SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
 
Yazı Karakteri Boyutu:
   
25 Kasım 2007 Pazar 17:31
  Serdar AKCA
  
Tüketicinin Reklam Üzerindeki Gücü
 
  

Ülkemizde yıllık reklâm pastası yaklaşık 1,8 milyar dolar. Bu rakamın gelecek 10 yıl çerisinde 3 milyar doları geçeceği tahmin ediliyor. 

 

Peki, bu büyük pastayı kimler yiyor?

 

Elbette ki büyük çoğunluğunu genel ismi medya olarak ifade edilen basın yayın kuruluşları. Bu rakamın neredeyse yarısı tek başına televizyonlara gidiyor.

 

Ancak ne yazık ki bu büyük pastaya rağmen bin bir zorluklarla kurularak hayatlarını devam ettirmekte olan halkın maddi ve manevi değerleriyle barışık basın yayın kuruluşları hep sıkıntı içerisinde olagelmişlerdir.

 

Biz halk olarak ne kadar çok bu basın yayın kuruluşlarının yayınlarını takdir etsek de bu takdirimiz reklâm verenlerin gözünde bir değer ifade etmemektedir. Zira onlar reklâm verirken asıl hedef kitlesi olan bizlerin hissiyatına değil başka kıstaslara bakarak reklâm vermeyi tercih etmektedirler.

 

Amacım bu kıstasların neler olduğu üzerinde durmak değil. Ancak hiç şüphesiz ki bu kıstaslardan en önemlisi iktidar-güç ilişkisidir. Bu açıdan bakıldığında büyük kartel medyasının hiç sıkıntı yaşamadığını açık bir biçimde ifade edebiliriz.

 

Şimdi yazımızın asıl amacına gelelim.

  

Bizler hepimiz tüketiciyiz. Esasta bu reklâmlar bizleri etkilemek için verilmektedir. Ancak reklâm verenlerin tercih ettiği kuruluşlara bakarsanız büyük çoğunlukla yayınlarını tasvip etmediğimiz kuruluşlar olduğunu görürsünüz. Sahiplerini yakından tanıdığımız, yıllarca ürünlerinden başka ürün tüketmemeye gayret gösterdiğimiz, hatta hiç haberleri yokken güvenilirliklerini pekiştirmek için bilinçli bilinçsiz şehir efsaneleri uydurduğumuz birçok şirket her yere cömertçe ve bolca reklâm verirken söz konusu bizim basın yayın kuruluşları olduğunda ya hiç reklâm vermemeyi ya da ağızlarına sadece bir parçacık bal çalarak geçiştirmeyi tercih ediyorlar.

 

Biz tüketerek onları zengin ediyoruz. Ama onlar reklâmlarıyla bizim dışımızdaki basın yayın kuruluşlarını zengin etmeyi tercih ediyorlar.

 

Bizim olup ta o kadar çok sıkıntı yaşayan basın yayın kuruluşu biliyorum ki saymakla bitmez. Kaldı ki onların zengin olmaya değil ayakta kalıp yaşamaya ve bu kirlenmiş çağda karanlığa kandil yakmaya devam etmeye ihtiyaçları var. Buna sadece onların ihtiyacı yok bizim ve ailemizin de ihtiyacı var.

 

Bu sebeple bu konudaki duyarlılığımızı gözden geçirmemiz gerekmektedir.

  

Peki, neler mi yapabiliriz?

 

İşte size birkaç öneri:

 

Her şeyden önce tüm tüketim alışkanlıklarımızı gözden geçirerek işe başlamalıyız. Tüketimde önceliğimizi süreklilik arz edecek bir biçimde bizim olarak gördüğümüz basın yayın kuruluşlarına reklâm veren şirketlerden yana kullanmalıyız. Peki, bu şirketler hiç mi başka yere reklâm vermesinler? Elbette ki böyle keskin bir talebimiz yok. Ancak en azından bizim basın yayın kuruluşlarımıza da ya eşit ağırlıkta ya da daha çok reklâm veriyor olmalıdırlar.

 

Sonra ürününü tercih ettiğimiz firmaya tercihimizin firmanın reklâm verdiği basın yayın kuruluşu ile ilişkisini izah edecek iletişimler kurmalıyız. İmkânımız varsa bunu direk söylemeliyiz. Değilse e-mail-faks ve telefon gibi iletişim imkânlarını kullanarak gerçekleştirmeliyiz.

  

Bu küçük ayarlamanın genel bir uygulamaya dönüşebilmesi için yakınlarımızdan başlayarak çevremizi yönlendirmeliyiz. Ulaşabildiğimiz herkesi bu konuda uyarmalıyız. Bunu bir kampanyaya dönüştürüp ses getirmesini sağlamalı ve reklâm verenlerin dikkatini çekebilmeliyiz.

  

Bu önerileri çoğaltmak mümkün ama şimdilik bu konuda kıvılcım olabilecek bu birkaç madde ile yetinelim. Bunları bile yapabilirsek reklâm verenler üzerindeki tüketim gücümüzü kullanarak bizim olan basın yayın kuruluşlarımıza en önemli katkıyı sağlamış oluruz.

  

Ancak bütün bunlar kadar önemli bir nokta da izleme, dinleme ve okumada önceliğimizi bizim dediğimiz bu kuruluşlara vermektir. Yani önce onların ürünlerini tüketerek işe başlamalıyız. Değilse ceplerinde taşıdıkları emperyalist ürünü sigaralardan derin nefesler çekerek kahrolsun emperyalizm diye meydanları dolduranlardan ne farkımız kalır. Unutmayalım ki reklâm verenleri yönlendiren kriterlerden bir tanesi de ölçüm şirketlerinin yaptığı izlenirlilik, dinlenirlilik ve okunurluluk oranlarıdır.

YORUMLAR (1) adet
    Hakan
    Katiliyorum.
    Gelin bu konuda da duyarli davranalim.Avrupadan bile yapabileceklerimiz vardir mutlaka.Mesela TV5 neden reklam fakiri.Bizde TV5te cikan reklamlara bakarak alisverislerimizi ayarlayalim.
    30 Kasım 2007 Cuma 17:57

Yazarın Diğer Yazıları

Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Tüm Yazarlar
    ISTANBUL 07.09.2008
İmsak
-
5:00
Güneş
-
6:30
Öğle
-
13:09
İkindi
-
16:44
Akşam
-
19:37
Yatsı
-
20:59
    » Piyasalar
$ USD
1.2270
€ Euro
1.7480
IMKB
39.115
Altın
31.88
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008