SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
 
Yazı Karakteri Boyutu:
   
19 Ekim 2007 Cuma 15:50
  Serdar AKCA
  
LÜTUF VE TESADÜFE DAYALI DIŞ POLİTİKA
 

ABD 11 Eylül saldırısından sonra teröre karşı amansız bir mücadele başlattığını ilan etmişti. Afganistan ve Irak bu bağlamda işgal edildi. Şimdi burada 2 noktaya vurgu yapmak istiyorum.

 
Bunlardan birincisi ABD kendi canı yandığında hiç kimseyi tanımadan istediği ülkeyi vurabilmekte ve taş üstünde taş bırakmamaktadır. Aynı durumda bir başka ülkenin terörden canı yandığında ise bin dereden su getirerek o ülkenin tek başına tedbir almasına bile müsaade etmemektedir.
 
İkincisi ise Başbakanımız ABD’ye ‘‘sen Irak’ı vururken kimseden izin almadın’’ diye bir çıkış sergilemiş. Bu çıkış içerde insanımızın hoşuna gidecek bir çıkış. Ama burada bir ayrıntı var. ABD Irak’ı vururken kimseden izin almadı. Doğru. Ama Türkiye’ye rol biçti ve görev verdi. Türkiye’de kendisine biçilen rolü kabul etti ve yerine getirebilmek için ABD’nin yanında saf tuttu.1 Mart tezkeresi girişimi ile 80 bin ABD askerinin Türkiye’de konuşlanmasını temin etmek için elinden geleni yaptı. Şimdi bu çıkışın anlamlı olabilmesi için o gün, yani ABD’nin Irak’ı kimseden izin almadan vurduğu gün, ABD’ye dur bakalım seni şehrin şerifi kim yaptı, kimden izin aldın ki Irak’ı vuruyorsun tavrı sergilenseydi bir anlam ifade ederdi.
 
Her fırsatta Türkiye’nin stratejik müttefiki olarak ilan edilen ABD şimdi hem 1915 olaylarından dolayı hem de terör örgütüne karşı girişilecek askeri harekâttan dolayı Türkiye’nin karşısına dikildi.
 
ABD bugün tarihin yazılarak yapılabileceğine inanan bir gelenek tarafından idare ediliyor. Dolayısıyla 1915 olaylarının gerçek yüzünden çok işine gelen tarafını kabul etmesi ve senatosunda kendi uygun gördüğü tarih tezini onaylatmaya çalışması normaldir.            Burada anormal olan bırakın 30–40 milyon kızıl derilinin katledilmesinin  ya da Nagazaki ve Hiroşimaya atılan atom bombalarının veya yakın zamanda dünyanın dört bir yanında en az bir o kadar insanın ölümüne sebep olunmasının gündeme getirilmesini; şurada burnumuzun dibinde dün başlayan ve bugün devam eden Irak hadisesinde bile 1 milyondan fazla insanın ölümü,2 milyon insanında mülteci hayatı yaşamasına sebep olan Amerika’ya Türkiye parlamentosunun cevap verecek bir tasarı hazırlığında bile olmayışıdır.
 
Amerika’da bir kısım evetçilerin oylarını geriye çekerek 1915 olayları konusunda sanki Türkiye’nin tezini desteklemek için gayret sarf ediliyormuş görüntüsü vermesi ise manidardır. Evet bu tasarı parlamentoya getirilmiş durumda ve Türkiye’nin aleyhine bir netice çıkmış olursa bay Bush’un cevabı gayet açık olacaktır ve Amerika demokrasi ile yönetilen bir ülke diyecektir. Oysa 1 Mart tezkeresi TBMM’den geçmeyince bu durum Amerikalılarca ABD’ye atılan bir kazık olarak yorumlanmıştı. Yani Demokrasi sadece ABD’nin hakkıdır ve Türkiye’nin böyle bir hakkı olması düşünülemez. Global köyün muhtarına da böyle düşünmek yakışır hani. Bize yakışan ise durumu sineye çekmektir.
 
Peki ya Ermeni tezlerini reddeden bir sonuca ulaşılırsa o zaman bay Bush’un cevabı değişecek ve gördünüz mü biz müttefikimizin arkasında durduk diyecektir. Ardından ise Türkiye’den taleplerini sıralayacaktır. ABD askerleri Irak’tan çekilirken Türkiye topraklarının kullanılması talep edilecektir mesela.
 
Kadim müttefikimiz ABD eğer 1915 olayları konusunda böyle bir sonuca kendi inisiyatifi ile ulaşırsa malum terör örgütüne karşı yapacağımız harekâtta da Türkiye’nin yanında yer alabilmelidir. Ancak görüldüğü kadarıyla ABD şiddetle Türkiye’nin askeri harekâtına karşı çıkmaktadır. Gerek ABD gerekse güdümündeki Irak’ın karşı çıkış gerekçelerine bakarsanız sınır ötesine geçmek uluslararası hukuku ihlal etmek olurmuş. Ancak bu ikili ve avenesi çevreler bu hukuku ihlal ederek Irak sınırları içinde yuvalanan, karargâhlar ve militan yetiştirmek üzere talimgâhlar kuran terör örgütünün o hukukun neresinde olduğunu hatırlamak istemedikleri bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Zira bu terör örgütü ABD veya güdümündeki Irak’a değil Türkiye’ye kurşun sıkmakta ve topraklarını bölmek üzere faaliyetler yürütmektedirler. Ellerindeki silahların ise ABD veya müttefiklerinin yapımı olduğunu da hatırlatmaya gerek yok sanırım.
 
Şimdi soru şu; Tek taraflı aşka dayalı Türk dış politikasında sorunların çözümü tesadüfler veya ABD’nin lütfüne dayalı olarak ne kadar sağlıklı sonuçlara ulaşılabilir? Bu sebeple Türkiye bugünün koşullarına bakarak dış politikasını yeniden yapılandırmalıdır. Dış politikada milli menfaat esastır diye bir yaklaşım hep söylenegelir. Ama ne hikmetse bu menfaat hep karşı tarafların lehine işleye gelmiştir.

 

Bu açıdan Türkiye kendi milli menfaatlerini gerçekten koruyabilmek için öncelikle stratejik müttefiklerini gözden geçirerek işe başlamalıdır. Hani halk arasında meşhur bir söz vardır. Ayıdan post gâvurdan dost olmaz diye. Ne kadar basit değilmi? Ah birde dış işlerindeki monşerler ve bizim monşerleşen politikacılarımız anlayabilse!
 
 
Yazarın Diğer Yazıları

Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Tüm Yazarlar
    ISTANBUL 08.09.2008
İmsak
-
5:01
Güneş
-
6:31
Öğle
-
13:09
İkindi
-
16:43
Akşam
-
19:35
Yatsı
-
20:57
    » Piyasalar
$ USD
1.2270
€ Euro
1.7480
IMKB
39.115
Altın
31.88
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008