En kolay konuların en zor konuşulduğu bir dönemden geçiyoruz.
Ne söylesek ve ne yazsak yanlış anlaşılmaya müsait bir ortam var.
Bırakın kral çıplak demeyi, kral ayakkabısını ters bağlamış, düşüp bir yerini kıracak demenin bile katlanılmaz bir zorluğu var aslında.
Ama yapacak bir şey yok.
Eğer elden söylemek gelirse söyleyerek, yazmak gelirse yazarak kralın düşmesine engel olmaya gayret edeceğiz.
Çünkü kral düşünce sadece bir yerini kırmakla kalmayacak, bir milletin çıkış kapılarının önüne kocaman bir set olacak
…
Şimdi bu yazıyı okuyan dostlara bir sorum olacak.
Yirmi gündür tartışılan.
MHP, AKP ve DTP yi aynı çizgide buluşturan.
Laik kesimi yeniden saldırganlaştıran.
Bizim taraftakileri sarhoş eden,
anayasa 10,-42 ve YÖK ek-17 maddede yapılacak değişiklikleri kaç kişi okudu.
Fazla okunmadığını biliyorum.
Çünkü güncel tartışma, yapılmak istenen düzenlemelerin ne içerdiğini ve sonuçlarının ne olduğunu değil, daha çok ideolojik bir çıkar savaşı çerçevesinde sürüyor.
Bu gerginlikten ve kavgadan beklenen siyasi çıkar ve oya tahvil çabalarını bir kenara bırakalım.
Yaklaşan yerel seçimler öncesinde olayın tarafları açısından mevzi kazanma çabası olduğunu da tartışmayalım.
Ama gündüz tartışılan, bizi de peşinden sürükleyen gerçek nedir buna bir bakalım.
Kısaca;
Tartışma başörtüsü serbestliğinin anayasal güvence altına alma çabası gibi başlayınca estirilen hava da genel bir özgürlük beklentisi oluşturdu.
Daha sonra bunun kamusal alanları kapsamadığı sadece üniversitelerde kanunla tarif edilen şekilde bir özgürleştirme olacağı bizzat işin sahibi tarafından defalarca dile getirildi.
Ama tartışma ısrarla “ başörtüsüne serbestlik getiren anayasa düzenlemesi” şeklinde yansıtıldı.
Böylece laik kesim tahrik edilmekle CHP nin çatısı altına, öteki kesim ise CHP ye karşı AKP, MHP ve DTP nin çatısı altında toplanmaya zorlandı.
Oysa başörtüsüne özgürlük getireceği iddiasıyla günlerdir tartışılan anayasa değişiklik paketinden çıkan 10 ve 42. maddeye şunlar eklenmiştir.
(4. fıkra; Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.)
10 madde 4.fıkrasına “bütün işlemlerinde” İbaresinden sonra gelmek üzere “ve her türlü kamu hizmetinden yararlanılmasında” ibaresi eklenmiştir.
(42–6. fıkra; Özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir.)
42. madde eki; 6. fıkranın sonuna ise “kanunda açıkça yazılı olmayan hiçbir sebeple kimse yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.” İbaresi eklenmiştir.
Oysa gerek 1982 anayasasının pek çok maddesinde ve gerekse uluslar arası sözleşmelerin pek çoğunda yukarıdaki eklerden çok daha geniş özgürlükler getiren düzenlemeler zaten mevcut.
Üstelik yukarda belirtilen eklerin özgürlüklerin kullanımını yüksek öğrenim dönemiyle sınırlaması veya sonra gelecek başka bir hükümetin kanunla sınırlaması tehlikesini de beraberinde getirmektedir.
Ayrıca bütün aklı başında siyasiler ve hukukçular bilir ki; mevcut yasal düzenlemelerde yükseköğretim kurumlarında başörtüsünü yasaklayan bir hüküm zaten yoktur.
Bütün sıkıntı uygulayıcıların keyfiliğinden ve düşmanlıklarından doğmaktadır.
Onun için önce yapılması gereken çalışma YÖK kanununda olmalı ve anayasal değişiklikle YÖK’ün ve rektörlerin keyfi tutumlarının önü kesilmeli idi.
Ayrıca madem anayasa değişikliği yapılacak, konulacak bir madde ile özgürlükleri engelleyenlerin önü de anayasa ile kesilmeli idi.
Bütün bunlar yapılmadı ve başörtüsüne özgürlük sadece yüksek öğrenime indirgenerek YÖK kanunu ek-17 maddesine ilave yapılmak suretiyle sağlanmaya çalışılıyor.
Buna göre; ek-17 maddeye “hiç kimse başının örtülü olması sebebiyle yüksek öğrenme hakkından mahrum bırakılamaz ve bu yönde uygulama ve düzenleme yapılamaz. Ancak başın örtülmesi, kişinin yüzü açık ve kimliğinin tanınmasına imkan verecek ve çene altından bağlanacak şekilde olması gerekir.” İlave edilmektedir.
Şimdi işin püf noktasını söylüyorum.
Yukarda sayılan anayasa 10 ve 42. maddelere yapılan ilaveler özgürlüklere herhangi bir genel katkı sağlamıyor. Onun için “başörtüsünü serbest bırakacak anayasa değişikliği paketi…” şeklindeki bir tartışma milleti kandırmaktan başka bir şey değildir.
Ancak YÖK Ek-17 maddeye yapılan ilave bu manada üniversitelerle sınırlı bir anlam taşımaktadır.
Ama herkes bilir ki kanunda (ek-17) yapılan değişiklikler anayasa mahkemesinin ve buna bağlı çıkarılacak yönetmeliklerde Danıştayın denetimine tabidir.
Ve temenni etmemekle beraber muhtemelen anayasa mahkemesi ek-17 maddeye getirilen ilaveyi hem kanun tekniğine aykırı olduğu için, hem de bu maddeyle ilgili daha önce verdiği kararın gerekçesi halen mevcut olduğu için bu ilaveyi iptal edecektir.
Oysa bu madde ya da benzeri bir madde anayasaya konulsa idi anayasa mahkemesinin denetimine tabi olmazdı ve genel bir rahatlama sağlanırdı.
Oysa anayasa mahkemesi ek-17 ye yapılan ilaveyi iptal ederse yarın için dünden farklı hiçbir şey olmayacak.
Sadece yaptığımız tartışmalar ve oya tahvil edilen gerginlikten çıkar elde edenler biraz daha zaman kazanacaklar.
2005 yılında AKP nin YÖK kanununu bilerek kanuna aykırı çıkarıp, iptal edilince bunu oya tahvil ettikten sonra bir daha ele almadığı gibi.
Ama bu kez tahvil edilecek oylarda yalnız değiller.
Paket AKP ve MHP ortak yapımı.
DTP bu paketi destekliyor.
Nasıl olsa anayasa mahkemesi iptal edecek. Hiç olmazsa halka şirin görünelim diyorlar galiba.
Bakalım.
Bekleyip göreceğiz.
Kral sadece ayakkabısını mı ters bağlamış?
Yoksa…



