SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
10 Eylül 2007 Pazartesi 10:02
  Serdar AKCA
  
TEK SEÇENEK
 
Bir önceki yazımda Zbigniew Brzezinski’nin Satranç Tahtası isimli kitabından bazı değerlendirmeler aktarmıştım. Fakat yazar ile ilgili fazla bilgi vermemiştim. Yazarı sunarken Amerikan küresel yayılmacılığının teorisyenlerinden biri olarak takdim etmiştim. Evet, yazar bir teorisyen. Ama onu diğer teorisyenlerden farklı kılan önemli nokta teorilerinin takipçi ve uygulayıcılarının bugün ABD’de iktidarda olduğu gerçeğidir.
 
 Yazarın 2004 yılında New York’ta yayınlanan bir başka kitabı daha var. Kitabın adı; Tek Seçenek.
 
 Yazar kitabın ön sözünde Amerika dünyadaki gidişi tayin eden tek ülkedir ve ufukta da bir rakip gözükmemektedir diyerek Amerika’nın kızıl elmasına vurgu yapıyor:
 
 ‘‘Ya dünyaya hükmetmek ya da Dünya’ya önderlik etmek.’’
 
 Yazara göre bu kaçılmaz bir görev. Amerika sadece bundan hangisine karar vereceğini belirleyecek.
 
 Amerika buna kararı verirken savaşların şeklini bile değiştirecek:
 
‘‘Bundan sonra gelişmiş ülkeler arasındaki bir savaş ve az gelişmiş ülkelere karşı gelişmiş ülkelerin açacağı bir savaş çok hassas silahlar kullanılarak icra edilecek ve hasmın toplumunu yok etmek üzere tasarlanacaktır.2001 yılında Afganistan’a ve 2003 yılında Irak’a karşı icra edilmiş olan hareket gelecekteki askeri uygulamaların ilk örneğini teşkil eder. Ayrıca beklenmedik ve ani askeri harekât artık resmi savaşların yerini alacaktır. Artık resmen ilan edilmiş savaşlar geçmiş zamanın modasında kalmış bulunmaktadır.’’

 

Yazar kitabında Müslümanların yoğun olarak yaşadığı Avrasya’nın büyük bölümünü ‘‘Küresel Balkanlar’’ olarak isimlendiriyor ve küresel üstünlüğü sağlamanın yolunun da bu bölgede hâkimiyet sağlamaktan geçtiğine vurgu yapıyor. Bu bağlamda çok istikrarsız halde bulunan İslam dünyası ile var olan karmaşık ilişkilerin gözden geçirilmesini Amerikanın İslam dünyası olarak zikrettiği Küresel Balkanları sükûnete kavuşturmak için girişeceği harekâtın ön şartı olarak zikrediyor.
 
Buradan hareketle Bırzezinski bu kitabında Amerikan neoconlarına İslam dünyası ile ilgili değerlendirmelerini ve yeni askeri stratejilerine ilişkin ipuçlarını sunuyor:
 
‘‘Amerika’nın İslam dünyası ile olan dalgalı ilişkileri günümüzün acil bir meselesidir. Son zamanlarda dikkatli ve araştırıcı çalışmalarla tespit edilecek uzun vadeli bir siyaset oluşturmak ve İslam Dünyasında mevcut olan kültür ve doktrin tutkularını doğru olarak teşhis etmek ve bunların dünya güvenliği için teşkil ettiği tehdidin gerçek boyutunu tespit etmek giderek zorlaşmaktadır.’’
 
‘‘Mollaların İktidarı ele geçirmesinden bu yana İslam köktenciliği batıyı çok uğraştırmıştır. Bununla beraber ABD’nin Irak işgalinden sonra köktenciliğin hızının kesildiği söylenebilir. İran’ın nasıl bir gelişme göstereceği kesin olmamakla beraber oradaki köktenci dinci yönetimin günleri sayılıdır. İslam köktenciliği aslında bir tepkiden ibarettir. İster dış düşmana karşı ister içerdeki kötü yöneticilere karşı kızgınlık içinde olsunlar, Müslümanların gençleri televizyonun ve sinema filmlerinin kendilerini baştan çıkarmasına karşı herhangi bir bağışıklığa sahip değillerdir. Dolayısıyla modern dünyayı terk etmek çoğunun işine gelmez; bu gibi işler sadece bağnaz azınlıkların seçeneği olabilir. Kitleler değişim talep etmektedir. Öyle değişiklikler ki hayaller gerçekleşebilsin.’’
 
‘‘Mevcut şartlarda İslami popülizm Suudi Arabistan, Cezayir, Mısır ve Endonezya gibi ülkelerin yönetimleri için ciddi bir dert teşkil ederken Türkiye için daha dolaylı bir sıkıntı olacaktır. Bununla beraber İslamcılık kökten dinciliğe karşı bir panzehir olmaktan ziyade daha ciddi şeylere de gebe olabilir. Bu hareket bir zamanlar çok anlamlı olup şimdilerde uyuşuk bulunan bir medeniyetin yeniden canlanmakta olduğunu işaret de ediyor olabilir.’’
 
‘‘Her şeye rağmen Türkiye başta olmak üzere Endonezya, Bahreyn, Tunus ve Fas gibi ülkelerde ve hatta köktenci İran’da sakin siyasi gelişmeler kaydedilmiştir. Buda gösteriyor ki daha mutedil bir siyasi kültür huzursuz Müslüman kitleler içerisinde bile dizginleri ele alabilmektedir. Bir tez olan İslam köktenciliği ve antitez olan İslamcı popülizm Müslüman dünyasının zihni yapısı göz önüne alındığında diyalektik bakımdan ilişkili olarak görülmelidir. İslamcı köktencilik hükmedici ve seküler olan batıya karşı sömürgecilik sonrasını ve modernite öncesini temsil eder. Oysa İslamcı popülizm batının bazı modern unsurlarını benimserken bunları İslam’ın kalıpları içinde ve demagojik bir biçimde ifade ederek batı hakimiyetinin izlerini silmek yolundaki bir çaba olarak değerlendirilebilir. Sentezin oluşumuna ise daha zaman vardır. Öyle anlaşılıyor ki tedricen ve bazen de acılar pahasına her Müslüman ülke katılımcı ilkeleri benimseyen modern siyaset ile İslam’ın ilkelerini kendisine has bir biçimde bağdaştıracaktır.’’
 
‘‘Nihayet Müslüman inananların kendilerini doğmakta olan küresel toplumun ve günümüzdeki zengin ve demokrat dünyanın bir parçası olarak görmeleri Amerikan milli güvenliğinin menfaatinedir. Daha da önemlisi Müslüman aşırıların Müslüman mutediller tarafından tecrit edilebilmesidir.’’
 
‘‘Önümüzdeki birkaç on yılda Dünya’nın en dalgalı ve tehlikeli bölgesi Küresel Balkanlar olacaktır. İşte burada ABD İslam Dünyası ile çatışmaya sürüklenebilir ve ABD ile Avrupa arasındaki siyaset farklılıkları Atlas İttifakının raydan çıkmasına sebep olabilir. Bu iki sonuç ABD’nin dünya hâkimiyetini tehlikeye sokabilir. Öyle olunca da İslam dünyasındaki galeyanı küresel değil yerel bir olay olarak görmek ve işe teolojikten ziyade jeopolitik prizmadan bakmak gerekir. İslam dünyası siyasi ve dini bakımdan birlikten yoksundur, istikrarsızdır, askeri bakımdan zayıftır ve bir süre daha böyle kalmaya adaydır.’’
 
‘‘…En azından bir kuşak süresince küresel güvenliği artırmak bağlamında ABD’nin karşı karşıya kalacağı temel mesele Dünya’nın en büyük adaletsizliklerini, yoksunluklarını, nüfus yoğunluğunu ve yüksek yoğunluklu şiddet potansiyelini barındıran bölgenin pasifleştirilmesi ve işbirliği içinde yapılanması meselesi olacaktır. Bölgede bulunan Türkiye, İsrail ve Hindistan gibi ülkeler ABD’nin tabii müttefiki olarak görülmektedir…’’
 
‘‘Türkiye yarım asırdan beri ABD’nin müttefikidir. Kore savaşına katılımı sebebiyle ABD’nin itimadına ve şükranına muhatap olmuştur ve NATO içerisinde güneydeki güçlü ve güvenilir kale olduğunu ispatlamıştır…’’
 
‘‘…İran çarpıcı bir imparatorluk tarihine ve kendi değerlerine bağlı olma duygusuna sahip bir ülkedir. Amerikanın tek başına bu ülkeyi başkalaşıma nasıl zorlayacağını tasavvur etmek zordur. Bugün dini bilenmişlik sönmeye yüz tutmuşken Amerika’nın girişeceği bir askeri harekât bunu yeniden alevlendirecektir…’’
 
‘‘…ABD-AB işbirliği sayesinde İran bile bölgenin bir istikrar unsuru haline çevrilebilir. Enerji ihraç eden bölgenin tamamı eğer buranın bir coğrafi merkezi olarak İran küresel topluma kazandırılabilirse ve halkının modernliğe yürüyüşü yeniden başlatılabilirse daha istikrarlı olacaktır. Böyle bir şey iğse ABD’nin İran’ı yalıtmaya çalıştığı sürece gerçekleşmeyecektir. Daha verimli bir yaklaşımla İranlı seçkinleri ülkenin yalnızlığa itilmiş olmasının sebebinin bizzat kendisinin olduğu ve bunun zararlı olduğuna dair ikna etmeğe çalışmakta yarar vardır. İran zengin tabiat kaynaklarına, kültür mirasına ve okumuşlar sınıfına sahip olmakla Türkiye’nin daha önce girmiş bulunduğu yola girmede istidatlı bölgenin en önde gelen ülkesidir…’’
 
‘‘…İran’ın yeniden yapılandırılması Orta Asya enerji kaynaklarına erişimi de kolaylaştıracaktır…’’
 
‘‘…Küresel Balkanları istikrara kavuşturma gayretleri ancak ABD-AB işbirliği sayesinde verimli olabilir. ’’
 
‘‘Amerika’nın uzun vadeli menfaatlerinin kurulu bulunana demokrasiler ittifakının yerine İslam’a ve teröre karşı oluşturulacak bir türlü büyük koalisyonlar eliyle daha iyi hizmet edeceği şüpheli olmaktan ötedir…’’
 
‘‘…Ayrıca kuzey İran’daki Azeri nüfusunun bağımsızlık taleplerinin ortaya çıkması ve refah içinde yaşamakta olan anavatanı ile birleşme konusunda işe girişmesi sadece bir zaman işidir… ’’
 
‘‘Amerika’nın dünya hâkimiyeti günümüzün bir gerçekliğidir. Amerika’nın kendisi dahil hiç kimsenin bu konuda yapabileceği bir şey yoktur. Şayet Amerika ani bir şekilde dünya işlerinden elini çekecek olsa oluşacak karmaşadan kendisini bile uzak tutamayacaktır. Hâkimiyet geçici bir dünya işidir. Amerika’nın hâkimiyeti bir gün bitecektir. Bu sebeple hâkimiyetlerinin sonunun nasıl olacağını belirlemek üzere düşünmeye başlamaları için Amerikalılar için pek erken sayılmaz. Gerçek seçenekler, Amerika’nın hâkimiyetini nasıl icra edeceğinde, bunu kiminle ve nasıl paylaşacağında ve bunun hangi nihai hedefler için adanacağında yatmaktadır. Amerikanın görülmemiş gücünün ana amacı dünyada nasıl algılanmaktadır? Gerçek, milletler arası uzlaşma ile Amerika’nın önderliği meşru görülüp destekleniyor mu? Yoksa Amerika’nın üstünlüğü sadece hükmetme iddiasına ve kaba kuvvete mi dayanıyor sorularına verilecek cevapta yatmaktadır. Uzlaşma ile ortaya çıkacak önderlik Amerika’nın tek üstün gücü olma meşruluğunu verecektir. Hükmetme yolu ise kudretini muhafaza etmek için Amerika’nın daha çok kuvvet harcamasını gerektirecektir. Diğer bir değişle birinci halde Amerika fazlası olan bir üstün güç; ikinci halde ise, eksiği olan bir üstün güç olacaktır. ’’
 
‘‘…Terör saldırılarının ABD’nin güvenliği için ana tehdit oluşturmasından hareketle ortaya çıkarılan strateji şu olmuştur:

1.Bizimle olmayan bize karşıdır.

2.Askeri önleyici harekât ve önleme meşru ve yerine göre birbirinin yerine kullanılabilecek taktiklerdir.

3.Geleneksel ittifakların yerine durumun ortaya çıkaracağı koalisyonlar kullanılabilir. ’’

 
‘‘Amerika bugün kitle imha silahlarının çok gelişmesi ve yayılması, her yere sızan küresel dalgalanma ve terör saldırılarının uyandırdığı yaygın korku ile karşı karşıya kalmış bulunmaktadır. Bu durumda Amerika herkesten daha fazla güvenliğe sahip olma hakkına sahiptir. Öyle ise Amerika istihbaratını artırıp kendisine yönelik tehditleri önceden yok etmeli,  dünya çapında hızla hareket edebilecek ordulara sahip olmalı ve her türlü muhtemel rakibine üstün gelecek teknolojiler geliştirmelidir…’’

 

Yazarın Diğer Yazıları

    Anket
    Ergenekon yapılanmasının tüm unsurlarına ulaşıldımı?Ergenekon yapılanması derin devletle aynı şeymi?
    Evet, Evet
    Hayır, Evet
    Hayır, Hayır
    Evet, Hayır
    Fikrim Yok
M.Ali ÖZTÜRK
Araştırmacı-Yazar
Serdar AKCA
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Muhammed ÖZYİĞİT
Tüm Yazarlar
    » Piyasalar
$ USD
1.2040
€ Euro
1.8910
IMKB
38.211
Altın
36.20
    ISTANBUL 25.07.2008
İmsak
-
3:55
Güneş
-
5:46
Öğle
-
13:18
İkindi
-
17:12
Akşam
-
20:38
Yatsı
-
22:19
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008