SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
12 Haziran 2008 Perşembe 17:46
  Serdar AKCA
  
Bulanık Suda Balık Avlayanlar
 
Anayasa mahkemesinin kararından sonra gözler bir kez daha başörtüsüne ve başörtülülere çevrildi.
 
Her ne kadar Ak Parti’nin MHP ile el ele verip 411 vekil oyuyla yaptığı düzenlemede hiçbir şekilde başörtüsü kelimesi geçmese de CHP ve DSP’nin itirazları neticesinde mahkemelik olan düzenleme mahkemenin şekil yönünden inceleme yetkisini aşarak içerik yönünden karara bağlanmasıyla başörtüsünün üzerine kaldı.
 
Şimdi başörtülülerde başörtüsü de abalı konumunda ve gördüğünüz yerde vurun abalıya muamelesi görüyor.
 
Eskiden en azından üniversite kapısından içeri girilebilir ve sınıfa girmeden önce başörtüsü çıkarılırdı. Oysa şimdi kampüse giren araçlardaki başörtülülere bile tahammül edilemiyor. Hatta öyle ki bu araçlardaki başörtülülerin öğrenci olması bile önemli değil. Kim olursa olsun başlarını açması isteniyor.
 
Yani Anayasa mahkemesinin bu kararıyla yasakçı rektörlere gün doğdu. Sopa ellerinde kampüs kapılarına dikilecekler neredeyse.
 
İşin garip tarafı düzenlemeyi yapan 411 milletvekilinden cılız bir iki sesin dışında çıt bile çıkmıyor.
 
Ey vekiller neden oylarınıza sahip çıkmıyorsunuz diye haykırası geliyor insanın. Bu vekillerin bulanık suda balık avladıklarını kastetmiyorum elbette. Ama onların suyun bulanıklığıyla sinmiş bir görüntü vermesini de anlaşılır bulmuyorum.
 
Şimdi düşünün bu karar üzerine bir meşhur televizyoncu ve gazeteci iki başörtülü konuk bulmuş. Onları programına konuk ediyor. Söz dönüp dolaşıp öyle bir noktaya geliyor ki tamam diyorsunuz şimdi sıra o soruda. Su bulanık ya. Önce Humeyni ile bir peşrev çekiliyor. Sonra getirip işi Atatürk’e bağlıyor. Verilen cevaplarla istediğini elde etmiş olmanın verdiği rahatlık, müstehzi bir tebessüm olarak yüz ifadesine yansıyor. Sonra bu olay birçok haber kanalında ve gazetede ülkenin en önemli olayı olarak karşımıza çıkarılıyor.
 
Verilen cevaplardan her kes istediğini anlar. Sözlerde söyleyeni bağlar. Bir şey diyecek halimiz yok. Ama bulanık su avcıları bunu ganimet bilip olayı bir genelleme ile tüm başörtülüleri kapsayacak bir havada sunmuyorlar mı işte insanı o kahrediyor.
 
Onların bu sakat mantığı Aristo’yu bile kıskandırır elbette. Şimdi düşünün Bir TV haber sunucusunun kötü bir fiili dikkate alınarak bizde tüm TV haber sunucularını bu fiilin faili gibi görebilir miyiz?
 
Ya da dün bankaları boşaltanların iş Atatürkçülüğe geldiğinde çok sıkı birer Atatürkçü olmalarından yola çıkarak tüm Atatürkçüyüm diyenleri bu yolsuzluğun bir parçası gibi düşünebilir miyiz.
 
Şu son Ergenekon çetecilerinin hepsi sıkı birer Atatürkçü mesela. O zaman tüm Atatürkçüyüm diyenlerde çetecidir öylemi?
 
Bu sakat mantıktan vazgeçin beyler gülünç oluyorsunuz. Nerede bir bulanık su görseniz balık avlayacağım zannediyorsunuz ama bilesiniz ki bu tavırlarınızla avlanan artık sizsiniz.
 
Bu vesileyle bir kez daha anladık ki siz Atatürkçü değilsiniz. O sadece bir siper ve bariyer sizin için. Başörtüsüne karşıyız diyemediğiniz için kuşdili kullanıyorsunuz. Kendi tevillerinizi de Atatürk’e yamıyorsunuz. Zira biliyorsunuz ki velinimetiniz olan milletimizin büyük çoğunluğu başörtüsüne özgürlükten yana. Milletle açık bir biçimde savaşmayı göze alamadığınız için önünüze O’nu siper ediyorsunuz.
 
Ama bilesiniz ki bu yasak sizin yasağınız; Atatürk’ün değil. Zira Atatürk’ün başörtüsünü yasaklayan bir devrimi yok. Atatürk dönemi Anayasalarında da başörtüsü denilerek konulmuş açık bir yasak yok. Dolayısıyla Atatürk tarafından çıkarılmış kanunları incelerseniz başörtüsü denilerek bir yasak konulmadığını da görürsünüz.
 
 Ama kılık kıyafet kanunları falan diyeceksiniz biliyorum.Kılık kıyafet ile ilgili 3 kanun elbette var. Bunlardan biri şapka ile ilgili. Diğeri ise bazı kisvelerin giyilmesini yasaklayan kanun. Buradaki kisvenin başörtüsü ile uzaktan yakından hiçbir ilgisi yok. Sonuncusu ise devlet memurlarının giyim ve kuşamlarının kanun tüzük ve yönetmeliklere göre uygun olması gerektiğini belirtiyor. Metinde başörtüsü yasaktır şeklinde bir ibare hiçbir şekilde yer almıyor.
 
Hadi bunları geçtik, bize Atatürk’ün modern ve çağdaş dünyayı yakalamak için başörtüsüne karşı olabileceğini söyleyebilir misiniz mertçe. Hatırlatalım Atatürk’ün en büyük devrimi devrimcilikti. Bu gün dünya özgürlük eksenli bir anlayışı baş tacı ediyor. Kanada üniversitelerinin hiç birinde yasak hemşerim diye başörtülü kızların karşısına dikilen bir rektör gösteremezsiniz bize. Ve yine bilesiniz ki böyle bir dünyada Atatürk Kanada’dan daha ileri bir adım atardı mutlaka. Çünkü o muasır medeniyeti yeterli görmüyor ve üstüne çıkılmasını istiyordu.
YORUMLAR (2) adet
    balbal
    mehmet kardese
    hocamin bir tanimi var. chp kist der akp gel bilibili der
    22 Haziran 2008 Pazar 04:18

    mehmet
    ahh ahhhh
    çok güzel söylemişin serdar bey. ama anlayan sivri sinek saz bunlara trampet çalsan az. halkımız bir anlasa chp nin oyunlarını. bi anlasalar. ozaman akp nin de asıl güzü ortaya çıkacak.
    14 Haziran 2008 Cumartesi 01:15

Yazarın Diğer Yazıları

    » Piyasalar
$ USD
1.6770
€ Euro
2.0980
IMKB
21.966
Altın
41.63
Zahid KUTUB
Abdullah Kuşlu
Mehmet Ali ÖZTÜRK
ozturk158@hotmail.com
Nevzat LALELİ
Behçet BÜYÜKGÖKMEN
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Tüm Yazarlar
    ANKARA 22.11.2008
İmsak
-
5:04
Güneş
-
6:33
Öğle
-
11:42
İkindi
-
14:13
Akşam
-
16:37
Yatsı
-
18:00
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008