Normal şartlar altında baş için emredilen örtü son yıllarda baş hariç her yeri örtmeye başladı.
İhtilal sonrası dönemin özgürlük havarileri, bakanları ve bakmayanları ile birlikte yolsuzluk çirkefine battıktan sonra,
Memurlarının iş bitiriciliğini,
Yeni yetme prenslerinin bir gecede oluşan servetlerini,
Gece hayatına ve sefih bir yaşama olan düşkünlüklerini,
Dünyevi doyumsuzluk ve yolsuzluklarını yıllarca süren türban kavgasıyla örttüler.
…
Eski komünist, sonradan olma laikler; ideolojilerinin bitmişliğini,
Devlet imkânlarını kene gibi yapışarak sömürmelerini,
İşe gitmeden maaş alan militanlarını,
Devlet kurumlarında Anadolu insanını aşağılamalarını,
Sıkıştıklarında ihtilal çığırtkanlığı yaptıklarını,
Kendi ürettikleri ali kalkancı ve fadimelere sığınarak saklamaya çalıştılar.
…
AKP renksizliğini,
Dış politika teslimiyetçiliğini,
Özelleştirme peşkeşlerini,
Özgürlükler adına atılmamış adımlarını,
Meslek lisesi ve imam hatip meselesini,
Irak ve Filistin’de yaşanan katliamları,
Devlet imkânları ile ülkenin en büyük medya patronu olduklarını,
Ve bağırta bağırta yapılan zamları hep başörtüsü ile örtmeye çalıştılar.
…
Şu bizim vakıf ve derneklerimiz ise;
Büyük bir iman ve azimle başlattıkları direnişi terk ettiklerini,
Kaybetmek istemedikleri hamili kart yakinimdir cakasını,
Yöneticilerin şahıslarına açılan devlet ve hükümet kapılarını,
Ve hatta bazılarının AB fonlarından aldıkları EURO ları
Yasağın devam ettiğini görmezden gelerek örttüler.
…
Son tahlilde sağcılar, solcular, vakıf ve dernekçiler kendi damarlarını besleyebilmek için bir yerinden başörtüsüne sarılıyorlar.
Sağcılar başörtüsü mağdurlarını,
Solcular başörtüsü mağrurlarını,
STK lar ise başörtüsü kaynaklarını ranta çevirmek için var güçleri ile çalışıyorlar.
Yani göstermelik.
Yani dostlar alışverişte görsün babından.
Yani ben orta yapayım sen taca at böylece ikimizde şikemize sadık kalalım anlayışından.
…
İşte bütün bu yüzden azaldı direncimiz.
Herkes bir şeylerini örttü.
Sadece başını örtmek isteyen bir avuç kardeşimizin ya başları ya da umutları kaldı açıkta.
Farkındasınızdır.
Konuştukça yozlaşıyor aslında şu türban meselesi.
İş yapmaya hevesi olmayanların kuru lakırdı makamından serdettikleri bir serencam gibi sanki.
At meydanı boşalınca merkeplerin cirit atması gibi bir şey son dönemde yaşadıklarımız.
Talep ! var!
Ama eylem yok.
Sokak direnişinin etkisizleştirilmesi ile boşalan ortamda, olmayan yasağın kaldırılması için tartışma yapılıyor.
Olmayan ekmeği kim yiyecek kavgası gibi bir şey.
Muhafazakârların iktidarı muhalefet gibi ağlamaya, Kemalistlerin muhalefeti iktidar gibi hükmetmeye devam ediyor.
BİR BAŞKA AÇIDAN
Son dönemde yaşadığımız…
“velev ki siyasal simge olsun…” şeklinde başlayan –güya- savunma cümlesi, başörtüsünü savunmaya değil ancak onu marjinal bir alana sıkıştırmaya hizmet eder.
Hele bunun arkasından gelen “dünyanın neresinde böyle bir yasak var... “ şeklindeki taarruz cümlesi kendi kendini hapsetme yanlışlığından başka bir şey değildir.
Çünkü siz başörtüsünü siyasal simge olarak tartışmaya açtığınız zaman karşınıza dünyanın pek çok yerinden yasaklamış siyasal simgeleri tek tek sayıverirler.
O zaman söyleyeceğiniz hiçbir şey kalmaz.
Yıllardır süren ve inancın gereği olan başörtüsü mücadelesi siyasal bir simge olarak dünyevileştirilir.
İstenen sonuç bu mudur bilmiyorum.
Yoksa bu çıkış yerel seçimler için yapılan bir atraksiyon mudur?
Çünkü son iki seçim ülke meselelerinden hiçbirisi konuşulmadan boş tartışmaların gölgesinde yapıldı.
3 Kasımda Tayyib beyin şiiri,
22 Temmuzda Cumhurbaşkanlığı (367) tartışması vs.
Böylece bütün millet mağdur görünenin yanında yer almaya zorlandı.
Yakında yapılacak yerel seçimlere de ülke meseleleri yerine sığ bir başörtüsü tartışmanın gölgesinde gidilmek isteniyor gibi bir his var içimde.
Çünkü bu tartışma hem AKP nin, hem STK nın, hem de CHP nin işine gelir.
Rant.



