Gençlik Nereye Gidiyor?
Cennetin ayaklarının altına verildiği anneler,
Ana gibi yar olmaz diye adına yanık türküler yaktığımız anneler,
Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar diye derdimizin gerçek sahibi olduğu ifade edilen anneler,
Hani öf bile demeyiniz diye tembihlendiğimiz anneler,
Ve üzerine titrediği yavruları tarafından vahşice kesilip doğranan boğazlanan anneler.
Son 4 ay içerisinde tam 6 vahşi anne cinayetine tanık oldu Türkiye.Tüketimi körükleme mühendislerinin icadı anneler gününe bu acıları yaşayarak girmiştik ne yazı ki.
Cennet adlı analar cinnet kurbanı oluyor diye yapılan açıklamalarla yetinmeli miyiz durumu tahlil için? Yoksa başımızı 2 elimizin arasına alıp düşünmeli miyiz?
Bu olaylar gençliğin içinde bulunduğu durumu anlamak için yetmeyecekse daha ne musibet başımıza gelecek ki şu soruyu soracağız;
Gençlik nereye gidiyor?
Ülkemizde uyuşturucu kullanma yaşı 12’ye kadar indi.
Alkol kullanma yaşı 11’e,sigara kullanma yaşı ise 10’a.
9–17 yaş arasındaki öğrencilerin yüzde 2,9’u uyuşturucu, yüzde 11'i alkol, yüzde 16'sı sigara kullanıyor.
Lise öğrencilerinde son 3 yılda eroin kullanımı yüzde 100,ecstasy kullanımı ise yüzde 300 oranında arttı, Eroin tuzağına düşen öğrenci sayısındaki artış ise yüzde 100.
Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre son 5 yılda 20 milyon sentetik hap ele geçirildi. Son 3 yılda ise, 8,5 ton uyuşturucu yakalandı. Uyuşturucu satışı okul kantinleri ve önündeki simit tezgâhlarına kadar indi. Öyle ki bir milletvekili bile kimlik değiştirip uyuşturucu alabiliyor bu tezgâhlardan.
Kumarhaneler yasak ama sanal kumarhaneler sonuna kadar açık.1,5 milyon insanın internet üzerinden kumar oynadığı bir ülkeyiz artık. Ve bunların büyük çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu belirtiliyor.
Çocuk suçlu sayısı ise hızla artıyor. Mala karşı işlenen suçlarda her 100 şüpheliden 25'i çocuk ve bu çocuklardan yüzde 80'i hırsızlıkla suçlanıyor. 100 cinayet şüphelisinden 9'u, genel şüphelilerin ise yüzde 15'i çocuk. Yılda 125 bin çocuk mahkemeye çıkıyor Suç makinesine dönüşen bu çocukları sahipsiz sokak çocukları zannetmeyin. Zira %90’ının ebeveyni sağ ve %81’i ebeveyni ile birlikte yaşıyor. Türkiye’de sokakta yaşayan çocuk sayısı 42 bin, yılda 7bin çocuk ise tecavüz ve tacize uğruyor.
Yaşları 7–14 arasında değişen kız ve erkek çocuklarına tecavüz görüntülerinin yer aldığı CD'ler 10–30 YTL arasında satılıyor İstanbul sokaklarında. Ancak bu tecavüzlerin cinayetle bittiği filmlerin fiyatları daha da yüksek;100 YTL. Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağlı yurtlarda kalan çocuk yaştaki kızların zorla fuhşa sürüklendiği ve tecavüze uğradığı haberleri yansıyor gazete ve televizyonlara.
Kalem tutması gereken ellerin bıçak ve sopa tuttuğu eğitim kurumlarımız var artık. Okullar çetelerin kuşatması altında ve öğrencilerimiz çeteler kurarak televizyonların ürettiği sanal kahramanların izinden yürüyor.2006 yılının son 1,5 ayı ile 2007 yılının ilk iki ayında okullarımızda 2474 şiddet olayı yaşanmış. Bu olaylara 9224 öğrenci karışmış ve 9’u ölümle sonuçlanmış, 40 öğretmen ve öğrenci ise yaralanmış.
Bu manzara karşısında titreyip kendine gelmesi gereken en önemli savunma refleksi ailelerin durumu da bu manzaradan farksız. Temelimiz çatırdıyor. Zira ülkemizde her yıl 100 bin çift boşanıyor.Son 10 yılda boşanma artış oranı yüzde 80,7.
Bu rakamları çoğaltmak can sıkıyor biliyorum. Bu kadarı yazının amacını anlatmaya yeter sanırım.
Bütün bu rakamlar ve olaylar varken başka kitle imha silahına gerek var mı?
Geçen hafta sonu İstanbul’un fethi için Sakarya’da muhteşem bir organizasyon gerçekleştirildi. İzlerken umutsuz olma dedim kendi kendime umutsuz olma. Yeni bir dip dalga geliyor.
Bırakın annesini kesmeyi ve okulda öğretmenini dövmeyi yoldaki karıncayı bile incitmekten çekinecek bir dip dalga.
Global teröristlerin modern kitle imha silahlarıyla kişiliksizleştirdiği ve kimliksizleştirdiği gençliği silkeleyecek ve kendine getirecek bir dip dalga.
Fetih bu gençliğe ben varım ve buradayım dedirtti.
Emeği geçenlere ve yüreğimize su serpen bu dip dalgaya selam olsun.