ARAMIZA KARGALARI SOKMAYALIM
Rice Ankara’ya gelmiş.
Sahi siz sayın başbakanın yaklaşık 10 gün önce ‘‘Rice ile telefonda görüştüm, bize birkaç gün verin PKK konusunda önemli adımlar atacağız’’ dediğini hatırlıyor musunuz? İşte gelen o Rice. Geliş gayesi sayın başbakanla telefonda konuştuğu söz için değil. Bir milyon kişinin ölümüne sebep oldukları Irak bataklığında kimlere ne rol yükleyeceklerini belirleyecekleri ‘‘Irak’a komşu ülkeler toplantısına’’ katılmak için.
5 Kasımda ise sayın başbakan ABD’ye gidiyor. Aktarılanlara bakılırsa Bush ile yapılacak toplantının en önemli konusu PKK terörü olacakmış.
Orta doğu neden karıştı?
Irak’ta neden bir milyon kişi öldü? Talabani, Barzani düne kadar birer çete reisi iken bugün biri Cumhurbaşkanı diğeri de itibarlı bir bölgesel aktör haline nasıl geldi? Irak’ta mezhebe dayalı çatışmalar neden yaşanıyor? Irak petrollerine el koyarak bu ülkenin zenginliklerini kasalarına aktaran kim?
İran ve Suriye’ye tehditler savuran ve bölgeyi cehenneme çevirecek savaş tehditleri ile bu ülkeleri hedef tahtasına oturtturan kim?
Son günlerde ülkemize yönelik çirkin saldırılarını artıran PKK terör örgütünün elindeki silahlar kime ait?
Yıllar önce İncirlikten havalanan Amerikan helikopterlerinin Güney doğuda kuş uçmaz kervan geçmez dağların üzerinde bu terör örgütünün milislerine gıda ve silah paketleri atarken basına yansıyan fotoğraflar unutuldu mu?
Düne kadar CIA ve MOSSAD ajanlarının basına yansıyacak kadar açık bir biçimde ziyaret ettiği ve hatta ajan emekli ABD askerlerinin gerilla eğitimleri verdiği kamplar bu terör örgütüne ait değimliydi?
Bu terör örgütünü cesaretlendiren yeni Ortadoğu haritalarını yayınlayanlar ve NATO toplantılarında askerlerimizin önüne koyacak kadar fütursuz davrananlar kim?
Sorular, sorular ve sorular. Yüzlerce soru. Ama tek cevap: ABD.
ABD yıllarca bu kargaları kimin gözünü oysun diye besleyip büyüttü sanıyorsunuz. Gözümüzü oyuyor diye kargayı sahibine şikâyet etmek ne işe yarar ki?
Şimdi ABD tüm bu olayların göbeğinde iken biz bu ABD’den terör örgütü PKK’ya karşı adım atmak için bile izin almak mecburiyetinde kalacağız öylemi?
Evet, öyle zira daha öncede belirtmiştim. Türkiye dış politikası ABD’nin lütfüne bağlıdır. Bu lütufla çizilen sınırların dışında at koşturamazsınız. Ancak içeride ateşli konuşmalarla yetinirsiniz.
Ne garip bir memleketiz. Siyasetçileri kargayı sahibine şikâyet ederken dün 1 Mart tezkeresi meclisten geçmeyince sevinçle Irak’a gitmeyerek ABD’ye haddini bildirdiklerini ifade edenler ve öyle olduğuna inanlar bu gün meydanlara dökülmüş birkaç çapulcu ABD kargası eşkıyaya haddini bildirmek için hepimiz geliyoruz naraları atıyorlar. Oysa bu gün bu kargalar bizi aynı bataklığa çekmek için yem olarak kullanılıyor. Biz askeri harekât yapacağız diye sınıra yığınak yaparken sayıları birkaç binle ifade edilen bu kargaların üzerimize üzerimize saldırmasını nasıl izah edeceksiniz.
Yine küresel bir tezgâhla karşı karşıyayız. Değilse bir şehirde aynı anda lise talebelerinin tümünün birbirinden habersiz neden aynı meydanlara doğru yürüdüğünü izah edebilmeliyiz.
Vatan sevgisi imandandır. Biz bu vatanı seviyoruz. Ancak bu sevginin kullanılmasına da müsaade etmemeliyiz. Biz bu PKK terörüne dünde şehitler veriyorduk. Rakamlar belki tek seferde bu kadar fazla değildi ama bir ay içinde verilen şehitlerin sayısı toplamda belki bundan da fazlaydı. Saldırıların artmasıyla toplumun bu konuda ki hassasiyetlerini zirveye çıkaracak tüm argümanlar kullanıldı. Medya seferber oldu. Milletimizde meydanlara döküldü.
Hatırlarsanız daha kısa bir süre önce bu meydanlar laiklik elden gidiyor naralarıyla doldurulmuştu. Ne oldu? Neredeye gitti laiklik. Ne yazık ki toplum meydanlara dökülmeye yani hangi yatakta aktığını bilmeyen bir nehir gibi aktığı yataktan habersiz süzülmeye meyyal hale getiriliyor. Hiç şüphesiz ki bu küresel eşkıyaların öncü kuvvetleri olan turuncu-pembe devrimlerle meşhur sarosçu vakıfların arayıp bulamadığı bir yapı.
Oysa düne kadar hatırlarsanız aynı meydanlarda kahrolsun Amerika sloganları atılıyordu. Bu günde bu olaylar sebebiyle protesto edilecek tek hedef ABD olmalıydı. Şimdi ise tüm bu senaryoların senaristini görmek isteyen ve protesto eden neredeyse yok. Filme kendimizi kaptırdıktan sonra figüranlarla uğraşmaktan esas oğlanın asıl suçlu olduğunu göremiyorsunuz. Hatta daha da ötesi esas oğlanı kahraman kurtarıcı olarak görüyorsunuz.
Bilesiniz ki her şeyin konuşulduğu ancak ne hikmetse başımızda ki tüm bu belaların müsebbibi olan BOP projesinin hiç gündeme getirilmediği bir süreçteyiz. Yaşadığımız son gelişmeler bu projede farklı bir sürecin başladığına işaret ediyor. En azından bu süreç adım adım bizide fiilen işin içine doğru çekiyor.
Bu gün ABD’yi yöneten Evengalistlerin kökeni püritenlik mezhebine dayanır. Bu mezhebin operasyonlarında en fazla kullandığı metot ise böl, parçala, yönet veya yok et. Şimdi Irak’a bakın. Önce ele geçirdiler, şimdi üçe böldüler. Bu bölünme sadece ırki temellerle de sınırlı kalmıyor. Mezhebi temellere indirilen ayrışmalar körükleniyor ve çatışmaya dönüştürülüyor.
Şimdi aynı işlemi daha rahat bir biçimde ülkemizde uygulamak için zemin hazır hale getirilmek isteniyor. Irki çatışmaların körüklenmesi ve ardından mezhebi ayrılıkların kaşınmasıyla daha derin ayırımlara doğru yönlendirilme.
Bu oyuna gelmemeliyiz. Bu topraklar hepimizin. Terörist olan PKK’yla Mehmetçiğimiz baş edecek güçte. Ama kendi içimizde kardeşlik bağlarımıza zarar verecek hiçbir oyuna da alet olmamalıyız Emin olun bu BOP projesinde üzerimize oynanan oyunları boşa çıkarabilmenin tek yolu birbirimize daha sıkı kenetlenmek. Allahın bize kardeş kıldığı herkesi rengi, dili, rkı, mezhebi ve ülkesi ne olursa olsun daha sıkı kucaklayabilmek.
O halde meydanlara dökülmek yerine birbirimize daha sıkı sarılalım ve kucaklaşmamızın dünden daha anlamlı olduğunu unutmayalım.
serdarakca@haberdem.com