28 Şubatı bu güne kadar devletle bizim aramızda bir uçurum olarak gördük ve bütün suçu ona yükleyerek bir şeyleri gözden kaçırdık.
Oysa 28 Şubat toplumun her kesimini kendi içinde fani kılarak, otoriter anlayışını hücrelerimize kadar işledi.
Geçmiş dönemde 28 Şubattan en fazla mağdur olanlar bile kendi ellerine geçen her fırsatta genlerinden fışkıran 28 Şubat uygulamalarını çevrelerine yansıtmaya başladı.
Bu bağlamda 28 Şubatı sadece bir baskı süreci olarak ele almak mümkün değildir.
Eğer böyle olsaydı her baskının karşısında gösterilen reaksiyon günümüzde yaşanan ve saçma sapan gerekçelere dayanan baskılar karşısında da gösterilirdi.
Oysa bu gün hemen her kesim hayatından memnun bir tablo çiziyor. Kimsenin hayatında önemli değişiklikler olmuş gibi değil.
Dün en çok kızdıklarımız bu gün en meşru eylemler gibi geliyor.
Dün yapmadıklarımızı yapmak yada yaptıklarımızı tamamen unutmak bu günün en soylu hareketi olarak algılanıyor.
Bize yapılmasından nefret ettiğimiz her şeyi başkalarına yapmak bambaşka bir haz ve zevk veriyor hepimize.
Alay etmek, yok saymak, umursamamak, hafife almak, ilgileniyormuş gibi yapıp baştan savmak ve oyalayarak bıktırmak toplum liderlerimizin en çok sığındığı kapılar haline geldi.
Öyleyse 28 Şubatın bir başka açısı daha olması gerekir.
Bana göre 28 Şubat baskı sürecinden ziyade bir eğitim süreciydi.
Toplumu baskılarla beraber yaşamaya alıştıran ve her bireyi elinde bulunan tüm imkânları kendi çıkarı için kullanmaya alıştıran bir eğitim süreci.
28 Şubat baskı altına aldığı asıl muhataplarına nasıl 28 Şubatçı gibi! (despotik) olunur onu öğretti.
Kimileri buna toplum mühendisliği diyor.
Ama toplum mühendisliği sadece kendine itaat edecek tipte insanlardan oluşan bir yığın oluşturmayı hedef alırken, 28 Şubat iaat etmeyi değil aynı zamanda itaat ettirmeyi de beraberinde öğretti.
İşte bunun içindir ki, kimi zaman patron koltuğunda, kimi zaman makam koltuğunda oturan zevat, almış olduğu tüm kararlarda haklı ya da haksız olduğunu gözetmeden ve kimseye danışmadan hareket etmeye başladı.
Böyle bir ortamda tüm değerler bir tarafa bırakılarak sadece elinde bulunan güce dayanmak esas alınmaya başlandı.
Gerek ticari gerek siyasi olan bu iktidarlar altında kalanı ezmek, yok saymak ve itaat ettirmek üzerine kurulu bir sistemi getirdi.
Eskiden istişare etmeyi en büyük erdem kabul edenler artık istişare makamlarını bireysel kararlarını uygulayacak tetikçiler olarak kullanmaya başladılar.
Ortak akıl arayışları ortak akılsızlık çizgisinde buluşmayı ve bunu karizma olarak yutturmayı kolayca başardı.
İşte asıl hastalık ve korkulması gereken de bu zaten buydu.
28 Şubatın küçük uygulamaları en yakınımızda hatta kendi içimizde cereyan etmektedir.
Ve maalesef 28 Şubattan en fazla mağdur olanlar kendilerine 28 Şubatı temel öğreti olarak kabul etmeye başlamışlardır.
Toplum yüz yıllardır biriktirdiği temel değerlerini bu dejenerasyonun dişlilerine terk etmiş ve sessizce bireysel faşizmin felsefesini kendine rehber edinmeye başlamıştır.
Artık hemen hiç kimse 28 Şubatın mağduru değil, bizzat uygulayıcısı haline gelmiştir.
Toplum olmak, birlikte hareket etmek devri kapanmış bireysel çıkarlar esas alınmaya başlamıştır.
Kandıran ve kanan aynı paydada kavilleşmiş bir rızanın ürünü olarak arzı endam etmeye başlamıştır.
Ve artık sahtekârla tamahkâr buluşmuş aynı davula tokmak sallamaktadırlar.
Bekliyoruz ne zaman? Hangisi? İlk tokmağı diğerinin kafasına vuracak.
Hah. İşte belki o zaman dank eder de beyincikler ortak akıl yutturmamasından önce bireysel aklın var olması gerektiğini idrak ederler.
Aksi halde yani bireysel akıl yoksa eğer, ortak akıl adına tek kişi akletmeye devam eder.
Yani bizim yerimize açlık çekmeyenler bizim yerimize kebap üstü tatlı yemeye devam eder.
Demem o ki.
Artık kimsenin şikâyete hakkı kalmamıştır.
Müşteki ve şaki aynı bünyede birleşmiştir.
Ve artık 28 Şubat; hedefine ulaşarak boyun eğdiren yeni diktatörlerin ve boyun eğen eski halkın, yani hepimizin yüreğinde yaşayan bir olgu haline gelmiştir.
Artık şunu bilmemiz lazım ki;
biz küçük uygulayıcılar, temel değerlerimize dönmediğimiz sürece büyük uygulayıcılar 28 Şubattan vazgeçmeyeceklerdir.
Bakalım bunu idrak edebilecek kaç insanımız var?



