Taklitçi bir millettin bütün mukaddes değerleri de yozlaşmıştır. Ne vatan duygusu, ne bayrak sevgisi, ne milletin kutsallığı ve bu kutsallar için gerekirse canın verilmesi onda bir his uyandırmaz. (AB – Avrupa Birliği hayranlarının kulakları çınlasın)
Millet olma, milli değerlerine sahip olma çabası bir şahsiyettir, izzettir, şereftir. Milletimiz tarihin en asil bir milletidir. Yedi asır dört kıtada hak’kı, adaleti, insanlığı, ilmi ve ahlakı bütün insanlığa öğretmiştir.
Burada bir parantez açarak “millet” kelimesine bir açıklık getirmek gerekir. Aslı arapca olan bu kelime, ırkı tarif etmez, inanç birliğini tarif eder ve değişik ırklardan da olsa aynı inancı paylaşan bir topluluğun adıdır. “Millet-i İbrahim-i hanifa...” ayetindeki “İbrahim’in milletinden...”olduğu gibi. Bir hadis-i şeriflerinde bu konuya açıklık getiren Peygamberimiz; “İnananlar bir millet, inanmayanlar diğer bir millettir” buyurmaktadır.
Bugün artık batı, bekârlarını evlenmeye, AİDS korkusuyla cinsel ilişkinin tek eşle yapılmasına, evlileri de çocuk yapmaya teşvik etmekte, her doğan çocuk için “çocuk zamları vermektedir” Ancak bütün bu tedbirlere rağmen batının nüfusu artmamakta, ortalama yaş oranları yükselmekte ve batılı bütün ülkeler gittikçe yaşlı adamlar ülkesi haline dönmektedirler.
Toplumumuzda, “bekârlarınızı evlendirin...” hükmü geçerli iken ve bu uğurda çaba gösterenler “dünürbaşı” ilan edilerek büyük hürmet görür, kız ve oğlan tarafı birbirlerine “dürü” adında hediyeler verirken dünürbaşıyı da unutmaz, ona da dürü verirlerdi. Hâlâ ülkemizin bazı bölgelerinde “kirve” ile “dünürbaşı” aynı şekilde hürmet görmektedir.
Dünürbaşı, emin bir insandır. Kendisine güvenilir. O da elinden geldiğince tarafların güvenini sarsacak hareketlerden kaçınır.
Sevilen, sayılan bir insandır. Sadece gençlerin evlendirilmeleriyle değil onların hayatları boyunca karşılaşacakları aile içi kırgınlıklarda her iki tarafın hakemi olarak aralarını bulmada onlara yardımcı olur, yuvanın yıkılmasını önler.
Dünürbaşı sır saklayan bir insandır. Tarafları ait sırlar ve eğer bunlar uygun bir zamanda söylenmeyecekse, gerekirse kendisiyle birlikte kabire girer.
Bekârların evlendirilmeleri, toplumda her kesin görevli olması gerektiği gerçeğini unutan bazı insanlar, kendi atıl durumlarının hesaplarını nasıl vereceklerini düşünmeden, bu konuda çalışma yapmaya istekli olanlarında önünü kesmeye kalkışmaktadırlar.
“Sana çöpçatan derler. Sakın sen bu işlere karışma” veya “iyi çıkarsa kendilerinden, kötü çıkarsa senden bilirler” şeklindeki yalan-yanlış tavsiyeleri çevrenizde birçok kişiden duyarsınız. Bu tip sözler sizin şevkinizi kırar, evlendirme konularında yardımcı olamaya korkarsınız. Böylece “bekârlarınızı evlendirin” hükmü yürürlükten kalkmış olur ve çevreniz birçok bekâr insan oluşmaya başlar. Diğer taraftan da “Bekârlık sultanlıktır” tekerlemesi ile bu kıvılcım ateşlenir. Hâlbuki “Evlilik sultanlıktır.” Evlenip yuva kurmak, sevincinizi ve üzüntünüzü paylaşan bir eşe sahip olmak, çocukları olmak ve onların sevgisini paylaşmak gibi mutluluk düşünülebilir mi hiç?
Ve eğer bekârlık sultanlık olsa idi, Hz. Âdem’i Cennet gibi bütün ihtiyaçlarını zahmetsizce karşıladığı bir yerde yaratan Allah (c.c) ona, Hz. Havva gibi bir eş yaratarak onu yalnızlıktan kurtarır mıydı?
Evlendirme çalışmalarına büro olarak başladığım günlerde bazı arkadaşlarım ve akrabalarım, yukarıda da belirttiğim sözlerle gibi cümlelerle beni alaya almaya başladılar. Çalışmalarımı topluma duyurmaya uğraştım. Haber bültenleri neşrettim. Röportajlar yaptım. Makaleler hazırladım. Reklâmlar vermeye çalıştım. Her seferinde basın ve yayın organlarında zorluklarla karşılaştım. Hatta parasını ödeyerek reklâm vermek istediğim bir gazetenin Ankara reklâm müdürü; “ Biz bu reklâmı neşredemeyiz. Sonra bize ne derler?” dedi.
Yaptığım işin yanlış ve yasa dışı olmadığından, kimseden çekinmeden çalışmalarıma devam ettim. Bir insanın inandığı doğruları hayata hâkim kılmasından daha tabii ne olabilirdi.
Gelecek yazı: EVLENDİRMEK SEVAPTIR



