Harun Yahya müstear ismi ile bizlere ışık tutan ve tüm dünyayı ilmi çalışmaları ile aydınlatan yazarın kitapları ve belgesel olarak hazırlanmış CD’leri şu anda kütüphanemde durmakta. Bu belgesellerden biride somon balıklarını anlatıyor. Bu cd'yi izlediğim zaman, Cenab-ı Hakkın kuvvetine ve kudretine hayran olup O'nun önünde secdeye kapılıyorum.
Somon balıklarının hikâyesini kısaca özetleyecek olursak;
"Atlantik somonu ve Pasifik somonları tatlı suda yetişip denize göç eden, ve sonra yumurtlamak için tekrar tatlı sulara dönen göçebe balıklardır. Bu göçlerinde inanılmaz bir çaba ile imkânsız görünen engelleri aşarlar; hatta alçak şelaleleri metrelerce yukarıya atlayarak ya da hiç desteksiz boşluğa dökülen suyun içinde akıntıya karşı yüzerek aşarlar.
Somon balıkları bütün okyanusu dolaşmış olsalar bile, suyun kokusunu takip ederek sonunda daima kendi doğdukları kaynağa geri dönerler. Bu somon balıklarının doğdukları yere dönerken karşılaştıkları ilk sorundur. Üreme zamanında erkeklerin renklerinde ve vücut şekillerinde değişiklikler olur."
(Kaynak..http://tr.wikipedia.org/wiki/Somon_bal%C4%B1%C4%9F%C4%B1)
www.haberdem.com sitesinde bu konu ile ilgili haberi görünce bu yazıyı yazmak aklıma geldi. Bu haberde de şu şekilde bir ifade geçmekte;
"...balıklar Steve McQueen'in ünlü 'Büyük kaçış' filmini aratmayacak bir teknikle firar ediyorlardı." ve "yaklaşık
Sadece bu konu ile ilgili olarak Harun Yahya'nın CD ve kitaplarını incelerseniz hayretler içinde kalırsınız ve kendinize bir takım sorular sorabilirsiniz.
Benim aklıma takılan soru şu; Bir balık, imkânsız diyebileceğimiz bir mücadeleye hiç tereddüt etmeden giriyor ve başarıyor da, neden insanoğlu (Müslümanlar) Hak bildikleri yoldan hemen cayıveriyor?
Gittiğimiz yol toprak veya çamurlu bir yol da değil. Asfalt yolda ilerlemekteyiz ama küçük bir taş parçası karşımıza çıksa hemen duraksıyor ve geri dönüyoruz. Neden?
* * *
Nefsimizin esaretinde olduğumuz için, tavizlerle dolu bir hayat yaşıyoruz. Hayatımızı idrak edecek olursak, karşılaşacağımız manzara tam bir rezalet içermekte. Kula kul olmuşuz. Allah’ın değil şeytanın isteklerine eğimliyiz.
Eğer dünya hayatı amaç oldu ise bizler için sonumuz ebedi cehennem.
Cenneti kaybetmek, Allah’ın razı olduğu bir kul olmaktan çıkmak büyük bir aptallık.
* * *
Tefekkür ibadeti ile kendimizi taklidi imandan kurtarıp, tahkiki imana eriştirelim. Bunun için ilk yapacağımız var olmak daha sonra ilimle meşgul olmak yani kendimizi eğitmek. Kaynağımız Kuran ve Sünnet olmalı. Bizler Allah’ın kulu olduğumuzu tam manası ile idrak ettikten sonra üzerimize düşen görevi yapmak. Görevimiz, Zariyat Suresi 56. ayeti kerimede belirtilmektedir.
Yapmamız gereken tek hamle “kulluk”.



