Bu ülkede reel politik! ve reel ekonomik! düzen gereği reel oylarla! seçimler yapılır.
Oylar reeldir ve birilerini iktidara taşır. Ama oy verme gerekçelerinin reel olup olmadığı bu güne kadar hep boşlukta kalmıştır.
Ama bu seçimde gördük ki oyların gerekçeleri bile reel değildi.
Çünkü statükoya başkaldırı niyetiyle verilen oylar nihayetinde başkada bir gerekçe taşımadan demokrasi talebiyle sandığa yansımıştır.
Ancak bu başkaldırı heyecanı altında yatan gerekçesizlik ve sorgusuzluk, beraberinde getirdiği vurdumduymazlıkla birleşince talep edilenle muhtemel sonucun ne kadar zıt olduğu görülmektedir.
Çünkü statükoya başkaldırı olarak başlayan heyecanlı süreç kendi içinden daha zor bir statükoyu daha doğrusu bir istibdad yönetimini çıkarıyor ama farkında bile değiliz.
Şöyle ki;
Son seçimde ne istedik.
İstikrar!
Ne konuda.
Ekonomi.
Başka.
Siyasi.
Başka.
Hepsi bu kadar.
Başka bir talebimiz yok.
Peki bu iki konuda istikrar geldiğinde ne olacak?
Ne olacağının da bir önemi yok.
Biz böyle istiyoruz o kadar.
Gayet güzel.
İstikrar istediniz ve istediğinizi de aldınız.
Ama istikrar talep ederken mahkûm olacağınız bir istibdad’ı da unutmayın sakın.
Nasıl yani?
Şöyle;
Bizim paramızla para kazanan bankaları yabancıların eline geçmiş bir ülke olmadık mı?
Tarım arazilerinin %60’ı, sanayi kuruluşlarının %52’si bankalara ipotekli bir ülke haline gelmedik mi?
Yani ödenmeyen krediler karşılığında kolayca yabancı bankaların eline geçebilecek tarım arazileri ve sanayi kuruluşlarından müteşekkil bir ülkeye dönmedik mi?
Yabancı sermayeye sınırsız işlevsellik kazandırılınca finans sektörü, enerji piyasası, telekomünikasyon piyasası, tarım piyasası ve diğer piyasaları yabancıların eline geçmiş bir ülke değil miyiz?
Kaybedecek şey’i olanlardan iseniz her şeye reel politik! ve reel ekonomik! gözlükle bakınca bütün bunları istikrarın bir gerekçesi olarak görebilirsiniz.
Ama istikrar isterken ipin ucu sende değilse, istibdada yelken açtığınızın farkında olmalısınız.
Daha açık ifade etmek gerekirse;
Tarımla uğraşanlar mahsulle maliyeti karşılayamıyor.
Esnaf-sanayici para darlığından borcunu ödeyemiyor.
Pekala bu durum bir süre daha böyle devam ederse ne olacak biliyor musunuz?
Ödenmeyen borçlar icra takibine konu olacak ve ipotekler paraya çevrilecek.
Bu kadar büyük arsaları ve sanayi kuruluşlarını alacak sermaye bizde kalmadığına göre kim alacak bunları.
Tabiî ki lehine ipotek verilen bankalar.
Sonra ne olacak?
Sahipler değişecek ve yeni sahipler işin başına geçecek.
Tarım arazileri yabancı bankaların eline geçince eski sahipler yani çiftçiler ne olacak?
Tabiî ki eski tarlasında ırgat.
Sanayi kuruluşları yabancıların eline geçince eski sahipler yani sanayiciler ne olacak.
Tabiî ki eski fabrikasında işçi.
Peki, bu şekilde ülkenin tüm ekonomisini eline geçirmiş bir yabancılaşma sürecinde reel oylar! ınız ile seçtiğiniz hükümetler ne iş yapacak.
Tabiî ki eski ülkesinde uşaklık yapacak.
Kimin uşaklığı?
Tabiî ki yabancılaşmanın ve yabancıların.
Yani istikrarın.
Peki, bu seçilenler bu ülkede hiç mi söz sahibi olamayacaklar?
Çiftçiler eski tarlalarında, sanayiciler eski işyerlerinde ne kadar söz sahibi olurlarsa hükümetlerde ancak o kadar söz sahibi olacak.
Ama istikrar yerleşecek ve hiç gitmeyecek.
Hangi konuda?
Tabiî ki fakirlikte, tabiî ki gayri millilikte ve tabiî ki yabancılaşmada.
Demem o ki;
İstikrar beklentisiyle çıkılan yolda istibdad yönetimine doğru ilerliyoruz.
Nedenmiş o?
Çünkü son sözü hep onlar söyleyecek.
Ekonomi, tarım, enerji, iletişim…
Hepsi onların olunca bize onlar ne verirse onunla yetinmek kalacak
Onların istediği kadar verecek biz onların istediği kadar yiyeceğiz.
Ve bize istikrar adına sessiz kalmak düşecek.
Hadi canım sende diyor gibisiniz.
Öyleyse Türk Telekom’un web sitesine girin ve yönetim kurulu kimlerden oluşuyor bir bakıverin olmaz mı? (daha ne örnekler var)
Kendi mülkünde efendilikten köleliğe nasıl düşülürmüş onu görürsünüz hiç olmasa.
KELİME: İSTİBDAD
AÇIKLAMA
Başlı başına olmak. Keyfî idare sistemi. * Zulüm ve tahakküm. İdaresi altındakilerin istemediği şeyleri yalnız kendi keyfine göre zorla ve zulümle yaptırmaya çalışmak. Kanun ve nizamlara bağlı olmayarak, çok defa da kanun namına kanunsuzluk yaparak, keyfi hükmünü icra ettirmek. Kimseyi tanımadan kendi dediğini ve keyfi emirlerini kuvvet ve cebir kullanmak suretiyle yaptırmaya çalışmak. Allah'ı ve adaletini unutarak dinsizdarane bir zulümle hüküm ve idare etmek.



