Hiç şüphesiz ki değişiklik gerekli. Ancak görünen o ki bu güne kadar her fırsatta değişikliği savunan bazı kesimler fili kendilerine göre tarif etme alışkanlıklarından olsa gerek çalışmaların daha en başında itiraz etmeye başladılar. Oysa yapılması gereken halkın beklentilerinin gerçekleşmesi doğrultusunda en üst düzeyde katkı sağlayabilmek olmalıdır. Zira iki kişiden birinin oyunu almayı başarmış bir siyasi hareketin yapacağı değişiklikler aynı oranda büyük bir teveccühle kabul edilecektir.
Burada asıl ölçü milletin beklentilerinin çalışmalarda karşılık bulması olmalıdır.82 anayasasını hazırlatanlar devleti millet üzerinde tahakküm kuran bir mekanizma olarak kurgulamışlardı. Yani biçip diktikleri elbiseye milleti uydurmuşlardı. O halde bugün bu çalışmaları yürütenlerin temel görevi elbise ile milleti aynı bedende buluşturabilmek olmalıdır. Ancak bu şekilde ‘‘Baba Yasa’’dan ’’Ana Yasa’’ya geçiş sağlanabilir.Değilse onlarında 82 anayasasını hazırlayanlardan bir farkı kalmayacaktır.
Anayasa değişikliği tartışmalarında en fazla ön plana çıkan 2 konu var. Bunlardan birisi ‘‘Başörtüsü ile üniversitelerde eğitim hakkı’’ diğeri ise ‘‘Din dersinin seçmeli hale getirilmesi’’
Bu millet yasalardaki ve hukuki metinlerdeki muğlâk ifadelerden çok çekti. Değişiklik çalışmaları yürütülürken her kesin kendisine göre yorumlayabildiği veya zorlama yorumlarla istenilen sonuçların çıkarılabileceği ifadelerden uzak durulmalıdır. Buradan kastım üniversitelerdeki başörtüsü yasağı ile ilgili düzenlemelerde ortaya atılan ‘‘Devrim yasalarına aykırı olmamak şartıyla’’ifadesinin gündeme getirilmiş olmasıdır. Bu ifade bir kalkan olarak düşünülmüş olabilir. Ancak kalkanın kimin elinde olduğu da büyük önem arz ediyor. Tarafsızlık göreceli bir kavramdır. Türkiye’deki eğitim süreçlerinden süzülerek geçen bir kişinin kıyısından köşesinden bir ucunu tuttuğu fikir örgüsü hayatı boyunca yakasını bırakmaz. O halde yeni metinde bulunacak böyle bir ifade zorlama yorumların kapısını açacak bir sonuca dönüşebilir. Yani metin bu ifadelerle düzenlenirse yürürlüğe girdikten sonra ortaya çıkacak bir itirazın neticesinde Anayasa Mahkemesinde yeni bir yasağın gerekçesi olarak karşımıza çıkabilir. Hatta daha da öte bugün ne anayasada nede diğer hukuki metinlerde olmayan gayr-i meşru yasağı yazılı bir yasak maddesi haline döndürebilir.
82 anayasasını yapanlar dini bir kontrol mekanizması olarak görmüşlerdi. Bu sebeple de kontrollü bir din eğitiminin faydalı olacağını düşünerek din dersini zorunlu kılmışlardı. Oysa yeni düzenlemeler çerçevesinde bugün seçmeli din dersi veya velinin talebiyle muafiyetten bahsediliyor. Her ne şekilde olursa olsun zorunlu din dersi ifadesinden ricat bir kazanımın kaybedilmesi olarak algılanacaktır. Oysa bu konuda milletin beklentisi bu kazanımın geliştirilmesi yönündedir. Zira milletimiz bu güne kadar din eğitiminin önüne konulan birçok engele rağmen çocuklarının geleceği için zorunlu telakki ettiği din eğitimini informal yollardan sağlayarak telafi ede gelmiştir. Anayasa değişikliği bu informal metodu formal metoda dönüştürmek için bir fırsattır. Bu sebeple metnin nasıl düzenleneceği önem arz etmektedir. Henüz taslak çalışmaları devam eden bu süreçte kamuoyu görüşlerine de başvurulacağı ifade ediliyor. Bu açıdan milletimizin bu ifadelerin metinde nasıl yer alacağını dikkatlice takip etmesi ve taleplerini iletmede duyarsız kalmaması gerekiyor.



