Bu Çin'e ikinci gidişim. Doğrusunu isterseniz ilk gidişimde kafamdaki Çin resmi oldukça olumsuzdu. Karşıma pespaye bir ülkenin çıkmasını bekliyordum. Ancak Shenzen hava alanına indiğimde bu düşüncemin yerini merak almıştı. Zira havaalanı Ankara Esenboğa veya Atatürk hava limanı yeni terminallerini aratmayacak lükslükte ve ihtişamda idi. Oysa Shenzen Çin’in güneyinde bir şehir ve Büyükşehirler arasında adı bile geçmiyor. Konum itibariyle bizim Mersin veya Adana illerinin muadili sayılabilir.
Kısacası ilk seyahatimin ilk dakikalarında Çin ile ilgili ansiklopedik bilgilerimin yeterince yenilenmediğini anlamış bulunmaktaydım.
Şimdi ikinci kez iş seyahati amacıyla Çin’in güneyinde Guang Dong bölgesindeyim. İlk seyahatimde olduğu gibi bu seyahatimde Taylan’la birlikte iki ülkeyi kapsıyor. Ancak bu yazımda sadece Çin’den bahsetmek istiyorum.
Çin denince Türkiye’de hep büyüyen bir ekonominin varlığından bahsedilirdi. Çin kasırgası, Çin tusunamisi gibi terimler hep Çin’deki ekonomik gelişmeyi ifade etmek için kullandığımız tabirlerdi. Evet Çin’in geliştiğini rahatlıkla görebiliyorsunuz.
Nüfusu 1.3 milyarlık bir ülkeden bahsediyoruz. Yani neredeyse dünya nüfusunun dörtte birinden.
Bu nüfus bugün günde 12 saat çalısıyor. Ellerine geçen ücretleri sorduğumuzda Türkiye’de bir asgari ücretlinin aldığı maaşı burada aranan bir kalifiyeli usta işçinin aldığını görüyoruz. Yani iş gücü oldukça ucuz.
Bu çalışma temposu Çin’in yıllık ihracatını 1 trilyon dolar sınırına çıkarmış durumda. Dış ticaret fazlası ise yaklaşık 150 milyar dolar olarak bekleniyor.
Bu rakamların getirdiği ekonomik refahın özellikle ticaretin yoğunlaştığı bölgelerde açık bir biçimde halkın yaşantısına yansıdığını görebiliyorsunuz. Bizdeki meşhur orta direk tabiri artık burada da var. Çin sosyal bilimler akademisinin yaptığı bir çalışmada Çin nüfusunun beşte birinin orta sınıf haline geldiği ifade ediliyor. Sehirlerde yaşayan hane halkı gelirinin 18-36 bin dolar aralığını bulduğu ve 1,3 milyarlık nüfusun 500 milyonun şehirlerde yaşadığını da unutmayalım.
Ancak her şeye rağmen şehir merkezlerinden uzaklaşıp kasaba şehirlerine geçtiğinizde karşınıza Çin’in ikinci yüzü çıkıyor. Gelişmeden pay alamamış ve tam bir üretim makinesine döndürülmüş insanlarla karşılaşıyorsunuz. Herkesin işinden başka bir şey düşünemediği ancak buna rağmen hayata telaşla değil sakin bir yaşantı ile tutunan insan manzaraları çıkıyor karşınıza.
Bizdeki orta büyülükteki bir il nüfusuna sahip bir kasaba şehrinde aynı sektörde faaliyet gösteren yüzlerce fabrikayı bir şehirde görmek mümkün burada. Bu sebeple Çin’lilerin sadece dünya ile değil birbiriyle de yarıştığını hissedebiliyorsunuz.
Kopya mamul üretiminin çok yaygın olduğu doğru. Ancak Çin malı dediğimizde kalitesizdir diyerek dudak büker hale gelmemiz Çin’lilerin suçu değil kendi işadamlarımızın suçu. Zira burada kalite talebinize göre üretiliyor.
Ucuz iş gücü ve üretim imkânları bu ülkeye birçok yabancı firmanın girmesine kapı aralamış. Zira kendi ülkelerinde aynı imkânları bulamayan rekabette geri kalmaktan korkan meşhur birçok uluslararası şirket üretim merkezlerini Çin’e kaydırıyor.
Ancak her şeye rağmen unutulmaması gereken bir başka gerçek daha var. O da bu geniş ülkede dünya nüfusunun neredeyse dörtte birinin yaşadığıdır. Dolayısıyla bu ülke aynı zamanda bir tüketim merkezi. Yani bir büyük pazar. Sadece ürünlerini ithal etmeyi değil ürettiğimiz ürünlerimizi ihraç etmeyi düşünecek ve mal satmak için kapısı aşındırılacak bir ülke.Ülke nüfusunun en az yüzde onunun lüks imkanlara alışık bir hayat yaşadığını varsayarsanız buradaki hedef müşteri gurubunuz 130 milyon demek.Bu ise neredeyse Türkiye nüfusunu iki katı ve Avrupa Birliği nüfusunun yarısı.
Çin gerçekten baş döndürücü bir değişim temposu içerisinde. Sosyalizmden kapitalizme geçişin her türlü emaresini görebiliyorsunuz. Kısa bir süre öncesine kadar Çin'e girmesi dahi düşünülemeyecek MC Donalds ve emsali kapitalizm öncü kuvvetlerinin bugün belki de Amerika’dan daha fazla sayıda Çin’de olduğunu söylersek abartmış olmayız.


