Şimdi Sıra Saadette
Dünya finans sistemi çöktü. Bu gidişle bu çöküşün altında kalmayacak yok gibi. Peki, nerede hata yapıldı? Hiç şüphesiz ki birçok noktada. Yanlış temeller üzerine kurulan bir gökdelenin çökmesi kaçınılmaz. Ama bu çöküşte en çok öne çıkan piyasalarda yaşanan durgunluk. Yani alış-veriş yapılmaması. Para harcanmaması.
İşte bu noktada söyleyeceğimiz bir husus var. Zira hakim kapital sistem kendi büyümesini insan tüketimi üzerine kurarken insanın refahını artırmayı ihmal etmiştir. Refah payı yerine üretmeden tüketime katılabileceği bir yol sunmuştur. Buda kredi sistemi ve borçlanmadır.
Esasında bu sadece birey bazında böyle olagelmemiştir. Aynı zamanda makro ekonomi denilen devlet hesap ve kitabı noktasında da bu değişmez kural olarak benimsetilmiştir. Olmayan paranın harcanması üzerine kurulu bir bütçelemenin genel kabul görmesiyle borçlanma ekonomide en önemli çıkış yolu olarak gösterilmiştir.
Aynı mantık özel sektör içinde geçerli kılınınca bu gün özel sektörün yatırım gücü yurt içi ve yurt dışından sağlanan finansman kredileri ile çepeçevre sarılmış bulunmaktadır. Böyle bir ortamda bırakın yatırım yapmayı bu kredilerin ödenmesinde yaşanacak zorluklar batışları da beraberinde getirmektedir.
Kısacası statik ve dinamik hesapları yanlış olan bu gökdelen ancak 70–80 yıl ayakta kalabilmiş ve şimdide temellerinin üzerine çökmek üzeredir.
Son günlerde basında kriz Karl Marks’ı haklı çıkardı diye bir haber yer almaya başladı. Gerekçe Marks’ın faize karşı olması imiş. Vah zavallılar vah demekten başka bir şey geçmiyor içimden. Zira bu öngörü Marks’ın kurmayı düşündüğü gökdeleni ayakta tutamadı ki. Hani nerede o kudretli SSCB. Yerinde yeller esiyor. Öyle ki kapital sistem şimdi O’nun bakiye bahçesinde merkezinden daha güçlü. Hiç şüphesiz ki akıbeti de mukallidi olduğu küresel finans sisteminden farklı olmayacaktır.
İşte böyle bir ortamda batılı adam içine düştüğü bu girdaptan çıkabilmek için çıkış yolu arıyor. Bu sebeple toplantı üzerine toplantılar yapıyorlar. Düne kadar yerden yere vurdukları devletçiliğin en katı uygulamaları ile batık banka ve finans kurumlarını devletleştirerek krizin etkilerini ötelemeye çalışıyorlar. Daha da ötesi yanlış mantıkla bir kere daha doğru çizgi çizebileceklerini zannediyorlar. Bu gelecek açısından tarihi tekerrür ettirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Yani çöküş sadece geciktirilmiş olacaktır.
Türkiye’de ise durum daha vahim. Türk finansal sistemi küresel finans sistemine öylesine entegre edilmiş durumdaki bir katar gibi lokomotifin gittiği yere gitmekten kendini kurtarması mümkün görünmüyor. Ama buna rağmen karanlıkta mezarlıktan geçerken korkusunu bastırmaya çalışan adam gibi ıslık çalarak krizden etkilenmeyeceğiz, bize bir şey olmayacak, bünyemiz sağlam demeyi yeterli görüyorlar.
Batılı adamın deyimiyle ‘‘Game Over’’ yani oyun bitti.
Evet, oyun bitti ama bizim için bundan sonra başlıyor.
Dünya yeni bir sistem arıyor. Alternatif arıyor. Çıkış yolu arıyor.
İşte bu sebeple oyuna girme sırası bizde;yani Milli Görüşte.
Sadece Türkiye için değil. Aynı zamanda dünya için.
Bu açıdan 26 Ekimde Saadet Partisi tarafından Ankara’da yapılacak 3.Büyük kongre büyük önem taşıyor.
Yeni genel başkan için yapılan yoğun istişare sürecinde kardeşlik hukukunu üstün tutarak birbirine kenetlenen ve saygıda kusur etmeyen herkesi tebrik ediyorum. Yeni genel başkan adayımızın istişare kurulu tarafından ilan edilmesinden sonra bu kenetlenmenin daha da kuvvetlendiğini görmek ise umutlarımızı perçinliyor.
Şu saatten sonra hiçbir Milli Görüşçünün yerinde oturabileceğini zannetmiyorum. Yaşanacak coşku selinden uzak kalmamak için herkesin Ankara da olmak üzere hazırlık yaptığını düşünüyorum.
Evet, şimdi sıra bizde,
Şimdi sıra Milli Görüşte.
Şimdi sıra Saadette.