Bir siyasi proje:''Ortak Akıl Hareketi''
Ortak akıl,
Bu kelimeyi ilk defa Fazilet Partisinin kapatılma sürecinde duymuştuk. Bu gün Ak Partiyi kuranlar o süreçte ortak akıl kelimesini çok kullanmışlar ve partiyi lidere bağımlı değil ortak akla bağımlı olarak yöneteceklerini ifade etmişlerdi.
İşte bu sihirli kelime bugün bir sivil toplum oluşumu olarak karşımıza çıkarılan bir harekete isimdaşlık yapıyor. ‘‘Ortak akıl hareketi.’’
Hareket görüntüde bir sivil toplum oluşumu ve son gelişmeler üzerine darbeye karşı milli iradeyi hatırlatmak ve egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu vurgulamak amacıyla bir araya gelmiş sivil toplum kuruluşlarından oluşuyor. Buraya kadar her şey güzel. Çünkü hepimiz darbeye karşıyız ve milli iradeyi esas kabul ediyoruz.
Ancak Ak Parti iktidarı 7.yılını devirmek üzere. Bu 7. yılın ilk yıllarında gerek ilk başbakan Sayın Gül gerekse sonraki başbakan Sayın Erdoğan ateşli nutuklarında sık sık sivil toplum kuruluşlarının da yönetime katılacaklarından dem vurmuşlardı. Ama öyle olmadı. Bu 7 yıllık süre içerisinde genel anlamda hiçbir temel meselede bu sivil toplum kuruluşlarının kapısı çalınmadı. Daha da ötesi onların talepleri genelde siyasi konjektürü okuyamayan oyunbozancılık olarak değerlendirildi. Oysa Ak Parti iktidarında bu sivil toplum kuruluşlarının hatırı sayılır bir katkısı vardı.
Kısacası sivil toplum kuruluşlarının baştan beri devam eden tek taraflı Ak Parti aşkı 7 yıldır karşılıksız. Aslında son dönemlerde bu karşılıksız aşkın yara aldığını ciddi bir biçimde gözlemleyebiliyorduk. Yolun sonu türküleri çalınmaya başlanmıştı. Fakat ne olduysa şu darbe çığırtkanlarının meydanlara dolması ve darbeci çetelerin deşifre olmasıyla oldu. Ak Partiye karşı başlayan bu rahatsızlık birden bire ortadan kalkıverdi ve sivil toplum kuruluşları darbeye karşı olma adına yeniden usta bir manevra ile Ak Parti saflarına devşiriliverdi.
Ne demek istediğimizi merak edenler Ortak Akıl hareketi tarafından düzenlenen mitingleri bir kez daha gözden geçirsinler ya da daha sonra yapılacak mitingleri değişik bir gözle izlesinler. Zira sivil toplum adına mikrofon alanların konuşmaları buram buram Ak Parti propagandası kokuyor. Darbe karşıtlığının siyasi propagandanın gölgesinde kıyılara köşelere ve atılan birkaç cılız slogana sıkıştırıldığı o kadar aşikâr ki.
Şu ana kadar geçirdiği tüm seçimlerde mağduriyet edebiyatını çok ustaca kullandı bu parti. Ve kapatma davasının önümüze süreceği bir erken seçim takvimi olmazsa mart ayı için kesin olan bir yerel seçimle karşı karşıyayız.
Anlaşılan o ki Ak Parti stratejistleri bu seçimler içinde mağduriyet rolü üzerine kurulu bir atmosfer planlıyorlar. Zira ortak akıl hareketi mitingleri daha çok böyle bir atmosferin algılanmasını kuvvetlendirici bir havayı yansıtıyor. Öte yandan yapılan konuşmalarda sıkça vurgulanan istikrarın bozulmaması mevzusuda tüm başarısız icraatları gölgede bırakıp Ak Parti için başarılı bir iktidar süreci geçirdiği şeklinde algıyı kuvvetlendirecek tonda sunuluyor. Hâlbuki aynı kürsüleri kullananlar iktidar sürecindeki başarısızlıklar ve yanlış icraatlarla ilgili bir karşı tavır içine girmemişler, çok azda olsa girenler olduysa da bunu seslerini yükseltecek ve meydanlara taşıyacak şekilde hararetle yapmamışlardı.
Darbeyi hiç birimiz istemiyoruz ve karşıyız. Ama bu ortak akıl hareketine katılanların ve tertipçilerinin Türkiye de darbelerin tarihine ilişkin kaynak eserleri bir kere daha alıp okumalarını tavsiye ediyoruz.
Neden mi?
Zira Türkiye’de yapılan darbelerin perde arkasında dış güçlerin parmağı olduğunu herkes bilir. Bu gerçeğe rağmen bu ortak aklın dış güçler için bir tek kelime bile etmemesini ve Ak Parti’nin bu gün ülkemizde geçmişte yaşanan tüm askeri ve sanal darbelerin aktörleri olan dış güçlerle stratejik ortak olma başarısı ile övünebilmesi karşısındaki tutulma becerisi göstermesini nasıl yorumlamak lazım takdirlerinize bırakıyorum.
Bunun yanında Sivil toplum gücü gerçekten önemli ve etkili bir güç. Siyasilerin bu gerçeği göz ardı edemeyeceğini ve bu harekete karşı kral çıplak diyemeyeceğini biliyoruz. Zira hiçbir siyasi parti sivil toplum kuruluşlarını karşısına almak istemez. Ama bu gücün yanlış yönlendirilmesi karşısında suskun kalmakta aynı hatanın daha vahim bir boyutunu oluşturmaktadır.
Bu sebeple Ak Parti’nin yolun başında çok kullandığı ama 7 yıllık yolculuğu boyunca bir türlü eyleme dönüştürmediği ana sloganlarından biri olan ortak akıl ile aynı adı taşıyan bu inisiyatifte aktif rol alanları bir mim mesabesinde de olsa bir siyasi projede nasıl kullanıldıkları hususunda düşünmeye davet ediyorum.
*******
Şüphesiz ki bu konu önümüzdeki günlerde daha çok konuşulacak ve tartışılacaktır. Ancak bu gün itibariyle bu hareket ile ilgili tutarlı gerekçelere dayalı itirazlarında yükselmeye başladığını görüyoruz. İşte bu itirazlardan biri Saadet Partisi Konya İl başkanı Sayın Veli Tolu’dan geldi. Tolu’nun açıklamaları Haberdem’de haber olarak yer aldı. Ancak ben bu haberde yer alan bazı satırları bu köşede sizlerle paylaşarak yazıma son vermek istiyorum. İşte açıklamadan bazı satırlar:
‘‘Hepimizin bildiği gibi uzun bir süreden beri Türkiye’nin gündeminde iktidar partisine açılmış bir kapatma davası var. Saadet partimiz gerek demokrasi açısından ve gerekse inandığı değerler açısından bu kapatma davasına en başından bu yana karşı çıkmıştır. Her zaman söylediğimiz gibi bir kez daha tekrar etmek gerekirse; Saadet partisi olarak teröre bulaşmamış ve terörü övmemiş hiçbir siyasi partinin kapatılmasını tasvip etmeyiz ve kabullenmeyiz. Bunu bütün Türkiye artık böyle bilmelidir.
Ancak bütün bunların yanında bir takım insanların sırf hükümete yardakçılık yapmak adına Türkiye’nin her yerine afişler asarak başlattıkları ortak akıl tutulması hareketini de kabullenmemiz ve tasvip etmemiz mümkün değildir.Çünkü başlatılan bu hareketin sözcüleri gittiği her yerde son olayları sanki hep hükümetin başarılanı gölgelemek isteyenlerin çıkardıklarını söyleyerek yaşanmakta olan ekonomik krize kılıf aramaktadır.Şimdi bu ortak akıl tutulması peşinde koşanlara sormak lazım.
Sizin ekonomik gelişme dediğiniz bir ailenin borçlarının son dört yılda 7 kat artması mıdır? Sizin zenginleşme dediğiniz; 2003 yılında ailelerin bankalara borcu 13 milyar YTL iken, 2007 yılında 100 milyar YTL ye çıkması mıdır? Sizin istikrar dediğiniz; milletimizin her yıl biraz daha fakirleşmesi midir? Sizin büyüme dediğiniz 2008 de faize ödeyeceğimiz 60 katrilyon Türk lirası mıdır? Sizin gelişme dediğiniz bankaların insafına terk edilmiş çiftçi ve sanayicilerimizin haciz altında inlemesi midir? Yoksa siz bizim de bilmediğimiz başka bir dünyada mı yaşıyorsunuz. Yoksa sizde milleti sömüren küçük azınlığın bir parçası olduğunuz için mi farkına varmıyorsunuz. Muhterem arkadaşlar lafı eğip bükmeye hiç gerek yok. Bunların hepsi uşaklık kokan hareketlerdir. Köle kafalı insanlar her dönemde var olmuş ve olmaya devam edecektir.
Eğer bu söylediklerimize itiraz edecek birisi olursa işte meydan. Ne zaman ve nerede isterlerse açık oturuma hazırız. Ne istiyorlarsa onu konuşalım. Ekonomi istiyorlarsa ekonomi,dış politika istiyorlarsa dış politika,A-anayasa değişikliği ise anayasa değişikliği…Kendilerini hangi konuda güçlü hissediyorlarsa o konuda çıksınlar karşımıza da görelim bakalım boylarının ölçüsü ne kadarmış. Türkiye’deki gelişme neymiş, istikrar nasıl oluşmuş bir konuşalım bakalım. Ama çıkamazlar. Onun yerine oradan buradan buldukları akıl zaafı olanları kullanmayı tercih ederler.
Muhterem arkadaşlar bütün bunları neden söylüyorum. Şimdi şu soruya cevap arayalım. Ülke içindeki baskılara karşı olanlar ülke dışındaki baskılara boyun eğer mi? Ülke içindeki yasaklara karşı olanlar ülke dışından gelen yasakları kabullenir mi? Darbelere karşı olanlar dünyanın her yerini kan gölü haline getirenleri dost olarak kabul eder mi? İşte bizler yani milli görüşçüler; Baskılara karşıyız, Darbelere karşıyız, Yasaklara karşıyız, Ama bütün bunların yanında Amerika’ya da karşıyız. Ama bütün bunların yanında İsrail’e de karşıyız.
Bütün bunların yanında ülke ekonomisinin IMF ye teslim edilmesine, dış politikasının Amerika’ya, iç politikasının da Avrupa birliğine teslim edilmesine de karşıyız.
Amerikanın ırakta, İsrail’in Filistin’de yaptıklarına da karşıyız ve asla kabul etmiyoruz.Şimdi bu ortak akıllı adamlar afişlerinde yazdıkları baskı ve yasaklara karşıyız cümlesinin yanına Ortadoğu’da kan döken Amerika’ya, Filistini işgal eden İsrail’e karşı olduğunuzu yazında bizde sizin yanınızda yer alalım. Ama buna yüreğiniz yetmez. Çünkü siz peşinden gittiğiniz adamların siyasi varlıklarının sebebi olan, yıllarca üzerlerine titreyip yetiştiren, Türkiye’nin 1 ve iki numaralı adamlarının üzerinde en çok hak sahibi olan Erbakan hocamıza yapılan haksızlıklara itiraz edemeyecek kadar yüreksiz korkak ve iradesizsiniz. Aynı zamanda vefasız ve sadakatsizsiniz. Sizin ortak akıl dediğiniz başkasının aklına hizmet etmektir…’’