Henüz iman etmemiş bir kimse de; önyargı, art niyet taşımadan samimi bir vicdanla Kuran'a yaklaştığı takdirde, onun ilahi bir kitap olduğunu kolaylıkla kavrar ve iman eder. İman etmeyen, Allah korkusuna sahip olmayan kişiler ise Kuran'ı büyük bir önyargı ile okumaya ve kendi bozuk mantıkları ile değerlendirmeye kalkarlar. Kuran'ı doğru kavrayamaz ve anladıkları sandıkları konuları ise yanlış anlarlar. Bu tarz kişiler ne kadar zeki ne kadar bilgili ve ne kadar kültürlü olurlarsa olsunlar, Kuran'ı anlayamazlar.
Akılsızların Kuran’ı yanlış yorumlama nedenleri?
1 - Önyargı, art niyet ve samimiyetsizlik
2 - Müteşabih ayetlerle muhkem ayetleri karıştırmak
Muhkem ayetlere kısaca "Kitabın anası" yani temeli diyebiliriz. Müteşabih ayetler ise çeşitli teşbih ve benzetmeli anlatımlar içeren ayetlerdir. Bu ayetler arasındaki fark Kuran'da şöyle açıklanır:
Kuran'ı yorumlamak için her şeyden önce Kuran'ın geneline hâkim olmak birinci şarttır. Aynı zamanda bir ayeti tefsir ederken Kuran'da bulunduğu yere göre değerlendirmek gerekir. Ayetin gelişi ve gidişi yani "siyak ve sibakı" çok önemlidir. Yani konu bütünlüğü içerisinde ayet incelenir.
Bir diğer önemli teknik de ayetlerde geçen kelimelerin anlamlarını yine ayetleri esas alarak tespit etmektir. Ayetleri doğru yorumlamanın önemli şartlarından biri de Kuran'ın ruhunu kavramış olmaktır.
Yalnızca içinde geçen kelimelere göre yorumlamaya kalkmak çok yanlış anlamlar çıkmasına sebep olabilir.
4 - Arapça bilmemek
Allah, Kuran'ı Arapça bir kitap olarak indirmiştir. Olması gerekende budur çünkü Hz. Muhammed (a.s)'in bulunmuş olduğu toplum Arapça bilen bir toplumdur. Arapça bilen bir topluma elbette (misal) Latince bir kitap inmez.
Diğer diller ile Arapçayı kıyasladığımızda şu ortaya çıkmaktadır; Arapça dünyanın en köklü ve zengin dillerinden biridir. Çok üstün bir anlatım tekniği ve kelime dağarcığı vardır. Ancak bu durumu çarpıtarak, Kuran'ı Araplara indirilmiş bir kitap, Arapları seçilmiş bir kavim olarak göstermeye çalışmak da Kuran'ın bütününe aykırı bir yorum olacaktır. (Furkan 25)
Kısaca, "meal" adı verilen Kuran tercümeleri orijinal ayetlerin tam anlamlarını karşılayamaz.
5 - Allah katından bir akıl ve anlayış verilmemiş olması
Kuran'ın anlaşılması için Allah katından özel bir akıl, anlayış ve kavrayış verilmiş olması gerektiği, yine bizzat Kuran ayetlerinde belirtilmektedir. Burada sadece Arapça bilmenin Kuran'ı anlamada yeterli olmadığını şu örnekle görmekteyiz; Mekke müşrikleri Arapçayı çok iyi bilmelerine rağmen Kuran'ı anlayamayıp inkâr etmişlerdir. Bu müşrikler heva ve hevesine uyarak akla giden yollan kapatmış, Kuran'a Allah'ın beğenmediği bir niyet ve bakış açısıyla yaklaşmışlardır.
"Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi kefil olacaksın? Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler: hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı)’dırlar dır." (Furkan Suresi, 43–44)
6 - Düşünmemek
İnsan Kuran'da açıklanan konular ile kendi nefsi, çevresi ve yaşadığı olaylar arasında gerekli bağlantıları kurarak, bunlar hakkında derin derin düşünerek Kuran'ı anlamaya çalışması gerekir. Ayetlerde Kuran'ın düşünenler için açıklandığı bildirilmektedir:
"Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Öğüt alıp düşünmesini bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıkladık." (Enam Suresi, 126)
"...Düşünen bir topluluk için biz ayetleri böyle birer birer açıklarız." (Yunus Suresi, 24)
Gerçekte insanın kendi içinde ve kendi dışında yaşadığı her olayda alması gereken pek çok mesaj ve ibret vardır...
Kuran insanın yaşadığı her anı açıklayan ve düzenleyen bir yol göstericidir. Zaten "(bu Kuran) ayetlerini iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır." (Sad Suresi, 29) ayetiyle görmekteyiz ki, bu kitabı kavramak ancak derin bir düşünce, açık bir şuur, keskin bir dikkat, samimi bir kalp ve temiz bir vicdan ile olur.
7 - Kibir ve büyüklenme
Kibirli bir insan kendini herkesten üstün görmektedir. Bu nedenle Kuran'a gereken tevazu ve kulluk bilinci içinde yaklaşamaz. Kuran'da kendisine kulluğun, acizliğin, sahip olduğu her şeyi ve her özelliği Allah'ın verdiğini hatırlatan ayetleri görmeye tahammül edemez.
Hurafe zihniyetli insanlar, gerçekte Kuran'a değil, atalarından kendilerine miras kalan geleneksel bir dine uyarlar, Kuran'ı da bu çarpık dinlerine uydurmaya çalışırlar.
"Ne zaman onlara: ‘Allah'ın indirdiklerine uyun’ denilse, onlar: 'Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulunduğumuz şeye uyarız derler.' Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?" (Bakara Suresi, 170)
Bu çarpık zihniyetli insanlar İslam adı altında yaşadıktan ve yaşattıkları bu hurafe dini ile insanlara öğrettikleri ve nefislerine hoş gelen saçma ibadetler yaparak kurtuluşa ereceklerin zannetmektedirler. Kuran'ın açık bir şuur ve hür bir vicdanla okunması bu çarpık dinin iç yüzünün, sapkınlığının ortaya çıkmasına sebep olacaktır.
9 - Kuran'ın bilimsel ayetlerini kavrayamamak
Kuran sadece bir bilim kitabı değildir. Ancak insanların imana ermelerinde kolaylık sağlayacak bir takım bilimle alakalı ayetler mevcuttur. Mesela; Evrenin yaratılışı (Big-Bang) ve genişlemesi, insanın yaratılışının aşamaları, yağmurun oluşumundan kıtaların hareketlerine kadar birçok konuda Kuran'da insanlara sunulan deliller vardır. Peygamberimiz zamanında sahabeler bu tür ayetleri okuyup kavrayamadıkları zaman "ne biçim kitap biz hiçbir şey anlayamıyoruz deyip imanlarından dönmemişlerdir." Aksine bu ayetleri saf bir kalp ve temiz bir akıl ile okuyarak onu anlamaya çalışmışlardır.
Kuran'da, indirildiğinden beri yüzlerce yıldır anlamı gizlenmiş ve ancak günümüzde anlaşılmış bilimsel ayetler olduğu gibi, daha ileri ki tarihlerde anlaşılacak, bugün henüz anlamı açığa çıkmamış bilimsel ayetlerde olabilir. Örneğin Kuran'da madde nakli ve koku naklinin olabileceğine işaret edilmektedir. (Nemi Suresi, 38–40)
Günümüz hayat şartları ile Kuran'ın getirdiği yaşam modelinin uyuşmadığını öne sürerek Kuran'ın hükümleri hakkında gerçek dışı çarpık yorumlar yaparlar. Örneğin, günlük yaşam temposuyla oruç tutmanın, günümüz ekonomi anlayışıyla faizin haram olmasının, modern kadın-erkek ilişkileri ile zinanın yasaklanmasının bağdaşmadığım öne sürerek Kuran'ın hükümlerini kendilerince eleştirmeye kalkarlar.
Bir kısım insanlar da içinde yaşadıkları zaman ve toplumun şartlarını kendilerine ölçü alır ve çoğunluğun kabul edip uyguladığı kuralları mutlak doğru sanarak Kuran'ı değerlendirmeye kalkarlar. Zaten mantıklı, tutarlı olmaktan değil çoğunluğun iddialarını savunuyor olmaktan cesaret alır, şevk bulurlar.
"Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler." (Enam Suresi, 116)



