Bir insanı “gelecek umudu” yaşatır. Bunu ifade eden birçok atasözlerimizin biri de bu; “Ümitsiz yürek, petrolsüz lambaya benzer” sözüdür. Nasıl gaz yağı olmayan lamba yanmazsa ümidini yitirmiş insan veya ümidini yitirmiş toplumda yaşayamaz. Bu durumda olan bir insan hele iman nimetinden yoksunsa yapacağı tek şey intihar etmek olacaktır.
Ümitsizliğe düşmüş, geleceğinden ümidini kesmiş bir toplum da anarşi ve terörün içersinde kıvranmakta olan bir topluluktur. O toplumda öldürmeler ve cinayetler artmıştır. İntiharlar artmıştır. Hırsızlık, soygun ve gasp (kap-kaç) artmıştır. Tecavüz ve taarruzlar artmıştır. Toplumsal olaylar kendini ani olarak değil yavaş yavaş hissettiği için de gün geçtikçe bu tip olayların arttığı tespit edilmektedir.
Köyünde, kasabasında eşi ve 2–3 çocuğu ile geçinmeye mecbur bir aile reisinin içerisinde yaşadığı hali tasavvur edebilir misiniz? Evin ihtiyaçlarına yetişmek için didinen bir babanın bugün geleceğe ümidi var mıdır, sizce? Olabilir mi? İstek ve taleplerine cevap alamayan bir annenin geleceğe ümidi olabilir mi? Öğrenimini sürdüren, kırk kapıdan iş aradığı halde hepsinden geri çevrilen, evlenecekse bunun masraflarını yapamayan bir evladın gelecekten ümidi olabilir mi?
Uzun süredir yatırım ve üretimde ciddi düşüşler meydana gelmeye başladı. Bu yüzden işsizlik süratle artıyor.
İç talepteki daralma sebebiyle, piyasada tehlikeli boyutta durgunluk başladı. Dar ve orta gelirli vatandaşlarımızın beslenmesinde önem taşıyan, buğday, bakliyat, pirinç, sıvıyağ fiyatları büyük ölçüde arttı, artmaya devam ediyor.
Halkımızın temel gıdalarına 6 ay içerisinde gelen fiyat artışları, altından kalkılmaz bir hal almıştır. Pirince yüzde 123, ayçiçeği yağına yüzde 175, Kuru fasulyeye yüzde 161, Nohuda yüzde 175, Fakir sofraların vazgeçilmez yiyeceği bulgura yüzde 100 zam gelmiştir.
NE İŞLE MEŞGULÜZ
Bizim yöneticilerimiz çelik çomak oynamakta, millet işsizlik, yokluk, kıtlık, pahalılık içerisinde kıvranırken, bunlar horoz dövüşü yapmaktadır. Sanki Hacivat’
Memuru, işçisi, emeklisi, esnafı, çiftçisi ve işsizi başta olmak üzere milletin büyük çoğunluğu, yoksulluk ve açlık sınırına itilmişken Allah aşkına söyledikleri şu cümlelere bir bakın. Biri birini “ciddiyetsizlikle, sürrealistlikle” suçluyorlar. Öbürü, “patavatsız – pişkin” diye karşılık veriyor. Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş. “Seninki benden kara” kavgası yapıyorlar. Aylardır milletimizi bu kısır kavga ve çekişmelerle oyalıyor, kandırıyorlar. Bu tavırlar, milletimizi geriyor, kamplaşmaya ve huzursuzluğa neden oluyorlar.
Her salı, Meclis’teki siyasi parti gruplarında yapılan konuşmalarda, Dış politika, ekonomik ve sosyal konulardaki gelişmeler ve bunlara ait çözüm teklifleri mi tartışılıyor mu? Milletin dertleri masaya yatırılıyor, bunlara çözüm arayışları içerisine giriliyor mu? Hayır. Tam tersine toplumda gerilimi ve kamplaşmayı tırmandıracak konuşmalar yapılıyor. Çünkü her biri bu konuşmalardan siyasi rant (haksız gelir) elde etmek istiyor.
Gıdada kendi kendine yeten 7 ülkeden biri olarak övünüyorduk. Şimdi Ülkemizi sömürge ülkesi haline getirdiler.
“1997 yılındaki Refah-yol iktidarından sonra bu güne ekmeğin fiyatı 57 kat, etin fiyatı 65 kat, yumurtanın fiyatı 140 kat, sütün fiyatı 50 kat artmış bulunmaktadır” demektedir. Ve ilave etmektedir; “milletimiz o günleri özlemle anıyor. Neden hala milletimiz Necmettin Erbakan Başbakanlığında kurulan o hükümeti efsane olarak anıyor ve anlatıyor” diyerek önemli bir gerçeği belirtmektedir.
Tabii haklı olarak Kutan; “İşte bizim gömlek farkı dediğimiz budur. Demek ki bu işler Milli Görüş gömleğini çıkarmakla ve yerine başka gömlekler giymekle olmuyormuş” demektedir.



