Zbigniew Brzezinski,Amerikan yayılmacılığının teorisyenlerinden en önemli isim.
Amerika’nın küresel üstünlüğü ve bunun jeostratejik gerekliliklerini açıkladığı bir kitabı var. Kitabın adı; Büyük Satranç Tahtası.
Brzezinski Dünyayı bir satranç tahtası olarak tanımlamış bu kitapta. Amerika’nın bu satranç tahtasında nasıl küresel üstünlük sağladığını yazmış.
Kitap bu üstünlüğün nasıl sağlandığını anlamamız açısından önemli. Mesela önsözde Avrasya dünya iktidarının merkezi olarak zikrediliyor. Avrasya’nın bugünde aynı jeopolitik önemini sürdürdüğüne vurgu yapılıyor ve Avrasya’yı kontrol edenin dünyayı da kontrol edeceği varsayımıyla bu bölgede Amerika’ya meydan okuyabilecek bir rakibin ortaya çıkmamasının zorunlu olduğu ifade ediliyor ve Avrasya’nın siyasi olarak bütünleşmek için fazla büyük olması Amerika için bir şanstır deniyor.
Brzezinski kitabında küresel güç olmanın belirleyici dört alanından bahsediyor. Bunlar; Askeri ve siyasi, ekonomik, teknolojik ve kültürel alanda belirleyicilik.
Bu 4 alandaki belirleyicilik özetle şu şekilde açıklanmış:
Amerika tüm dünya denizlerine ve okyanuslarına hakim olmakla yetinmeyip, siyasal olarak önemli mesafelerde gücünü karada göstermesine olanak veren kara ve denizden kıyı hakimiyeti sağlayan iddialı bir askeri kabiliyet geliştirmiştir. Askeri birlikleri Avrasya’nın batı ve doğu uçlarında çok sağlam konuşlanmıştır ve Basra körfezine hakimdir. Amerikanın içlerinden bir kısmının Washington’un kendilerini daha resmi bağlarla kabul etmesine can atan güdümlü devletler tüm Avrasya kıtasını kapsar.(Kitapta sayfa 40’ta bu güdümlü devletleri gösteren birde harita verilmiş ve Türkiye ABD’nin jeopolitik üstünlüğünün bulunduğu alanda işaretlenerek gösterilmiş.-s.a.)
Amerikan ekonomisi 2.dünya savaşından sonra dünya GSMH’ sının %50’sini tek başına üretmiş ve bu üretim soğuk savaşın sona ermesiyle %30’larda dengelenmişti.
Daha da önemlisi Amerika en son bilimsel gelişmeleri askeri amaçlı kullanarak teknolojik olarak emsalsiz ve etkili, küresel erişim açısından örneği bulunmayan askeri tesisler oluşturdu. Bu utlara modern teknoloji sektöründe Amerikan hâkimiyetinin yakın zaman içerisinde alt edilemeyeceği görülmektedir.
Kültürel olarak ise özellikle dünya gençleri arasında rakipsiz bir cazibeye sahiptir.
Tüm bunlar Amerika’ya başka hiçbir devletin yakınlarına bile yaklaşamayacağı siyasi bir nüfuz sağlamaktadır. Amerika’yı tek kapsamlı süper güç yapan bu dördünün birleşimidir.
Kültürel egemenlik Amerika’nın küresel gücünün yeterince takdir edilmemiş yüzüdür. Estetik değerleri hakkında ne düşünülürse düşünülsün, Amerika’nın kitlesel kültürü, özellikle dünya gençliği üzerinde manyetik bir çekim gücüne sahiptir. Cazibesi, yansıttığı hazza dayalı yaşam biçimine dayandırılabilir ama küresel cazibesi inkâr edilemez. Amerikan televizyon programları ve filmleri küresel pazarın dörtte üçünü kapsar. Amerikan tutkuları, yeme alışkanlıkları ve hatta giysileri dünyada gittikçe daha çok taklit edilirken, Amerikan popüler müziği de aynı şekilde baskındır. İnternet dili İngilizcedir ve küresel bilgisayar sohbetlerinin ezici çoğunluğu Amerikan kaynaklı olup küresel söyleşilerin içeriğini etkilemektedir.
Amerika yüksek eğitim arayanların kabesi haline gelmiştir. Yarım milyon öğrenci Amerika’ya akın etmekte ve bunların en yeteneklileri asla ülkelerine dönmemektedirler. Amerikan üniversitelerinden mezun olanlar neredeyse bütün kıtalarda her kabinede yer almaktadır.
Birçok yabancı demokratik politikacının tarzı da gittikçe daha çok Amerikan tarzını örnek almaktadır. Yurt dışında hevesli taklitçileri olan sadece John F.Kennedy olmamıştır. Daha yakın zamanda ve daha az yüceltilen Amerikan siyasi liderleri bile dikkatli araştırmaların ve siyasi taklidin nesnesi olmuştur. Japonya’nın 1990 ortalarındaki başbakanı Hashimoto ve İngiltere Başbakanı Blair gibi tamamen farklı kültürlerden politikacılar Bill Clinton’ın samimi davranışlarını, popülist duyarlılığını ve halkla ilişkiler konusundaki tekniklerini örnek almayı tamamen uygun bulmaktadır. Amerika’nın siyasi geleneği ile birleşmiş demokratik ülküleri de bazılarının ‘‘Amerika’nın Kültürel Emperyalizmi’’diye algıladıkları şeyi daha da pekiştirmektedir. Demokratik yönetim biçiminin en güçlü yayılım gösterdiği çağda Amerika’nın siyasi deneyimleri örnek olarak alınan standart gereksinimi karşılamaktadır.(Siyasi özenti ihracı-s.a.)
Demokratik Amerikan siyasi sistemin çekiciliğine ve etkisine küresel serbest ticaret ve kısıtlanmamış rekabeti vurgulayan Amerikan girişimci ekonomik modelinin artan cazibesi de eşlik etmektedir. Girişimcilerle işçi sendikalarının birlikte karar verdiği Almanya’da dahil olmak üzere Batılı refah devletleri ekonomik devinirliliğini kaybederken her geçen gün daha çok Avrupalı Avrupa’nın daha çok geriye düşmemesi için daha rekabetçi ve hatta acımasız Amerikan ekonomik kültürünün örnek alınması gerektiğini dile getirmektedirler. Japonya da bile daha fazla bireysellik ekonomik başarının gerekli bileşeni olarak görülmeye başlanmıştır.(Ekonomik kültür ihracı-s.a.)
Amerikan tarzının örnek alınması dünyayı sararken bu durum dolaylı ve görünüşe göre uzlaşmaya dayalı Amerikan hegemonyasının uygulanması için daha uygun bir zemin yaratmaktadır. Ve Amerika’nın iç sisteminde olduğu gibi bu hegemonya uyum yaratmak, güç ve etki oransızlıklarını silikleştirmek için tasarlanmış çok parçalı birbirine bağlı kurum ve prosedürlerden oluşan bir yapıdan meydana gelir. Böylece Amerika’nın küresel üstünlüğü sözcüğün tam anlamıyla dünyayı kuşatan özenle tasarlanmış müttefikler ve koalisyonlar sistemiyle desteklenir.
Kurumsal olarak NATO tarafından temsil edilen Atlantik Paktı Avrupa’nın en üretken ve etkili devletlerini Amerika’ya bağlar. Bu Amerika’yı Avrupa içi ilişkilerde bile temel bir katılımcı yapar. Japonya ile olan ikili siyasi ve askeri bağlar özünde Japonya’yı Amerika’ya güdümlü bırakarak en güçlü Asya ekonomisini Amerika’ya bağlar. Amerika, Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu (APEC)gibi yeni oluşmaya başlamış çok yönlü Pasifik ötesi organizasyonlara katılarak kendisini bu bölgedeki ilişkilerde temel katılımcılardan biri yapmaktadır. Batı küre genellikle dış etkilerden korunmuştur. Bu durum Amerika’nın var olan küresel çok yönlü organizasyonlarda merkezi bir rol üstlenmesine olanak verir. Özellikle 1991’deki Irak’a karşı cezalandırıcı görev talimatından sonra Basra Körfezindeki özel güvenlik düzeni ekonomik olarak canlı olan bu bölgeyi Amerikan askeri koruma bölgesi haline getirmiştir…
Bütün bunlara ek olarak Amerikan sisteminin bir parçası olan küresel özelleşmiş organizasyonlar ağı özellikle uluslar arası mali kurumlar göz önüne alınmalıdır. Uluslararası Para Fonu IMF’nin ve Dünya Bankası’nın küresel yararları gözettiği söylenebilir… Ancak gerçekte ağırlıklı olarak Amerikanın etkisi altındadırlar ve kökenleri özellikle 1944 yılındaki Bretton Woods Konferansında bulunabilir.
Önceki imparatorluklardan farklı olarak bu büyük ve karmaşık küresel sistem hiyerarşik bir piramit değildir. Daha ziyade Amerika birbirine bağlı bu dünyanın merkezinde durmaktadır. Bu dünyada güç her ne kadar mutlak bir kaynak yani Washington kökenliyse de uygulaması süre giden pazarlıklar, ikili görüşmeler, bilgi yayılımı ve resmi ortak fikir birliği ile olur. Ve burası iktidar oyununun Amerikanın iç kurallarına göre oynandığı ve oynanmak zorunda olduğu noktadır. Dünya’nın Amerikanın küresel hegemonyasının demokratik sürecinin merkeziyetçiliğine dair en büyük övgüsü yabancıların Amerika’nın ülke içindeki siyasi pazarlıklarına dahil olabilme düzeyidir. Yabancı hükümetler yapabildikleri ölçüde aynı etnik grubu ya da dini kimliği paylaştıkları Amerikalıları harekete geçirmeye çabalayabilirler. Pek çok yabancı hükümet davalarının daha önce görüşülmesi için Amerika’nın başkentinde faaliyet gösteren kayıtlı bin kadar özel yabancı çıkar grubunun yanı sıra özellikle kongredeki lobileri kullanırlar…
Böylece Amerika’nın üstünlüğü yeni bir uluslar arası düzen üretmiştir. Bu düzen Amerikan sisteminin özelliklerini yurt dışında kopyalayıp çoğaltmakla kalmaz aynı zamanda kurumsallaştırır…
Bu satırlar bir teorisyenin kitabından. Uygulayıcılar ise adım adım bu hâkimiyetin gerekleri için çaba sarf ediyorlar. Tek kutuplu bir dünya. Size biçilen role razı yaşayacaksınız. Yani bu satranç tahtasında piyon olacaksınız. Ya da varlığınızı anlamlı kılmak için mücadele edeceksiniz. Teslim olanlar bu ilişkiler yumağı içerisinde mutlaka bir yer tutunuyorlar. Ama efendilerinin müsaade ettiği daire içinde yaşamak kaydıyla.
Bu satırlarda bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. O da Avrasya’yı kontrol edenin dünyayı da kontrol edeceği vurgusu. Bu amaçla Brzezinski bölgede Amerika’ya meydan okuyabilecek bir rakibin ortaya çıkmasının engellenmesi gerektiğini tavsiye ediyor. Bu açıdan bakınca etrafımızda ve bizatihi üzerimizde oynanan oyunlar farklı bir anlama oturuyor.
Ayrıca gençliğe dayatılan yaşam biçiminin ve sunulan özentilerin askeri ve siyasi kontrolle eşdeğer tutularak zikredilmesi oldukça manidar. Gençlik adeta Truva atı gibi kullanılıyor. Bu Truva atıyla içeri giren Amerikan Kültürel Emperyalizmi araziyi yumuşatmış ve Amerikan hegemonyasına zemin hazırlanmış oluyor.
Meraklılarına kitabı mutlaka okumalarını tavsiye ederim.