MEDYA BASKISI
Türkiye Malezya olur mu tartışmaları azda olsa dinmiş görünüyor. Ancak bütün bu tartışmaların merkezinde bir şey daha bariz bir biçimde kendisini gösterdi ve mahalle baskısından bahsedenler aslında Türkiye’de var olan gerçek bir olguyu bir kez daha perçinlemiş oldular: Medya baskısı.
Bu baskı sadece Anayasa çalışmaları sebebiyle ortaya çıkmış bir baskı değil. Türkiye ‘de hep söylene gelen bir sözün dışa vurumu. O söz ise medyanın Türkiye’de dördüncü kuvvet olduğu sözüdür. Hatta bu kuvvet meselesinde etkinlik sebebiyle birinci kuvvete yükseldiği de hep ifade edilir. İster birinci, ister dördüncü kuvvet olsun medya bugün sınırsız bir sorumluluk alanıyla hareket edebilmektedir. Elindeki gücü medyanın gerçek işlevi olan bilgilendirme ve haber verme yönünde değil, belirgin bir biçimde yönlendirme ve ticari çıkarlarında ön açıcı olarak kullanmaktadır.
Bugün medyanın etkisi öyle bir baskıya dönüşmüş bulunmaktadır ki halkın büyük desteğiyle iktidar olanlar bile medya desteği olmadan ve medya ile iyi ilişkiler sürdürülmeden iktidarda kalabilmenin mümkün olmadığına vurgu yapabiliyorlar.
Şimdi bir düşünün. Halkı terazinin bir kefesine koyun. Öbür tarafa da etkin medyayı. Siz isterseniz % 80 oy alın. Kim ağır basıyor.
Siz milletvekilleri seçiyor ve meclise gönderiyorsunuz. Güzel. Bir konuda yasa çalışması başlatılacak. Demokrasi işleyecek. Buda güzel. Eğer medyanın işine gelmeyen bir sahada top koşturmak üzere bir adım atmışsanız başlatılan çalışmayı artık köşe yazarlarının sütunları ve genel yayın yönetmenlerinin manşetleri sürdürüyor ve yasa medya baskısı ile son şeklini alıyor.
Cumhurbaşkanı seçeceksiniz. Güzel. Süreç başlatılıyor. Anayasa bir Cumhurbaşkanın hangi niteliklere sahip olması gerektiğini belirlemiş. Bu da güzel. Ama yetmiyor. Medya kriterleri yerine getirilemeden Cumhurbaşkanı bile seçemezsiniz diyorlar. Ve Türkiye bir anda kendisini bir krizin kucağında buluveriyor.
Şimdi bir sivil anayasa çalışması başlatılmış. Medya hiç beklemeye bile gerek görmüyor. Hemen belirleyici olmak için argümanlarını oluşturuyor. Malezya’ya seferler düzenleyerek ve sözde mahallelerde mikrofon elde baskın yaparak kendi baskı ve tahakkümünü kuruyor. İsterseniz bu baskı ve tahakkümü dikkate almayın. Darbe senaryolarına varan fantezilerin muhatabısınız artık. Yani burada da karşınıza medya kriterleri çıkartılıyor. Ellerinden gelse üç beş genel yayın yönetmeni ve köşe yazarının hazırladığı bir hazır anayasa metnini sunuverecekler önümüze.
Bu etkinin bir isme ihtiyacı var sanırım. Eğer kabul ederseniz ben buna medyokrasi diyorum.
Evet, durum böyle bunda yadırganacak bir taraf yok. Zira etkin medyanın en büyük alıcısı yine biziz. Saatlerce karşısına oturup esiri olduğumuz dizilerle yatıp magazin programlarıyla kalkıyoruz. Hayatı bu dizilerin konularına indirip kendimizi gerçek olaylardan soyutlayıveriyoruz. En çok satan gazeteler sıralamasını para vererek aldığımız tiraj toplamları oluşturuyor.
Yani alan memnun satan memnun durumuyla karşı karşıyayız bir bakıma. Zira medya baskısı var derken bu baskıda medyanın güç aldığı bir saç ayağı da biziz aslında.
Medya baskısının kırılmasını isteyenler medyaya kaide olmaktan vazgeçmedikleri müddetçe medyokrasi ile yönetilen ülkemizde daha çok Malezya konulu film izlemeye mecbur kalacağız galiba. Ne dersiniz?