22 Temmuz seçimleri sonuçlandı. Partilerin aldığı oy oranları ve çıkardığı milletvekili sayıları yaklaşık olarak şu şekilde oluştu:
Adalet ve Kalkınma Partisi:%46,54 340 milletvekili
CHP%20,79 112 milletvekili
MHP:%14,25 71 milletvekili
Bağımsızlar:%5,19 27 milletvekili
CHP%20,61
MHP:%8,36
Normal şartlar altında seçimler iktidarın ve muhalefetin icraat ve tutumlarının sorgulanmasını ve halka sorulmasını sağlayan bir mekanizmadır. Peki, bu seçimler böylemi gerçekleşti? Hiç şüphesiz ki hayır. İktidar partisi ve ana muhalefet partilerinin seçim kampanyalarına bakarsanız kampanyaların icraatlar üzerinden değil polemikler üzerinden yürütüldüğünü görürsünüz. Elbette ki bu durum iktidar partisinin işine yaramış ve CHP’de bu tuzağa düşerek polemikleri büyüterek seçim kampanyasını sürdürmüştür.
Özellikle 27 Nisan e-muhtırası ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin krize dönmesiyle başlayan süreç CHP zihniyeti ve devlet organlarına yerleşmiş ortaklarının tutumları Adalet ve Kalkınma Partisinin bu sonucu elde etmesinde temel etmen olmuştur. Devlet organları içerisinde adeta CHP’nin uzantısı gibi görünen bir kısım çevreler tutum ve tavırlarıyla halkın kızgınlık ve tepkisini artırmış ve bu tepki devlet içindeki CHP zihniyeti yapılanmasının gadrine uğramış gibi algılanan Adalet ve Kalkınma Partisinin işine yaramıştır.
Burada Baykal ve partisi CHP ile devlet içerisinde örgütlenmiş CHP zihniyetine mevcut cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer’i de eklemekte fayda var. Baykal sivil CHP zihniyetini idare ederken Bürokratik oligarşideki CHP zihniyetinin liderliğini Sayın Sezer’in yaptığı bir gerçektir. Yani Adalet ve Kalkınma Partisi sağ seçmenin tercihi olarak büyürken bu oyları kendilerine iten etmenlerden biriside Sayın Cumhurbaşkanının tutum ve davranışları olmuştur. Eğer meclis açıldığında Cumhurbaşkanı seçilemez ve anlaşmalı bir biçimde Ekim ayında yapılacak referandum takvimi işletilirse Sayın Sezer’in uzatmalı Cumhurbaşkanlığını sürdürmesi bir kere daha Adalet ve Kalkınma Partisinin işine yarayacaktır.
MHP’nin yükselen %6 oranındaki oyuna gelince; hiç şüphesiz ki bununda büyük bir bölümü Adalet ve Kalkınma Partisinin icraatlarından memnun olmayan ve merkez sağda başka alternatif bir parti bulamayan sağ seçmen ile CHP’ye kızan ve Türkiye’de estirilen ulusalcı dalgada MHP’yi tercih eden eriyen sol seçmen bandından geldiği görülmektedir.
Meclise kendisini taşıyan birkaç müstakil adayın dışında özellikle bağımsızlar hareketi adı altında meclise giren ve mecliste grup kurma barajı olan 20 vekil sayısına ulaşan DTP’si ise talep ve söylemleriyle bu dönemde meclisi oldukça gergin saatlerin beklediğini işaret ediyor. Ayrıca meclise bağımsız olarak giren ve açık açık sağı çekip çevirecek lider benim diye Rize’den oy isteyen Mesut Yılmaz ve partisinin görüşlerinin mecliste bulunması adına partisini feda edip kendisini meclise taşıyan Muhsin Yazıcı oğlu’nun da ayrı birer parti olduklarını vurgulamaya gerek varmı bilmem. Ama Tunceli’den Meclise bağımsız girmeyi başaran çiçek sulamayı seven milletvekilimiz Sayın Kamer Genç’in 23 Temmuz hareketi ile siyaset sahnesine geri dönmeye hazırlanan Tansu Çiller’den yana tavır alması ile DP’nin de meclise bir koçbaşı sokmayı başardığına vurgu yapmakta fayda var. Zira Çiller ve ekibinin DP-ANAP birleşme fiyaskosundan sonra geri dönüş için harekete geçme hazırlıklarını başlattıkları biliniyor. Dolayısıyla bu mecliste 3 partinin yanında CHP’nin içindeki DSP, Mesut Yılmaz nezdindeki eski ANAP, Muhsin Yazıcı oğlu nezdinde ki BBP, Kamer Genç nezdinde ki DP-DYP ile Bağımsızların meclise taşıdığı DTP ve Ufuk Uras nezdindeki ÖDP olmak üzere toplam 9 parti girmeyi başardı. Bu ise meclis çalışmalarının çok renkli bir yapıda geçeceğine işaret etse gerektir.
Burada dikkat çeken bir başka noktada seçim sistemindeki adaletsizliktir.3 Kasım seçimlerinde % 34 oy alan ve 367 milletvekili kazanan Adalet ve Kalkınma Partisi bu seçimlerde oylarını %12,5 arttırmasına rağmen %46,8 oyla ancak 341 milletvekili meclise taşıyabildi. Burada bağımsızların ve MHP’nin meclise girmesi önemli faktör oldu. Ancak 352 vekille seçime giden Adalet ve Kalkınma Partisi 13 milletvekili daha az çıkarırken 3 Kasımda 177 milletvekili ile meclise giren CHP ise aynı oy oranını korumasına rağmen 67 milletvekili kaybı ile meclise dönebildi. Seçime giren ancak barajı aşamayan partilerin toplam oranı 4,5 milyon oyla %13,75.Bu oran hiçbir şekilde mecliste temsil edilemeyecek. Bu tek başına MHP’nin aldığı oya yakın bir rakam. Bu çarpıklıkta 4,5 milyon oy mecliste temsil edilemezken aldığı 40 bin oyla Mesut Yılmaz ve 37 bin oyla Muhsin Yazıcı oğlu ve yaklaşık %4 oranla 23 DTP’li vekil meclise girme imkânına sahip oldular.
Burada dikkat çekmek istediğim bir diğer önemli noktada her ne kadar tribünlere oynama noktasında anlaşamaz gibi görünen 3 parti meclise girmiş gibi görünse de ekonomiyi idare etme konusunda tercihleri aynı olan, dış politika noktasında söylem farklılıkları olsa da geçmiş uygulamalarında eylemleri bir olan 3 parti ile karşı karşıyayız. Bu benzeşliğin milletimiz açısından ne getirip ne götüreceğini gelecek seçimlerde göreceğiz. MHP’nin 57.hükümet döneminde küresel dayatmalara karşı duramadığı tescilli bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. CHP ise 5 yıllık muhalefet döneminde Kemal Derviş politikalarını CHP’nin daha iyi uygulayacağını vurgulamanın dışında bir ana eksen farkı ortaya koymadı.
Yeni dönemde en fazla merak edilen konulardan birisi de partilerin fiziki yapılarını kimyasal uyuşmazlıklar yüzünden ne kadar uzun süre koruyabilecekleridir. CHP’nin içerisinde bulunan DSP’lilerin ve sağdan transfer edilen adayların hangi uyuşmazlık noktalarında partiden ayrılacağını kestirmek zor olmasa gerek. Geçmiş tecrübe bunun Baykal faktörüne bağlı olduğunu anlamamıza yardım ediyor. Adalet ve Kalkınma Partisi grubu ise en fazla çeşitliliği bünyesinde barındıran grup. Grup soldan transfer edilen adayların fazlalığı ile dikkat çekiyor. Köken itibari ile MHP, eski ANAP’lılar ve liberal çizgi ile muhafazakâr demokrat kesimden isimleri bünyesinde barındırıyor. Kesişme noktaları iktidar olan bu grubun ayrışma noktalarının ne olacağını kestirmek zor olmasa gerek. Mecliste özellikle ideolojik konuların tartışıldığı durumlarda tercihler herkesi baba ocağından yana tavır koymak zorunda bırakabilir. Benzer bir yapı MHP içinde söz konusu. Listelerinde Ecevit’in prensi olarak zikredilen bir solcu ile bazı solculara da yer vererek ulusalcı solculara oynayan MHP kimyasal uyuşmazlığını da ideolojik sebeplerle yaşayacaktır. Bakalım bu 3 parti bütünlüğünü ne kadar uzun süre koruyabilecek? Uzun sürmez gibi görünse de bekleyeceğiz ve göreceğiz.


