SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
07 Ocak 2008 Pazartesi 16:49
  Serdar AKCA
  
Ulu Çınarlar Deviren Kurtlar
 
Tarih tekerrürden ibaret derler ya, gören gözler için gerçekten öyle.

Bugün İslam dünyasının başındaki sıkıntıları anlata anlata bitirebilmek mümkün değil. Ancak bu sıkıntıları bilmek kadar önemli bir başka mevzu da bu sıkıntıların sebeplerinin kaynağını doğru olarak anlayabilmekten ve tabii birde bu sıkıntıları başımıza saranların uyguladığı metotları hissedebilmekten geçiyor.

Şimdi Türkiye’yi düşünün.

Son dönemde ülkemizde ve İslam dünyasında yaşanan bazı olaylar bundan on sene önce meydana gelmiş olsaydı meydanlar inim inim inler en güçlü demokratik tepkiler ortaya konulurdu.

Bugün böyle bir şey beklemek mümkün mü? Değil ki orta da tepki de yok. Peki, bu hale nasıl getirildik?

Şimdi bir çınar düşünün. Ulu bir çınar. Bu çınara musallat edeceğiniz küçük bir kurt bu koca çınarı kof bir gövdeye çeviriverir. Yıllarca sert rüzgârlara dayanan çınar artık bir esimlik rüzgâra teslim olacak hale gelmiştir. Siz kurdu göremezsiniz ama o hep içinizdedir ve kemirir durur.

Ne demek istediğimizi isterseniz biraz açalım.

İngilizler Hindistan’ı 1858 yılında işgal ettiler. İşgalleri öyle ellerini kollarını sallayarak olmadı elbette ki. İşgalden sonrada nüfuzlarını sürdürmek için mücadele verdiler.

Peki, karşılarına kim dikildi dersiniz: Elbette ki Müslümanlar.

Oysa İngilizler o gün üzerinde güneş batmayan imparatorluğun çocuklarıydı. Bileğini bükecek güç ve kudret yoktu.

Bu güç ve kudrete rağmen Müslümanların kaya gibi sağlam imanları ve sarsılmaz bir imanla bağlı oldukları Kur’anları vardı. Muhteşem İmparatorluğun sahibi İngilizler biliyorlardı ki bu yapı olduğu müddetçe Müslümanlar hiçbir zaman samimi bir şekilde kendilerine boyun eğmeyecek ve teslim olmayacaktı.

İşte bu sebeple İngilizler buna karşı hazırlıklarını da çok önceden yapmaya başlamışlardı.

Hindistan’a girdikten sonra yaptıkları ilk işlerden birisi bu yapıyı besleyen ana damarlardan biri olan alimleri Endoman adasına sürmek oldu. Merak etmeyin bu alimlerin yerlerini de boş bırakmadı.

İşgalden 20 sene önce keşfettikleri ve Hindistan’ı sömürmede bir paravan olarak kullanılan İngiliz sermayeli Doğu Hindistan firmasında 1837 yılında 21 yaşında işe başlatılan Seyyid Ahmet Han devreye sokuldu.

Seyyid Ahmet Han ilk adım olarak işe bir kitap yazarak başladı. Kitabında Tevrat ve İncil’in tahrif edilmediğini ve hak kitaplar olarak varlıklarını sürdürdüğünü ispat etmeye çalıştı.

Sonra işi çok daha ileri götürerek kâinatın bir tabiattan ibaret olduğunu ve kâinatın bir yaratıcısının olmadığını ilan etti. O’na göre aslında bütün peygamberler bile varlıklarını bildirdikleri ilaha inanmamaktaydı.

Bu iddialar Müslümanların kafalarını karıştırırken İngilizler O’nun için bütün kapıları sonuna kadar açmaya başlamıştı.

Önce Müslüman zenginlerin çocuklarının peşine düşüp onları bir eğitim sisteminin cenderesine soktu. Öyle eğitim dediysek elbette ki Liberalizmin nimetlerinin imrendirildiği batı tarzı bir eğitim. Bu gençlere değişen şartlar doğrultusunda dine ve kutsal kitaplara akılcı yorumlar getirilmesi gerektiği öğretiliyordu. Yani Kuran’da yazanlar geçmişin tarihi metinlerinden başka bir şey değildi ve bu güne hükmetmeleri düşünülemezdi. Geçmişin meseleleri ve düşmanları geçmişte kalmalıydı. İngilizler medeniyetin beşiğiydi ve Hindistan’ı idare ettiklerine göre ‘‘Ulul Emr’’ onlardı. O halde onlara Cihat ilan etmek değil, kayıtsız şartsız itaat etmek gerekmekteydi.

Bu çalışmaların büyütülerek yaygınlaştırılması için Aligarh’ta 1864’te bir medrese kuruldu. Avcı avına nasıl yaklaşacağını elbette bilir. Medresenin adı da " el-Muhammediyyin" idi.

Yetmedi, bir tefsir yazdı. Ayetleri tahrif etti. Sonra medyaya yöneldi ve Tehzibu'l-Ahlak"adında bir gazete çıkarttı. Gazetede Müslümanlar arasındaki ihtilafları körükleyici ve halife ile olan bağları sarsıcı yayınlar neşretti.

İngiliz aşkı onu öylesine etkilemişti ki iki oğlunu da İngiltere’de okutmaya karar vermişti. Bunun için 1869 ‘ta İngiliz eğitim sistemini incelemek bahanesiyle İngiltere’ye gitti.17 aylık Londra macerasından sonra Hindistan’a geri döndü. Döndüğünde şöhreti de tavan yapmıştı.

1870 yılları sonlarında batı çizgisinde bir kolej kurmak için kolları sıvadı ve 1877 yılında Aligarh’da Mohammeden Anglo-Oriental Collage’i kurdu. Ardından da bu eğitim çalışmalarını paravan olarak kullanarak faaliyetlerine bir çatı oluşturmak için “All Indian Muammadan Education Congress -Tüm Hint Müslümanları Eğitimi Kongresi” organizasyonunu tesis etti. Daha sonraları kongrenin bir toplantısında teşkilatın adının“Mohammeden Educational Confrance -Müslüman Eğitim Konferansı” şekline çevrilmesine karar verildi.

Peki, bütün bunlar karşılıksız bırakılacak çalışmalar mı? Elbette ki hayır. Seyyid Ahmet  Han ‘a Edinburg üniversitesi bir fahri doktora sunarken İngiliz kraliyet ailesi de “Sir”ünvanı verecektir. Yerel İngiliz idarecilerinden alınan ödülleri saymaya gerek yoktur sanırım.

Siz topun tüfeğin karşısında durabilirsiniz belki ama söylermisiniz bu değiştirme-dönüştürme mühendisliği projesinin karşısında ne yapabilirsiniz?

Bu değiştirme-dönüştürme projesi sadece Ahmet Han ile kalsa iyi. İngilizler Hindistan’a girdiğinde sadece 21 yaşında olan ve Seyyid Ahmet Han’ın medresesini kurduğu 1864 yılında yani işgalden henüz 6 yıl sonra Sialkot'ta bölge idare mahkemesinde henüz basit bir memur olarak göreve başlayan bıyıkları bile terlememiş tap taze bir genç daha sürülecektir sahaya.4 yıl süren memuriyetindeki ilişkileri onun fikri alt yapısını da oluşturacaktır.

Adı Ahmet olan bu genç Kadiyan’da yerel gazetelerde makaleler yazarak başlayacaktır işe. Yazıları İngiliz zulmü altında ezilen Müslümanlarda büyük bir heyecan ve beyeni uyandıracaktır. Ardından yazdığı eserin ilk cildinde kendisinin dini yenilemek üzere görevlendirilen bir müceddid olduğunu ileri sürecektir. Bir tepki ile karşılaşmaması üzerine ilerleyen ciltlerde vahiy aldığını ilan ediverecektir.

Ahmet artık Şeyh Ahmet’tir ve her geçen gün kalabalıklaşan cemaatinden biat almaktadır. Biat dediysek öyle ucuz da değil. Bırakın 5 vakit namazı teheccüd namazını kılma sözünü bile kapsayan bir biat.

Bir süre sonra Şeyh Ahmet hem Mehdi hem de Mesih olduğunu açıklayacaktır. Kendisine yine hiçbir itiraz gelmemesi üzerine Artık Gulamlık’a yükselmeye karar vermiştir. 1902 yılına gelindiğinde o bir nebi ve resul’dür ve Şey Gulam Ahmet olmuştur.

Şey Gulam Ahmet etrafına topladığı Müslümanları öyle bir çizgiye getirmiştir ki Allah’ın ayetleri ve İslam’ın temel esasları karşısında bile Şeyh Gulam Ahmet’in söyledikleri tercih edilmeye başlanmıştır.

Bildiğiniz gibi Hac yapmak İslam’ın beş şartından birisidir. Bir gün Kadiyan’da bulunan mescidinin Beytullah’la denk olduğunu söyleyiverdi. Arap çöllerini aşıp hacca gitmek yerine gelin Kadiyan’da benim mescidimi ziyaret edin dedi. Bağlıları da o söylüyorsa doğrudur diyerek hac için artık Kâbe yerine Kadiyan’a gitmeye başladı.

Artık zamanı gelmiş olmalı ki İngilizlerin en çok işine yarayacak ve Şeyh Seyyid Ahmet’le yaptıklarını aynı kapıda buluşturacak öldürücü darbeyi vuruverdi: Cihat kaldırılmıştır ve İngilizler dünya işlerini Müslümanlardan daha iyi bilir. O halde bana itaat eder gibi onlara da itaat edin.

Başlarken tarih gören gözler için tekerrürden ibaret diye başlamıştık. Evet, tekerrür eden o kadar çok şey var ki. Sadece zaman, mekân ve aktörler değişiyor. Uygulanan metotlar ise hep aynı.

Gelin isterseniz yazının bundan sonrasını siz tamamlayın. Bu tarihi olaylarda anlatılan gerçekler birer elbise olsun ve siz yaşadığımız yüz yılda aktörlerini bulup giydirin.

Unutmayın kurtlar kemirmeye devam ediyor.

Tepkisizlik bunun sonucu.

Ve son söz;

DAL KURURSA BUDANIR KURTULUR,
KURT GİRERSE ÇÜRÜTÜR YOK OLUR.
YORUMLAR (2) adet
    emin hoca
    slm
    Serdar bey,yazmış olduğunuz yazıyı okudum.Çok güzel olmuş.Elinize ,kaleminize sağlık.Başarılarınızın devamını dilerim.Sömürüye,emperyalizme,işbirlikçilere,siyonizme,imf ye,abd ye,islamı yozlaştıranlara ,israile HAYIR...Yaşasın islam kardeşliği...Ne mutlu müslümanım diyene...Katsayı adaletsizliğinin de bir an önce kaldırılmasını istiyorum.İmam Hatiplere Özgürlük...Başörtüsüne özgürlük...slm ve dua...S.Ü.Fen-Edebiyat Fak.1996 mezunlarından bir dost...
    12 Ocak 2008 Cumartesi 16:49

    Server Akar
    ÇÖZÜMLEME
    Ligh İslam anlayışı ile yumuşama,Mukafazakar iktidar ile frenleme,Değişmiş Başbakan ile işbirliği,Amerika güçlü bu güçle mücadele değil stratejik işbiliği diyerek mücadele azim ve iradesinden vaz geçme,Dinler arası diyalok konseyiyle,hoşgörü ve İbrahimi dinler masalları ile batıl ile hakkı bir birine karıştırma,Bop projesiyle islam ülkelerinde işgale gönüllü rıza gösterme,Furkan'ül hak isimli Kuran yerine yazılmış bir kitap ve BOP projesi kapsamında kutsal mekke devleti ve başında bir halife,Açılan kiliseler,devlet bütçesi ile onarılan roma ve bizans eserleri,kiliseleri,zengin çocuklarının iyi matematik öğrenmesi için açılmış kolejler ve üniversite kursları,dışarıda yabancılar için açılmış ve talebelerinin % 75'i hırisyiyan olan Türk okulları ve bu okullarda kaliteli vasıflı hırıstiyan çocuklarının yetişmesine vesile olunması,yahudi ve hıristiyanlara fatihada belirtilen gazaba uğrayanlar yerine rahmet nazarıyla bakılması ve ilgili diğer ayetleri geçmişte yaşayan yahudilere ve hıristiyanlara atıfla bugünü ilgilendirilmiyor demesi,tavuktan kurban yapan ilahiyatçılar,başörtüsü yok diyen ilahiyat hocaları.....kurtmu arıyorsunuz.Aramaymanıza gerek yok.Her taraf sarıldı.Kurt değil kurtlara karşı uyanık insan arayın.
    08 Ocak 2008 Salı 09:44

Yazarın Diğer Yazıları

    » Piyasalar
$ USD
1.5290
€ Euro
2.0540
IMKB
28.304
Altın
41.57
Mehmet Ali ÖZTÜRK
ozturk158@hotmail.com
Adem KAHRİMAN
Araştırmacı/Sosyolog-Yazar
Behçet BÜYÜKGÖKMEN
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Tüm Yazarlar
    Anket
    Yerel seçimler de hangi partiye oy vereceksiniz?
    AK PARTİ
    BBP
    CHP
    DP
    DSP
    DTP
    MHP
    SP
    ANKARA 06.01.2009
İmsak
-
5:32
Güneş
-
7:04
Öğle
-
12:01
İkindi
-
14:24
Akşam
-
16:47
Yatsı
-
18:11
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008