Daha on küsur gün oldu.
Bir şaşa bir debdebeyle geçirdiğimiz, yılbaşı ve umut tacirlerinin beş milyon kişiye satıp dört kişinin sırtına sardığı lanetli piyangoların üzerinden geçeli.
Milletçe yollara dökülüp günlerce alışveriş yaptıktan sonra kutladık hep birlikte o geceyi,
Kesilmiş çam ağaçlarına asılan ışıkların altında.
En yüksek devlet ricalinden gelen krismis kutlamasıyla.
Bekledi yavrucaklar geyik muhabbetleri altında noel babalarından gelecek hediyeleri.
Ve dini ritüel haline geldi gece yarısı. …3-2-1- beklentileri.
…
Çoğumuz bilmeden ve düşünmeden.
Akp giden suda yüzen saman çöpleri gibi.
Yelkenleri başkalarının nefesleriyle dolan amaçsız ve dümensiz bir gemi içinde.
Geleceğimizi miras bırakacağımız çocuklarımızı günahlarımıza ortak ederek.
Bir gece yaşadık.
Tüm senaryosu başkalarınca yazılmış bir oyun içinde.
…
Bizim olmayan ama bizimmiş gibi yaptığımız bir gece.
Bilmem kaybetmişliğin getirdiği aşağılık kompleksinden, bilmem değerlerimizi dünya için satmanın getirdiği kişilik kaymasından.
Ama öyle bir geceki;
Sinirleri alınmış bir bedenin derisi yüzülürken, “acı çekmedim, demek ki işkence görmüyorum” diyerek kendini oyalaması gibi bir şey.
Her neyse.
Uzatmaya gerek yok aslında.
Bu öyle bir geceydi işte.
…
Ama bir gece daha yaşadık.
Ne varsa geride kalan, bir nebze düşünmeden.
İnandığı Allah için, uzaklara hicret eden.
Her daim nefsini bir kenara atıp, ümmetini gözleyen.
…
Ama bizim hiç sıkılmadan görmezden geldiğimiz.
Âlemleri aydınlatırken ışığından kaçtığımız.
O yüce peygamberin hicretinin yıl dönümünü yaşadık birkaç gün önce.
Sessiz, sedasız.
Ne devlet ricalinden bir tebrik geldi, ne dinler arası diyalog tacirlerinden bir mesaj.
Hepsi birden görmezden geldiler.
Bir buçuk milyarlık İslam âlemi ve yetmiş milyon Türkiye hiçe sayıldı.
Eğer çoğunluk ölçüyse Türkiye’nin çoğu Müslüman idi.
Öyleyse onlarında yılbaşını da kutlamak icap ederdi.
Ama nerde.
Baksanıza ricali devlete.
Bir buçuk milyarlık İslam âleminin hicri yılbaşısı yok sayılırken,
İslam âleminin bir cüz’ü olan Aleviliğin sevdası sarmış olacak ki gönüllerini,
Amacı meçhul bir şekilde,
Helalin haram kılındığı bir iftar programında nameler döktürüyorlar.
Bir yanda bir buçuk milyarlık İslam âleminin peygamberini görmezden gelen devlet ricali, diğer yanda bu peygamberin torunları için ağıt yaktığını iddia eden küçük bir gurubun toplantısında arzı endam ediyorlar.
Demek ki kendi varlık kaynaklarından ve çoğunluktan değil, azınlık ama etkin olan guruplardan meşruiyet kazanmak istiyorlar.
İktidarın istikameti iyice belirginleşti artık.
Kendilerine yakın olanların yaklaşma çabalarından uzak kalmaya çalışan iktidar müntesipleri, kendisine uzak olanlara yaklaşmak için kapılarında dil dökmeye devam ediyorlar.
Ama bir gün yakın olmaya çalıştıklarının kendilerine yaklaşmadıklarını anlayıp ta yalnızlık korkusu sarınca gönüllerini,
Geri dönüp de baktıklarında kim kalmış diye,
Uzak durduklarının yorgunluklarını ve bıkkınlıklarını görecekler arkalarında.
Ve kırk yılda gelinen bu günler için, yeni bir kırk yıl daha çalışmak gerekecek belkide.
Ama olsun.
O Peygamber ki;
Vatanını terk ile gurbete hicret edip,
Her şeyini bırakarak geride.
Biz ki; onun ümmeti.
Hicret bile etmeden.
Ama hicreti içimizde yaşayarak.
Yeni bir kırk yıldan korkacak değiliz elbette.
…
Not: söz verdiğim gibi geçtiğimiz cumartesi o meydandaydım.



