yaşanan çöküş ve 2002’den bu yana doların euro karşısında yüzde 50 değer kaybetmesinin izlediğini belirten Phillips, bu şartlarda yakın dönemde yaşanacak küresel bir krizin, ABD’nin 1970 ila 2020 arasındaki yarım yüzyılını, İngiltere’nin 1950’den önceki yarım yüzyılına denk hae getirebileceği tahmininde bulundu. Yazara göre bu durum da ABD’nin onyıllardır süregelen hegemonyasının da sonunu getirecek. BANKACILIK REFAHIN SONUCU 1900’lerin başında da İngiliz bir bakanın, Britanya’nın menkul değerler istifleyerek zenginleşemeyeceğini zira bankacılığın, refahın nedeni değil sonucu olduğunu söylediğini hatırlatan yazar, iki dünya savaşının ardından borç yükünün bakanı haklı çıkardığını, Britanya’nın küresel ekonomik liderliğinin de tarihe karıştığını kaydetti. SANAYİ GERİLEDİ, FİNANSIN YILDIZI PARLADI Washington’un 80 ve 90’lı yıllar boyunca sınırsız likidite akışı ve destekle finans sektörünün büyümesini memnuniyetle izlediğini belirten Phillips, Greenspan, Hazine eski Bakanı Robert Rubin ve şimdiki Bakan Henry Paulson’un mazur görülemez biçimde sektörü düzenlemeyi reddettiğini ifade etti. Bu isimlerin, 19. yüzyılda sanayinin tarımın yerini alması gibi finans sektörünün ekonomik evrimin yeni başat unsuru olacağını düşünmüş olabileceklerine dikkat çeken yazar, “Fakat kim ciddi olarak yeni ekonomik güçlerin –Çin, Hindistan, Brezilya- finansın başı çektiği gayrısafi hasılaya sahip olacaklarını düşünebilir?” sorusunu yöneltti. Phillips, aşırı büyüyen finans sektörü sayesinde 2008’in Amerikasının dünyanın en borçlu ve en fazla cari açık veren ülkesi olduğunu, gerek petrol gerekse mamül ürünlerde büyük maliyetle lider ithalatçı haline geldiğini belirterek, “Eğer dünya yakın dönemde 1930’lardan bu yana görülen en büyük krizi yaşarsa bunun muhtemel etkileri hesap edilemez düzeyde olur. Britanya ve Hollanda’nın yaşadığı küresel ekonomi liderliğinin kaybedilmesi artık bizim ufkumuzda da belirmiş görünüyor” ifadesini kullandı.
111.
8sutun |



