SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
Türkiye Yunanistan sorunları
12 Mayıs 2008 Pazartesi 10:41
Köşe yazarımız Hüseyin Altınalan, Selanik Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Vemund Aarbakke ile iki ülke arasındaki sorunları dile getirdiler.
Röportaj: Hüseyin Altınalan
 
Barış olursa iki taraf da kazanır
 
- Yunanistan Başbakanı Karmanlis, Türkiye ziyareti öncesi  “Ortak çıkarlarımız doğrultusunda işbirliğimizi sürdürmeliyiz. Ekonomik işbirliği, yakınlaşmanın yolunu açıyor ve sürtüşme ile gerilimlerin meydana getirdiği zararları bertaraf ediyor” diyordu. Dışişleri Bakanı Bakoyanis ise  “"Evet, zaman zaman iki ülke arasında gerginlikler yaşanıyor. Korkarım ki her iki tarafın basınında da kötü yayınlar oluyor. Diyaloğa inanmayan insanlar var. Bunu yazıyor ve açık açık söylüyorlar. Temasları arzu etmeyenler var.  Türk-Yunan ilişkilerinin uzun ve güç bir tarihi var. Gergin dönemler de sakin dönemler de yaşandı. Mustafa Kemal Atatürk ve Elefteris Venizelos'dan bu yana birçok kez çaba harcandı, bazıları iyi, bazıları kötü gitti. Türkiye ile Yunanistan arasındaki yakınlaşma çabalarının kısa zamanda sonuç getirmesi beklenemez. İlişkilerde iniş-çıkışlar olacaktır. Türkiye'yi değerlendirirken gerçekçi olmalıyız. Sorunları küçümsememeliyiz, ancak bunları efsaneleştirmemeliyiz de. Önemli olan, ağaca bakarken ormanı kaybetmemektir. Doğru yönde atılan her adım bir kazançtır. Dış politikada histeriye yer yoktur” diyordu. Ben de Karamanlis’in ziyaretini değerlendirdiğim “Suriye’den sonra şimdi de Yunanistan” (20 Ocak 2008) başlıklı makalemde,  “Almanya, yıllarca savaştığı, işgal ettiği, taş üstünde taş bırakmadığı, yerle bir ettiği komşularıyla birlik olabiliyorsa, biz de komşularımızla birlik olabiliriz. Almanya, dış ticaretinin yüzde 83’ünü komşularıyla yapabiliyorsa, biz de bunu yapabiliriz.
 
Yapmalıyız da… Eğer komşularımızla ticaret yaparsak ya da var olanı geliştirirsek beraberinde aramızdaki sorunların çözümünde önemli mesafe kaydetmiş oluruz. Diyalog ve ortak çıkarların, sorunların çözümünde büyük bir rol oynayacağı tartışılamaz bir gerçektir …” diyerek, Atina’dan yapılan açıklamaları destekliyordum.
 
Öte yandan, “Ekim 1998'de savaşın eşiğine gelmiş olduğumuz Suriye ile bugün mevcut konjonktürün de etkisiyle bahar havası yaşıyoruz. Öcalan’ın kovulmasıyla başlayan sürecin ardından dönemin üst düzey yetkilileri tarafından yapılan olumlu açıklamalar, yakınlaşmayı beraberinde getirdi.  Suriye-Türkiye yakınlaşması da sorunların çözümüne olumlu katkı sağlayarak, her alanda işbirliğine dönüştü. Benzeri adımlar şimdi de Yunanistan ile yakınlaşmada atılıyor. Ancak bazı çevreler bu gelişmelerden rahatsız… ” diyerek, duyduğum mutluluğu ve aynı zamanda endişeyi dile getiriyordum.
 
Yunan akademisyen ve entelektüelleri, iki ülke yakınlaşması, bölgedeki gelişmeler ve Türk azınlıkların durumu konusunda neler düşünüyordu? Bu konuları, Tekirdağ’da düzenlenen “Uluslararası Balkan Kongresi”nde “Türkiye’den Yunanistan’a göçler: Nüfus mübadelesi” konulu tebliğ sunan Selanik Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Vemund Aarbakke ile Türkçe konuştuk.
 
Dr. Vemund Aarbakke’nin çarpıcı açıklamalarının yer aldığı söyleşiyi yayımlıyoruz:
- Dr. Aarbakke: “Eski kuşak Türkiye’yi sevmiyordu. Yeni kuşak ise, biraz daha olumlu bakıyor… Ancak bu durumun, olumsuz tablonun birkaç sene içerisinde değişmesini beklemek yanlış olur. Aradaki iyi ilişkiler, halen yüzeysel. Daha yoğun temasların ve ilişkilerin kurulabilmesi için zaman gerekiyor.”
 
* Almanya, Fransa başta olmak üzere birçok ülkeyle savaşmış ve işgal etmiş olmasına rağmen bugün çok iyi ilişkiler içerisinde... Türkiye ile Yunanistan bu ülkeler örneğinde olduğu gibi ilişki kuramaz mı ve son dönemde Yunanistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerdeki yakınlaşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Almanya’nın Fransa ile yakınlaşma süreci, çok uzun bir zaman öncesi başlayan bir süreçti. Türkiye ile Yunanistan ise henüz iyi ilişkiler kurma yolunun başında. Bu süreç, yaklaşık olarak 1999 yılındaki depremlerle başladı. Deprem öncesi çok sıkıntılı, problemi, zor önce bir ilişki biçimi vardı. Karşılıklı olarak aleyhte propagandalar yapılıyordu.
Öte yandan eski kuşak Türkiye’yi sevmiyordu. Yeni kuşak ise, biraz daha olumlu bakıyor… Ancak bu durumun, olumsuz tablonun birkaç sene içerisinde değişmesini beklemek yanlış olur.
 
* İki ülke ilişkilerinin gelecekte olumlu noktaya ulaşacağı, iyileşebileceği konusunda ümidiniz var mı?
 
 Bu iki ülkenin tutumuna bağlı. Çok dikkatli olmak gerekiyor. Aradaki iyi ilişkiler, halen yüzeysel. Daha yoğun temasların ve ilişkilerin kurulabilmesi için zaman gerekiyor.
 
*  Hükümetler arasında yapılan görüşmelerde, kuşaklar arasında iyi ilişkiler kurulabilmesi için tarih kitaplarında birtakım değişiklikler yapılması öngörülmüştü. Fakat bildiğim kadarıyla bu düşünce hayata geçirilemedi. Böyle bir adımın atılması ikili ilişkilerin gelişmesi konusunda büyük rol oynayamaz mı?
 
Evet, bu gibi planlar var zaten. Mesela Selanik’te on okulun senelerden beri tarih kitaplarında bazı değişiklik yapmak üzere çalıştığını biliyoruz. Birkaç gün önce, bir meslektaşımla Makedonya meselesi hakkında konuşmuştuk. Bu konuda umudumuz yeni kuşak. Eski kuşak bu meseleyi farklı bir şekilde öğrenmişti, ama yeni kuşak ise daha çok milliyetçilik propagandalarına kandı ve daha da kapalı bir görüşe sahip oldu. Bizlere bu gibi konular hep farklı öğretildi. İki tarafın da barış içinde olması istenmedi. Barış olursa iki taraf da kazanır. Makedonya meselesinde herkes görüyor ki, iki ülke için de iyi bir şey değil. Ortak bir çözüm bulunamadı.
 
“Azınlık meselesi diplomatik bir oyun gibiydi”
* Peki siz Yunanistan’ın, Makedonya’nın ismi konusunda çıkardığı krizi ve Atina’nın ısrarlı tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Maalesef bu konudaki tepkiler bence biraz abartılı. Öncelikle 1991’den bu yana daha uyumlu bir politika benimseseydik, çözüme yönelik bir adım atılmış olurdu. Bunu bütün politikacılar gördü, ama maalesef olmadı. Şimdi durum çıkmaz yola girdi. Aynı şekilde Kıbrıs sorununda da adil bir çözüm her iki taraf için de iyi olur. Ama bu nasıl olur, bunu kimse bilemiyor. Zamanında Yunanistan’ın adımına Denktaş hayır demişti… Sonra Annan Planı’na Türk tarafı olumlu ve uyumlu yaklaştı. Bu kez Papadapulos aşırı milliyetçi davranarak olumsuz tavır takındı.
 
* Söz Kıbrıs’tan açılmışken sormak istiyorum; AB’nin Yunanistan’ın Kıbrıs konusundaki tutumu hakkında neler söyleyeceksiniz?
 
İki taraf arasında bir çözümün gerekliliği açıkça görülüyor. Avrupa Birliği’nde de aynı şekilde bir çözüm beklentisi var. Ama Rum ve Türk tarafları AB’nin yörüngesinde ve olaya tam vakıf olmadan fikir beyan ediyorlar.
 
* Yunanistan’da yaşayan Türk azınlıklara AB normları çerçevesinde hakları veriliyor mu?
 
Bu konuda da çelişkili bir durum var. Uzun zaman azınlıklar meselesi iki toplum arasındaki ilişkilerde diplomatik bir oyun gibiydi. Avrupa bu konuya genel anlamda müdahil değildi. Yunanistan’daki azınlığa karşı tavırların belirleyiciliği bence Avrupa’ya değil Türkiye’ye bağlıydı. Bu da 1990’dan sonra değişti. Birkaç hafta önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Yunanistan İskeçe Türkleriyle ilgili bir sorun yargılandı. Bu da, Türkiye-Yunanistan meselesinin, iki toplum arasındaki bir mesele olmaktan çıkıp Avrupa’nın da meselesi olmaya başladığının bir göstergesi olmuştur. Bu oldukça yeni bir şey… Son on beş-yirmi senelik bir gelişme. Yunan basını, halen bu sorunun yalnızca Yunan-Türk meselesi olduğunu düşünüyor. Bence meseleye sığ bakıyorlar. Son dava ise bunun tersi olduğunu kanıtlamıştır. Bu sorunu çözmesi, Avrupa tarafından  “Yunanistan’ın Avrupalılaştığının bir göstergesi” olarak algılanır. Yunanistan bu konuda diplomatik bir tavır sergiliyor.  Halen iki ayrı akım var Yunanistan’da: Biri Avrupa akımı, diğeri Türk-Yunan akımı…
 
Başörtüsü Yunanistan’da bile sorun değil
* Hangisi çoğunlukta?
 
Çoğunlukta olan halen eski tutum.
 
* Ülkenizde başörtülü öğrencilerin serbestçe okuduğunu biliyoruz. Türkiye’deki yasağı nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Başörtüsünün, Türkiye’de bir simge olarak kullanıldığı iddia ediliyor, ama Yunanistan’da türbanın böyle bir boyutu yok. Türkiye’de bazı laik kuşağın dine karşı çok sert tavır sergilediğini görüyoruz. Bu hiç hoş bir şey değil. Müslüman bir ülkede dine karşı çok daha hoşgörülü olunmalı.
 
* İskeçe İli Pomakları Kültür Derneği’nin kurulmasına izin verildiği ancak Türklere böyle bir isim kullanma hakkı verilmediği şeklindeki haberler doğru mu?
 
Bu hak henüz verilmedi, ama verilmek üzere. Bu doğal bir şey… Yunanistan’da Pomak kültürü gelişme gösterme yolunda. Eğer öyle bir hak istenirse bu iyi bir şey. Ama maalesef milliyetçilik akımı çoğu zaman tepki koyabiliyor. Bugüne kadarki durum, Pomakları Türklerden koparmak için yapıldı. Yunan politikasında böyle bir çelişki var maalesef.
 
* Peki Atina’da cami yapma izni verildi mi?
 
Şu anda hatırlamıyorum, çünkü senelerdir bu konu üzerinde çalışılıyor. Bazen izin verildi deniyor, bazen verilmedi deniyor. Bence bu da olumlu bir süreç içerisinde. Yakında bu izin verilecektir bence. Bir zamanlar Yunan tarafından Türkiye’ye destek vardı, ama bu laik kesimce verilen bir destekti. Geleneksel muhafazakâr Yunanlı desteklemedi.
 
* Patrikhane konusunda Yunanistan çok ısrarcı. Ancak Yunanistan, Batı Trakya’ya seçilmiş Türk müftünün atanmasına karşı çıkıyor. Bu bir çelişki değil mi?
 
- Evet çok çelişkili tutumlar sergileniyor. Yunan tarafı da aynı şeyi iddia ediyor ve Türkiye’nin müftü için seçim isterken, Türkiye’de bu özgürlüğü tanımadıklarını söylüyorlar. “Türkiye müftüleri seçimle mi atıyor ki, bizden bunu istiyorlar?” deniliyor. Herkes birbirini suçluyor.
Tabuların değişmesi çok yavaş oluyor
Söyleşi sırasında yanımıza gelen  Bulgaristan Ulusal Televizyonu ve Trud Gazetesi Muhabiri Nihal Özergan Dr. Vemund Aarbakke’ye şu soruları yöneltti…
 
* Göçün göçmenler üzerinde büyük bir travma meydana getirdiği bir gerçek. Mesela Bulgaristan’da bir Trakya Türkleri azınlığı var. Onların üzerinde halen müthiş bir Bulgar milliyetçiliği yapılmakta. Hâlâ hak talebinde bulunuluyor. Çok büyük bir paradokstur ki, sistem değişikliği sırasında 350 bin insanı kovdular. Yunanistan’da da Türklere karşı benzer bir durum var mı?
 
Mutlaka göç ve mübadele konusunda travmatik bir durum var. Kuşaklar arasında fark var. Genellikle birinci kuşakta entegrasyon sorunu büyüktü. 80’li yıllarda Türk-Yunan ilişkileri çok kötüydü. O zamanların dışişleri bakanı mübadeleyi savunan biriydi. Hiçbir zaman Türklerle bir araya gelmek istemedi; Türk düşmanıydı. Halen de hayattadır kendisi.
 
* Balkanlar için ümitli misiniz? Ortada karamsar bir hava var. Herkes kendi siyasetine göre konuşuyor. Lokal şovenizmlerle Balkanlar nasıl birbirine entegre olacak?
 
Bunun için çok çalışmak gerekiyor. Ama umutsuz olmak çözüm değil. Her şey değişebilir. Soğukkanlı bir şekilde çabalamak lazım. Sosyo-kültürel ve tarihsel bir boyut olarak Yunanlılar her zaman sanki Balkanlar’da, özellikle manevi açıdan ‘biz buranın en eski toplumuyuz’ söylemiyle bir hegemonya kurmak istiyorlar. Diğer halkları küçümser bir tavırları var. İngiliz ve Fransızların Avrupa’da takındığı tavrın benzerini Yunanlılar da Balkanlar’da benimsemiş. Bu çok yaygın olmamakla birlikte mevcut bir olgu. Her şey değişiyor, ama bu gibi tabuların değişmesi çok yavaş oluyor.
 
* Bulgaristan’da azınlıkların isimlerini bile zorla değiştirdiler. Mesela “Benim adım Nihal iken ertesi gün bir sabah uyandığımda bana artık senin adın Mihaileva” dendi. Bu çok çirkin bir şeydi.  Bu durumu düşünebiliyor musunuz? Yunanistan da Makedonya’ya aynı şeyi yapmıyor mu sizce?
 
Bence bu kadar ağır bir tutum yok, Makedonya’ya karşı. 1991 yılında yeni Makedonya devleti için hiç hazır değildi ve biraz korkmuştu. Bunun gerçek sebebini tam olarak tespit etmek güç. Ama şimdiki Yunan politikacılar bunun anlamsız olduğunu görüyor ve bir çözümün gerektiğinin farkındalar.
 
 
.117
   
Bu haber toplam 1628 defa okunmuştur
Diğer Başlıklar

Ali Sami Palaz
Köşe Bucak Dünya
Nevzat LALELİ
Adem KAHRİMAN
Sosyolog-Yazar
M.Ali ÖZTÜRK
Araştırmcı-Yazar
Hüseyin ALTINALAN
Tamer KORKMAZ
Yeni Şafak
Tüm Yazarlar
    » Piyasalar
$ USD
1.2290
€ Euro
1.9100
IMKB
42.498
Altın
35.78
    ISTANBUL 17.05.2008
İmsak
-
3:48
Güneş
-
5:37
Öğle
-
13:08
İkindi
-
17:02
Akşam
-
20:26
Yatsı
-
22:06
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008