İlk bakışta bir kelimenin üç hali gibi geliyor insana.
Ama bu başlık iki hali anlatıyor aslında.
Biri birinci tekil şahıs.
Mağdurum.
Ben yada sen.
Fark etmez.
Hepimiz muhatabıyız mağduriyetlerin.
Hepimiz birinci tekil şahıs olarak yaşarız önce acıları.
Her acıyı dindirecek bir narkoz varsa eşeğin sırtındaki heybede.
Ya da her yaraya bir merhem çıkıyorsa fötr şapkasının içinden.
Ve mağdur olan sarılıyorsa her acının başlangıcında.
Demek ki istediği acısının dinmesidir sadece.
Tatmin olmaktır ve inanmaktır sorununun çözümü ona göre.
Mağduriyetin giderilmesi ya da sorunun çözümü atiye bırakılmış bir imkânsızlık olarak kazınmıştır aklının bir köşesine en derin şekilde.
…
İkincisi ikinci tekil şahıs.
Mağdursun.
Buda bir hatırlatmadır mağdur olduğunu anlayamayanlara.
Çünkü onlar her şeyi yazıldığı gibi okuyan kesimlerdir.
Başörtüsü yasaksa peruk takıverirler icabında.
Ve savaşını vermezler bu özgürlük sevdasının.
Hayatın yarısında ört diğer yarısında aç.
Ne olacak sanki derler şöyle alaylıcasından.
Çankaya sofrasında şarap varsa eğer.
Ve ilk konuk Talat Halman’sa masada.
Tevilini yapıverirler.
Aman medya üstüne gitmesin adamın diye.
…
Ama birileri de MAĞRUR.
Kendi uykusunda bizi uyandırdığını düşündüğü için.
Cahil bizleri bilgilendirip adam ettiği ve varlık sebebimiz olduğuna inandığı için.
Katili dost, mazlumu terörist olarak yutturabildiği için.
Küçücük dünyasında kocaman bir ene taşıdığı,
Ve kocaman dünyasında küçücük Filistine bir yer bulamadığı için.
Birileri mağdur birileri mağrur.
Ama illaki dünya fani.
…
KÜÇÜK BİR AYRINTI
Birkaç haftadır üstünde durduğumuz ve ısrarla tartıştığımız anayasa değişikliği meselesinde yine ayrıntılar önemli hale geldi.
MHP ve AKP nin birlikte hazırladığı, ama aslında geçen seneden AKP nin anayasa değişikliği tartışmalarında gündeme gelen hizmet alan hizmet veren ayrımı bu meselenin önümüzdeki yıllarda izleyeceği yol için sinyaller veriyor.
Eğer bu şekilde bir ayrım söz konusu olursa şu bir gerçek ki; artık bundan sonra hizmet verenler için çok açık bir anayasal yasak getirilecektir.
Sayın Hüsnü Tuna’nın ilk açıklamasında dile getirdiği ama sonradan geri çektiği tehlike de asıl burada.
Hepimiz şahit olduk ki anayasada değişiklik yapmak o kadar kolay değil.
Şimdilik üniversite öğrencilerine serbestlik gelsin sonra diğer alanlarda da serbestlik getiririz savunması da geçerli bir savunma değil.
Çünkü anayasa değişikliği nitelikli çoğunluk ister. Kanun yapmak ya da yönetmelik çıkarmak kadar kolay değildir.
Ayrıca bizim geçen haftalarda yazdığımız ancak bazı dostlarımızın yorumlarıyla kıskançlık yaptığımıza dair eleştirilerine de teşekkür etmekle beraber insafsızlık olduğunu da belirtmek isterim.
Hangi vicdan sahibi sırf ben yapamadım diye bir başkasının yaptığı iyileştirmeleri yok sayabilir.
Kanun yapıcı arkadaşlar bunu bir adım olarak görüyorlarsa, yapacakları en önemli şey ilerde telafisi mümkün olmayan adımlar atmamalarıdır.
Üniversitelerde serbestlik getireceğiz derken hayatın tüm alanlarında yasak getirmenin savunulacak bir yanı var mıdır acaba.
18 yaşına kadar başını aç.
18-22 yaş arasında ört.
Sonra yine aç.
Şimdi siz buna serbestlik getirildi mi diyorsunuz.
Allah insaf versin.
![]() | ![]() | [1] 2 | ![]() | ![]() |



